‘Kentsel Dönüşüm’den ‘Özenle İyileştirme’ye: Mekân Politikalarında Yeni Bir Paradigma Arayışı


toki_Taner DURSUN_1
Fotoğraf: Taner Dursun

Türkiye’nin 2000’li yıllarla birlikte mekân politikalarının merkezinde “kentsel dönüşüm” (KD) anahtar kelimesi yer almaktadır. KD bir mekân politikası olmanın ötesinde, hem söylem olarak hem de mevcut yasal çerçevesi ve uygulamalarıyla, birbirlerini besleyen kentsel ekoloji ve demokratikleşme krizlerinin kristalleşmesini ifade etmektedir. Topyekûn yıkım ve yeniden inşa şeklinde tezahür eden KD uygulamalarının, kentsel adaletsizliği derinleştirdiği, kent ekolojisi üzerinde yıkıcı etkileri olduğu, dar bir siyaset ve sermaye eliti dışında karar alma süreçlerine kentlileri katmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla, derinden hissedilen bu ikili kentsel ekoloji ve demokratikleşme krizini aşmak için mekân politikalarında bir paradigma dönüşümüne ihtiyacımız vardır. Kentsel dönüşümü dönüştürmek için, sadece mevcut uygulamalara odaklanmak yetmez, aynı zamanda mekân politikalarının nasıl olması gerektiğini de tartışmamız gerekmektedir. Kentsel dönüşümün DNA’sını iyi anlamak, yapısını sökmek ve kategorik olarak bambaşka bir politika geliştirmek, önümüzde duran gerçek bir mücadele alanıdır. Yazıda, mevcut KD paradigması, olması gereken özenle iyileştirme yaklaşımıyla karşılaştırmalı olarak ve prensipler üzerinden ele alınmaktadır.

Amaç: RANTI BÜYÜTMEK ◄► YAŞAMI İYİLEŞTİRMEK
Kentsel dönüşüm (KD) paradigmasının temel amacı, inşaata dayalı ekonomi modeli için kentsel rantı büyütmek, büyüyen rantın eşitsiz dağıtımı üzerinden sermaye birikimini sağlamak ve (hükümet – seçmen, hükümet – sermaye arasında kurulan) patronaj ilişkilerini sürdürmektir. Uygulamalarda yıkım ile rantın büyüklüğü doğru orantılıdır. KD aktörleri, inşaat rantını Türkiye’nin petrolü olarak gördüklerini açıkça beyan etmektelerdir.

Özenle iyileştirme paradigmasının amacı ise, yaşam alanlarını ve üzerindeki hayatın koşullarını, yaşayanların tanımladığı şekilde ve farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla iyileştirmektir.

Yöntem: MAKSİMUM YIKIM ◄► MİNİMUM YIKIM
KD paradigmasının yöntemi, bir yaşam alanının topyekûn yıkılarak önce “arsa” haline getirilmesi ve bu boş arsa üzerinde yeniden inşa edilmesi biçiminde gerçekleşir. Hatta “kentsel dönüşüm = yıkım” şeklinde bir denklem sözkonusudur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ ve belediyeler “yıkım şöleni” adı verilen etkinlikler ile kentsel dönüşüm projelerini başlatmakta, yıkımı adeta kutsamaktadırlar.

Özenle iyileştirme yaklaşımında gereksiz yere yıkım yapılmaz. Her yıkımın görünür ve gizli mağduriyetleri de beraberinde getirdiğinin farkındalığı ile hareket edilir, yıkımlar şölenlerle kutlanmaz.

Afet: FIRSAT ◄► RİSK
KD paradigmasında deprem riski, dönüşüm sürecini kolaylaştıracak bir araç olarak görülmektedir. Yıkarak yeniden inşa pratiğini meşrulaştırmak için afet söylemi devreye sokulmakta, riskli alan ve bina analizleri düzgün biçimde yapılmadan, üzerinde zaten bir proje geliştirilmek istenen yerler seçilmektedir. Derbent, Armutlu (Sarıyer) ve Cumhuriyet Mahallesi (Sultangazi) gibi 6306 sayılı Afet Yasası kapsamında öncelikli olarak “riskli alan” ilan edilen yerlere baktığımızda, buraların hâlihazırda dönüştürülmek istenen yerler olduğu görülmektedir. İstanbul’un zemini sağlam bölgelerindeki mahalleler ve bazı toplu konut alanlarının riskli alan ilan edilmesi, buna karşın 1999 depreminde büyük hasar gören bölgelerin öncelikle dönüşüm alanı ilan edilmemesi, afet riskinin rant getirisi yüksek alanların dönüşümü için bir fırsat olarak görüldüğü iddialarını desteklemektedir.

