Torba Yasa ile İvedi ‘Kalkınma’ için İvedi Hukuk


Son 10 yıldır sözde ‘kalkınma’ öncelikli bir kamu yönetimi ve bu doğrultuda yapılan yapısal dönüşümler ile karşı karşıyayız. Kalkınmadan ise, çevresel kaygılar, işçi refahı ve sosyal adalet gibi ‘zincirlerden’ kurtulmuş, oldukça minimalist bir şekilde ‘ekonomik büyüme’ anlaşılmakta. Bu ‘ivedi’ büyüme modelinin sosyal ve ‘sürdürülebilir’ kalkınma öncelikleri, veya demokratik frenleri olmadığı açık.

Hükümet, biriken ‘zenginliği’ patronaj ilişkileri çerçevesinde ve son derece merkezi ve gayri hakkaniyetli bir şekilde bölüştürüyor. Bu birikim sürecinin merkezinde de kırsal ve kentsel müşterek alanların kapatılması, özelleştirilmesi, inşaat ve enerji şirketlerine açılması var. Mekan odaklı ‘kalkınma’ politikaları, kaçınılmaz olarak mekan odaklı toplumsal mücadele pratiklerinin gelişmesine yol açtı. Bu mücadele pratiklerinin bir kısmının, hukuksal mekanizma ve araçları da zorlayarak, önemli kazanımlar elde ettiğini görüyoruz. Hukuki mücadelenin toplumsallaşabildiği ölçüde, iktidarın kültürel yarılmaları kaşıyarak uyguladığı bilindik ‘hükmetme’ araçları da etkisini yitiriyor.

İşte bu çerçeveden bakınca, iktidarın yargı ile ilişkilenmesinde ve yargılama süreçlerine müdahalesinde ‘kalkınma’ önceliklerinin belirleyici olması oldukça anlaşılır. Kentsel ve kırsal dönüşüme paralel, onları kolaylaştıracak bir hukuki dönüşüm arzulandığını söyleyebiliriz. Haliyle, 28 Haziran 2014 tarihinde kabul edilen torba yasa İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) çevre ve kent davalarını ilgilendiren çok önemli değişiklikler yaptı. Bu düzenleme ile İYUK’a ivedi yargılama usulü getirildi. Bu usul,

  1. İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerini,
  2. Acele kamulaştırma işlemlerini, 
  3. Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarını,
  4. 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemlerini,
  5. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlarını,
  6. 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Bakanlar Kurulu kararlarını kapsamaktadır.

Getirilen değişiklikle; ivedi yargılama usulüne tabi idari işlemlere karşı dava açma süreleri kısaltıılmış, 60 gün olan dava açma süresi 30 güne indirilmiştir. Sürenin burada kısaltılmış olması, daha sıkı takip ve dava açarken daha hızlı organize olunmasını zorunlu kılıyor. 

Bunun yanında; yedi gün içinde ilk inceleme yapılır (c) ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır. Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir (d). Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılacağına dair düzenlemeler, özellikle Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) iptal davalarının bir an önce sonuçlanması için (olumlu ya da olumsuz) getirilmiş olmakta. Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları’ndan Alp Tekin Ocak, bu değişikliğin ÇED iptal davalarının sürüncemede kalmaması adına olumlu sonuçlara da yol açabileceği kanısında.

Bir diğer değişiklik ise, bu ivedi durumlarda “yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz” edilemeyeceğine ilişkindir. Hukuksal denetime dair sınırlayıcı olan bu tutum, yine Avukat Ocak’a göre bazen olumlu sonuçlara da yol açabilir. Örneğin idare mahkemelerinin verdiği yürütmeyi durdurma kararları, genellikle bölge idare mahkemeleri (daha fazla etkiye açık olmaları dolayısıyla) kaldırmaktaydı. Bkz. 3. Havalimanı davası.

Ayrıca getirilen düzenleme ile öne çıkan bazı hususlar şu şekilde belirtilmiş;

Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Ara kararın verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır. Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48. maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır. Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür. Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan kararda ki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir. Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır.

Adalet sistemi iyi işleyen bir ülkede yaşamayı istemek, her türlü yargılamanın adil, tarafsız ve ivedi bir şekilde yapılmasını beklemek her yurttaşın en temel hakkı. Ancak ivedi yargılama usulünde ivedi kalkınma önceliklerine göre yapılan ‘seçicilik’, ve hukuki mücadele alanını daraltma potansiyeli olan dava açma süresinde yapılan kısıtlama, bu şekilde ivedi adaletin gerçekleşebileceğine dair inancı fazlasıyla sarsıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s