AKP İktidarı’nın Kentsel Sınırları: 13 Yıllık Bir Hesap Özeti


13 yıllık iktidara kentler üzerinden baktığımızda, bugün hissedilen ve ardı ardına gelen yakıcı anların pek de şaşırtıcı olmadığı görülecektir. AKP iktidarının kentsel politika ve uygulamalarının, yaşadığımız ve içinden çıkması zor bir derinliğe erişen çok boyutlu krizin erken uyarı sistemi gibi bir işleyişi oldu.

Henüz iktidarın, yaptığı ‘‘reformlar’’ ve ekonomik büyüme sebebiyle ulusal ve uluslararası kamuoyu tarafından kucaklandığı, bugün Erdoğan karşısında açık pozisyon alan The Economist gibi mecraların, AB’nin, ABD’nin ‘‘Ortadoğu ve İslam Dünyası’na model ülke’’ pompalaması ile iktidarı kutsadığı zamanlarda, mekanda yaşanan dönüşümler giderek dibe çekildiğimiz bu krize ışık tutuyordu.

Benim gibi kent çalışan araştırmacılar, kentsel dönüşüm mağdurları veya kent aktivistleri için, gücün ve sermayenin aşırı merkezileşmesi ve otoriterleşme süreci ile demokrasinin tamamen askıya alınması, ufukta gördüğümüz ve hızla yaklaşan bir gemi gibiydi. O gemi 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde geldi, tam sürat kıyıya vurdu.  

2011 yılında Stuttgart şehrinde gerçekleşen Ortadoğu kentlerinin konu edildiği bir konferansta yaptığım konuşmanın başlığı ‘‘Askıda Demokrasi: Türkiye Modelinin Kentsel Sınırları’’idi.

AKP ve Erdoğan, hegemonyasını mekan üzerinden kurmayı denedi. İktisadi birikim modeli mekansallaştı. Servet mekan üzerinden elde edildi ve dağıtıldı. Kamu toprakları, şeffaf olmayan ilişkiler ağı ile iktidarı besleyen ve yeni palazlanan sermaye grupları arasında bölüştürüldü. Mega projeler, mega rant ve mega ekolojik yıkımlar üretti.

Kamu otoritesi, kamu yararı ve ekolojik sürdürülebilirlik yerine eşsiz rantlar yaratmaya imkan tanıyacak şekilde bu sermayedarlar lehinde planlar yaptı. Planlama yetkileri merkezileştirildi. Kentsel yatırım kararları neredeyse sadece bir adam tarafından alınır oldu.  

İnsanların evleri, mahalleleri, parkları, meydanları, yaşam alanları tepeden inmeci bir şekilde, katılım imkan ve mekanları yaratmadan, ‘‘kentsel dönüşüm’’ adı altında saldırıya uğradı, zorla ellerinden alınmaya çalışıldı.

İktidarın yönetsel aygıtları da mekansallaştı. İktidar gücünü devletin hem rıza üreten hem de zor kullanan aygıtlarına dayanarak toplamaya kalktı.

Medyada alan daraltıldı. ‘‘Al gülüm ver gülüm’’ ekonomisi içinde müteahhitlerden toplanan paralarla ‘‘yandaş’’ olarak adlandırılan medya grupları yaratıldı.

Kamusal mekanlar, meydanlar polisiye önlemlerle gözetim ve denetim altına alındı. Toplantı ve gösteri özgürlüğü engellendi. Nazi Almanyası’na yakışan boyut ve yapaylıkta devasa meydanlar, kapatılan kent merkezlerinin yerine geçmek için inşa edildi.

Tüm cadde, sokak ve ara sokaklar MOBESE’lerle kuşatıldı. Ancak ‘‘Büyük Birader’’in gözü seçici olarak suçluyu değil, eylemciyi izledi.

Mahallelerinin yıkımına karşı örgütlenen gecekondu sakinleri, parklarını savunan kent aktivistleri, kentsel dönüşüm projelerine karşı çıkan kentsel muhalefet, meslek odaları topyekün suçlulaştırılmaya çalışıldı. Muhalefet edenlere ‘‘terörist’’ yaftası yapıştırıldı. Meslek odalarının yetki ve kaynakları ellerinden alındı.

Mekansal müdahalelerin önünü açmak, muhalefeti daraltmak için ‘‘kültür savaşı’’ argümanları sürekli beslendi. Kitleler kışkırtıldı. İkili karşıtlıklar yaratmak için her türlü dezenformasyon ve manipülasyon yapıldı.  

Polis gücü militarize edildi, kentsel manzaramız için TOMA’lar, Akrep’ler, eli otomatik tüfekli özel kuvvetler ‘‘normalleşti’’. Güvenlik konsepti ‘‘iç tehdit’’ vurgusu ile kentselleşti. Diyarbakır’dan İstanbul’a sık sık OHAL durumları yaşanır oldu. Göstericilere karşı orantısız şiddet, olağanlaştı.

Şırnak, Hakkari, Diyarbakır gibi belli kentlere adeta savaş açıldı. Kentler kuşatıldı, sokağa çıkmak yasaklandı, giriş çıkışlar engellendi, kentsel hizmetler askıya alındı. Kentlerin seçilmişleri tutuklandı. Kentlerin Ankara’dan atanmışlarının aldığı kararlar ile çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden siviller öldürüldü.   

Demokratik yollardan başkanlık rejimi lehine bir kamuoyu yaratılamamasına rağmen, ‘‘kaçak’’ olarak inşa edilen devasa bir Saray ile defakto başkanlık rejimi ilan edildi. Bir kere daha ‘‘mekansal müdahale’’, politik gerçekliğin belirleyicisi oldu.

13 yıllık AKP iktidarının seyrine, kentlerden ve mekanda yaşanan dönüşümlerden baktığımızda, siyasi güç ve paranın aşırı birikimi sonucunda derinleşen ve artık bakıp da görmemenin imkansız olduğu bu kriz, hiç ama hiç şaşırtıcı değil. Daha yaşanabilir kentler, daha özgür mekanlar, daha hakkaniyetli bir hayat için demokrasinin kentsel sınırlarını da genişletmemiz gerekiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s