Özenle iyileştirme paradigmasında “afet / deprem”, üzerinde önemle durulması gereken, risk bilgisinin şeffaf biçimde üretilip paylaşıldığı, nasıl bir müdahalede bulunulması gerektiği kararının demokratik biçimde alındığı ciddi bir risktir.

Plan: PARÇACIL ◄► BÜTÜNCÜL
KD paradigmasında plan, uygulanmak istenen projelerin önünü açmak, onları “kılıfına uydurmak” için, üst ölçekli planlarla ve kentin bütünü ile uyumunu gözetmeden, parçacıl biçimde, katılıma kapalı ve çoğunlukla mevcut planların tadilatı şeklinde ele alınmaktadır. Planlar, mahallelerin mevcut durumlarını yok sayarak yapılmaktadır. Dolayısıyla, planlama ilkelerine ve plan yapım yöntemlerine uymayan KD planları, çoğu kez yargı süreçleri sonucunda iptal edilmektedir.

Özenle iyileştirme paradigmasında planlama bütüncül biçimde, mekânsal, toplumsal, ekonomik, ekolojik, kültürel, coğrafi bütün boyutları merkeze alarak, yaşayanlarla birlikte katılımcı biçimde yapılır. Plan mevcut yerleşimleri dikkate alarak, proje de planlara uygun olarak geliştirilir.

Proje: ARZ ODAKLI ◄► TALEP ODAKLI
KD paradigmasında projeler birbirlerinin kopyalarıdır. TOKİ ve birlikte çalışılan müteahhit firmaların öncelikleri çerçevesinde, maksimum metrekare üretmek ve satmak üzerine geliştirilirler. Projeler yaşayanların ihtiyaçlarına uygun biçimde tasarlanmaz. Kullanıcıların mevcut tasarımlara kendilerini adapte etmeleri beklenir; kültürel arkaplanları, mekân kullanım alışkanlıkları ve ihtiyaçları çerçevesinde projeleri dönüştürmeleri kesinlikle kabul edilmez.

Özenle iyileştirme paradigmasında proje talep odaklı geliştirilir. Tasarım, kullanıcıların profiline ve ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde, katılımcı bir yöntemle hazırlanır. Tekil konut birimlerinden ortak kamusal alanlara tüm proje, kullanıcılar ile uzmanların ortaklığında hazırlanır.

Boyut: MEKÂNSAL ◄► ÇOK BOYUTLU
KD paradigması salt mekânsal müdahaleler uygular. Mekânı da bağlamından soyutlar. Mekânsal müdahaleyi ne toplumsal, ekonomik, ekolojik, kültürel boyutlarını dikkate alarak yapar, ne de yapılan müdahalenin toplumsal, ekonomik, ekolojik ve kültürel etkilerini değerlendirir.

Özenle iyileştirme yaklaşımı mekânı bağlamıyla birlikte ele alır, dolayısıyla çok boyutlu olmak zorundadır.

Zaman: KISA VADELİ ◄► UZUN VADELİ
KD paradigması proje odaklıdır, kısa vadelidir ve hız peşindedir. KD aktörleri bir projeyi gerçekleştirirken aynı zamanda bir sonraki proje alanını belirler. Hız, dönüşüm döngüsünün temel bileşenidir. Çoğu kez, davalı projelerle ilgili yargısal süreçler tamamlanmadan, bir alanın yıkım ve yeniden yapımı sonuçlandırılır. Yürütmeyi durdurma kararları, şaibeli projeleri durdurmayı başaramaz.

Özenle iyileştirme paradigması projeden çok süreçle ilgilidir. Mevcut kullanıcıların ortak hareket etme kapasitesini ilerletmeyi hedeflediğinden, kaçınılmaz olarak uzun vadelidir. Yapılacak müdahaleler zamana yayılmış, hem toplumsal hem de finansal açıdan başedilebilir müdahalelerdir.

Kent Toprağı: ARAZİ ◄► YAŞAM ALANI
KD paradigmasında kent toprağı “arazi” olarak görülür. “Rant değeri ne kadar yüksek” ve “mevcut değer ile geliştirilecek proje sonrası kazanacağı değer arasındaki rant makası ne kadar açık” diye bakılır. KD aktörleri tüm kent toprağını geliştirilmeyi bekleyen arazi olarak gördüğünden ve benzer projeler üretildiğinden, kentler de birbirlerine benzer.

Özenle iyileştirme yaklaşımında kent toprağı “yaşam alanı” demektir. Üzerindeki tarihten, toplumsal yaşantıdan, topografyasından ayrı düşünülemez. Ayrıca toprak ekolojik döngünün parçasıdır, yaşamın kendisidir. Toprak üretkendir, kentsel tarım faaliyetleri mahallelere can katar.

Yaşam Birimi: SİTE ◄► MAHALLE
KD paradigmasının ürettiği yaşam birimi, farklı gelir gruplarına göre ayrışmış (güvenlikli) “site”dir. Zenginler için “cazibeli” konseptleri olan, havuzlu, sosyal tesisli; daha yoksul olanlar için ise TOKİ tarzı toplu konutlar biçiminde üretilir.

Özenle iyileştirme paradigmasının yaşam birimi “mahalle”dir. Mahallelerin etrafında duvarlar örülmez, girişlerinde güvenlik kontrol noktası olmaz, içerilerine kadar toplu taşıma araçları giriş yapabilir. Yaşayanlar gelir gruplarına göre keskin biçimde ayrışmaz. Bina ile sokak arasında daha dolaysız bir ilişki kurulur.

Ticaret Birimi: AVM ◄► ESNAF VE ZANAATKÂR
KD paradigmasının temel ticaret birimi alışveriş merkezidir (AVM). AVM’ler tüketicileri A, B, C gibi farklı gelir gruplarına göre kategorize eder ve her bir gelir grubuna hitap edecek şekilde kent genelinde konumlandırılırlar. KD modeli çerçevesinde üretilen sitelerin bir kısmı doğrudan bir AVM’nin üstünde veya AVM ile aynı kompleks içinde bulunurken, diğerleri ulaşım altyapısı ile erişilebilir biçimde yerleştirilmiştir. Büyük markaların satış yaptığı bu merkezlerde yerel esnafın varlığını sürdürmesi pek mümkün değildir.

Özenle iyileştirme paradigmasının ticaret birimi esnaf ve zanaatkârlardır. Sokak ve ana cadde ticaret aksı olarak hizmet eder. Mahalleler karma kullanımlıdır. Yaşayanların kendileri tarafından işletilen ticaret birimleri yerel ekonomiyi destekler, ekonomik dirençlilik sağlar, istihdam yaratır.

Üretim: DESANTRALİZASYON ◄► KARMA KULLANIM
KD paradigması kategorik olarak üreten kente karşıdır. Sanayiyi yüksek rant getirisi olan kent toprağını “işgal” eden yanlış işlevlendirme olarak görür. Üretimin kent merkezinden çıkartılması ve buraların arazi rantına açılması ekseninde planlama yapar. Sanayi, organize sanayi ve serbest ticaret bölgelerinde ve teknoparklara kapatılır.

Özenle iyileştirme paradigmasında üretim önemlidir. Yaşam alanları ve üretim alanları, çevresel etkileri dikkate alınmak koşuluyla birarada varolabilirler. Yerel üretim, istihdam yarattığı gibi yaşayanların ulaşım talebini de azaltacağı için, ulaşım altyapısı ve hizmeti üzerindeki baskıyı da hafifletmeye yardımcı olur. Kentsel tarımsal üretim ise gıda güvenliğinin sağlanması açısından ayrıca önemlidir.

Ortaklık: KAMU-ÖZEL ◄► KAMU-HALK
KD paradigmasının ortaklık modeli, kamu idaresi ve piyasa aktörleri arasında gerçekleştirilen kamu-özel ortaklığı (Public Private Partnership / PPP) şeklindedir. TOKİ ve belediyeler müteahhitlerle kentsel dönüşüm projeleri için ortaklıklar yapar, protokoller imzalar. Bu ortaklık modeli içinde, karar alıcı olarak kullanıcılar yer almaz.

Özenle iyileştirme yaklaşımında halk ve kamu idaresi, “kamu yararı” çerçevesinde ortaklık yapar. İyileştirme sürecinin başında imzalanan taahhütname ile taraflar birbirlerini tanır, hak ve sorumluluklarını karşılıklı olarak belirler.

Alan Yönetimi: SİTE YÖNETİMİ, ŞİRKET ◄► DEMOKRATİK MEKANİZMALAR
KD paradigmasında geliştirilen projelerin alan yönetimi bir site yönetimi tarafından gerçekleştirilir. Çevre düzenleme, güvenlik, ortak alanların kullanımı, tadilat ve benzeri konular hakkında kararları alan ve uygulamaları gerçekleştiren, profesyonel hizmet sunan şirketler vardır. TOKİ’nin ve belediyelerin iştiraki olan büyük toplu konut yönetim şirketleri çok yüksek rakamlarda metrekareleri toplu halde yönetmektedir. Haliyle demokratik mekanizmalardan ve yaşam alanının yönetimine yaşayanların katılımından bahsetmek mümkün olamamaktadır.

Özenle iyileştirme yaklaşımında alan yönetimi demokratik mekanizmalar ile gerçekleştirilir. Muhtar mahalle ölçeğinde önemlidir ve muhtarlık kurumunun daha temsili ve demokratik olmasını önemser. Belediye, yine alanın yönetiminden sorumlu, yurttaşa hesap vermekle yükümlü, bütçesini kullanıcıların ihtiyaç analizi ve katılımına göre yapması beklenen birimlerdir. En önemlisi, mahallelerin yönetiminde dernekler ve mahalli kuruluşlar vasıtasıyla örgütlenmiş halkın doğrudan katılımı hedeflenir.

Siyasi Aktörler ve Bürokrasi: İŞ BİTİRİCİ ◄► DESTEKLEYİCİ
KD paradigmasında siyasi aktörler ve merkezî / yerel bürokrasi “iş bitirici” olarak çalışır. Projeleri geliştirecek müteahhitleri bulur, rant değeri yüksek alanları belirler, yaşayanlar arasındaki aykırı sesleri ikna etmeye çalışır ve arazi rantı pastasını dağıtıp kendi de bu pastadan “beslenir”.

Özenle iyileştirme yaklaşımında siyasi aktörlerin ve bürokrasinin önce yaşayanları meşru görüp “tanımaları”, sonrasında da halkın kendi iyileştirme süreçlerini desteklemeleri beklenir. Siyaset ve bürokrasi kurumu yaşayanlara gerekli teknik desteği sağlamalı, finansman modellerini geliştirmeli ve yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmalıdır.

Müteahhit: BAŞ AKTÖR ◄► SON AKTÖR
KD paradigmasında baş aktör müteahhitlerdir. Bütün dönüşüm sürecinin en başından itibaren yer alırlar. Yaşayanları projelere ikna etme konusundaki sıkıntılarını aşmak için aracı şirketleri devreye sokarlar, mevcut yasal mevzuatı bu yönde zorlarlar.

Özenle iyileştirme paradigmasında müteahhit en son aktördür. Bütün kararlar alındıktan sonra gerekirse, yaşayanların kontrolünde devreye girerler.

Uzmanlık: İNŞAAT MÜHENDİSİ ◄► FARKLI DİSİPLİNLER
KD paradigmasının temel uzmanlığı inşaat mühendisliğidir. Genel olarak kentlere ve özel olarak da mekânsal müdahalelere bu perspektiften bakılır. TOKİ’nin toplu üretim modelinde ve jenerik tasarımlarında bu nokta açıkça görülmektedir.

Özenle iyileştirme yaklaşımında farklı uzmanlık alanları birarada çalışmak zorundadır. Mimarlar, plancılar, sosyologlar en az mühendisler kadar önemlidir.

Kullanıcılar: MÜŞTERİ BİREYLER ◄► YURTTAŞ, KOMŞU, TOPLULUK
KD paradigmasında kullanıcılar müşteri olarak görülür ve dönüşüm sürecinde bireysel hareket etmeleri beklenir. Projeden konut satın alacak müşteriler gelir durumlarına göre kategorize edilir. Komşuların birbirlerini düşünmelerinden ve toplu hareket etmelerinden kaçınılır.

Özenle iyileştirme modelinde kullanıcılar öncelikle hak sahibi yurttaşlardır. Sonrasında birbirlerini kollayan komşulardır ve nihayetinde birlikte, örgütlü biçimde hareket eden topluluklardır.

Katılım: İKNA / ZOR KULLANMA ◄► BİRLİKTE KARAR ÜRETME
KD paradigması katılımcı değildir. Katılım, daha doğrusu katılım alanının olmaması, kabaca iki şekilde deneyimlenmektedir: İlki, kullanıcıların, onlara sorulmadan geliştirilen projelere, rant paylaşımı sonucunda “ikna” edilmesi şeklindedir. Kamu idaresi “proje ile yaşadığınız yerler değerlenecek” demekte, “çantacılar” olarak adlandırılan müteahhitler ise “eski evinizi alır, yerine rezidans veririz” vaatleri ile rant üzerinden yaşayanları ikna etmeye çalışmaktadır. İkinci olarak, ikna edilemeyenlere karşı kamulaştırma, riskli alan ilanı, yıkım tehdidi, suçlulaştırma gibi çeşitli baskı mekanizmaları devreye sokulur.

Özenle iyileştirme yaklaşımında prensip olarak bütün kararlar birlikte alınır, süreç boyunca katılımcı bir model izlenir. Cemiyet içindeki daha “güçsüz” kesimlerin katılım imkânları için özel bir çaba gösterilir. Planlama, bütçeleme, proje geliştirme, tasarım gibi farklı katılım alanlarının her birinde, çelişkilerin de farkında olarak, daha demokratik karar alma mekanizmaları inşa etmek için çalışılır.

Güvence: MÜLKİYET (TAPU) ◄► HUKUK
KD paradigmasında güvence mülkiyet ve tapu ile vurgulanır. Tapu dağıtarak ve yapılan projede konut satarak güvence sağlandığı izlenimi uyandırılır. Ancak bu sözde güvence baştan yoksul olanı dışlar. Hisse satın alan müteahhitler yaşayanlar üzerinde bir baskı oluşturur. Yeni projede konut satın alanlar ise borçlarını ödeyebildikleri ölçüde “güvendelerdir”.

Özenle iyileştirme yaklaşımında güvence hukuki olarak sağlanır. Bunun en önemli yolu, yaşayanların toplu halde toprak mülkiyetine sahip olmalarıdır. Hukuki güvence gerçek anlamda ancak mahallenin bütününün demokratik olarak katılabildiği, ortak hareket edebildiği kooperatif gibi mekanizmalarla ve toplu toprak devriyle sağlanabilir.

Hak Sahipleri: PAZARLIĞA TABİ ◄► KULLANICI, ESNAF, KİRACI
KD paradigmasında hak sahipleri pazarlıkla ve ödeme kapasitelerine göre belirlenir. Hak sahipliği dışlayıcı ve minimalist (esnafı ve kiracıları içermeyen) biçimde tanımlanmıştır.

Özenle iyileştirme yaklaşımında bir yerde yaşayanların ve esnafın tümü hak sahibi olarak değerlendirilir. Kiracıların da hak sahibi olabilmeleri için gerekli mekanizmaları devreye sokar.

Sosyal Kalkınma: YOKSULLAŞMA ◄► ÖZGÜRLEŞME
KD paradigmasının sosyal kalkınma boyutu düşünülmemiştir. Dönüşüm projeleri sonucunda özellikle en yoksul olanların daha da yoksullaştığı görülmektedir. Bu hem borçlandırmaya yönelik finansman modeli sebebiyle hem de yeni yaşam alanlarının istihdam imkânlarına uzaklığı ve kültürel olarak yaşam alanlarının uygunsuzluğu ile açıklanabilir.

Özenle iyileştirme yaklaşımında mekânsal müdahaleler yaşayanların refahını artıracak sosyal programlarla desteklenir. İyileştirme, yaşayanların özgürlüklerini genişletecek, yapabilirliklerini artıracak şekilde ele alınır.

Değer: DEĞİŞİM ◄► KULLANIM
KD paradigması kent toprağının değişim değerine odaklanır. Kenti yatırım fırsatı ve arazi rantı olarak görür. Bu yüzden de “meskûn olmadan metruk olan” birçok konut projesi üretilmiştir.

Özenle iyileştirme yaklaşımında asıl olan kentin kullanım değeridir. Kent yaşayanların ihtiyaçlarına ne kadar cevap verebiliyor, onların hayatlarını ne kadar iyileştirebiliyor, yaşayanlar arasında daha sosyal ilişkilerin kurulmasına ne kadar imkân sağlıyor, asıl olan bunlardır.

Süreç: MERKEZİLEŞME, OTORİTERLEŞME ◄► YERELLEŞME, DEMOKRATİKLEŞME
KD paradigmasının sonuç alabilmesi için daha fazla merkezileşme ve otoriterleşme kaçınılmazdır. Yukarıdaki çerçeve ve dönüşüm mekanizması, sermaye ve iktidarın merkezileşmesi sonucunda, güçlü merkezî idare ve büyük sermaye işbirliğiyle, ayrıca gerektiğinde olağanüstü hal uygulamalarını devreye sokacak ve şiddete başvuracak otoriter bir tutumla mümkün olabilir.

Özenle iyileştirme yaklaşımı, kararların o kararlardan etkilenenlere en yakın şekilde alınması gereği yerelleşme ve demokratikleşmeyle ancak mümkün olabilir.

Bu yazı ilk olarak Mimarlık Dergisi‘nde yayınlanmıştır. Pdf versiyonunu buradan indirip paylaşabilirsiniz.  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s