SALT & Rob389 İşbirliği Üzerine


Vasıf Kortun resmi görüş isimli sitesinde SALT ile Rob389 arasındaki işbirliği üzerine bir yazı paylaştı. Bu yazıda Rob389 Kitabevi’nin taşınması konusunda kendi yazdığım yazı ile zıtlaştığı bir noktadan bahsediyor. Şöyle demiştim yazıda:

Her ne kadar Robinson Crusoe’nun hayatına devam edecek olması iyi bir şey olsa da, Serkildoryan Binası’nın alt katında yer alan İnci Pastanesi’nin AVM inşaatı sebebiyle tahliye sonrası Mis Sokak’ta tekrar açılması, veya yıkılan Emek Sineması’nın yerine yapılan AVM’nin en üst katına taşınacak olması gibi, İstiklal Caddesi 389 numaradan taşınmaları İstanbul için büyük bir kayıp olacaktır.

Vasıf Kortun yukarıdaki alıntıya referans ile, ‘kamu hizmetinde ve kamusal sahipliğe yönelik bir kurumla bir AVM’yi karşılaştırmasına üzüldüm’ diyor. Yanlış anlaşılmamak için bunu biraz açmak gerekir diye düşünüyorum. Karşılaştırdığım tam olarak AVM ile Salt değildi.

Öncelikle İstiklal Caddesi’nin son yıllarda içinden geçtiği (emlak değerlerini ve kiraları geometrik olarak yükselten) dönüşüm ile Cadde boyunca açılan/yenilenen büyük şirketlerin desteklediği kültür kurumları arasındaki ilişki tartışmayı hak eden bir başlık olarak önümüzde durmakta. Benim bellek mekanları olarak tarif ettiğim, Rob389, Emek Sineması, İnci Pastanesi, Rebul Eczanesi gibi mekanların (ve yoksul Beyoğlu sakinlerinin) tahliyeleri ile sonuçlanan değer artışına büyük kurumların desteklediği kültür mekanlarının eklemlenip eklemlenmediğini konuşabiliriz. Ancak bu yazıda bu konuya detaylı girmek istemiyorum. Çünkü Robinson yazımda bahsi geçen karşılaştırmaya başka bir yerden yaklaşıyordum.

Hızlıca bir parantez açarsak, Beyoğlu ve İstiklal Caddesi boyunca yaşanan son yıllardaki dönüşüme bakıldığında kabaca 2 aşama göze çarpmakta: Bienallerle başlayan, AB entegrasyonu henüz rafa kaldırılmadığı ilk dönemde, 2010 Avrupa Kültür Başkenti ‘markası’ da dahil olmak üzere, ‘Avrupalı’, ‘kentli’, ‘cool İstanbul’ vurguları ile bir dönüşüm gözlemledik. ‘Kültür kurumları emlak sektörü ile iş birliği içinde planlı bir mutenalaştırmanın parçası oldular’ demiyorum, ancak bir arada yürüyen bir süreçti.

'İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Özel Koleksiyonu'
‘İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Özel Koleksiyonu’

Şuan içinden geçtiğimiz 2. aşama ise, artık kültürün doğrudan veya dolaylı bir şekilde ‘araçsallaştırılmasına’ ihtiyaç duymadan, kültürel sermayeyi de tüketerek, emlak spekülasyonu üzerinden yürüyen ve Cadde’yi bir açık hava şantiyesine dönüştürmekte olan vahşilik ile devam etmekte. Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin Zara Mağazası’na dönüşmesi örneğinde olduğu gibi. Dediğim gibi önceki yazımda bu izlek üzerinden tartışmamıştım, dolayısıyla burada parantezi kapatıyorum.

SALT ile Rob389 arasındaki işbirliğini dönecek olursak, bunu değersiz görmüyorum. Aksine, oldukça önemli. Muhtemelen yeni mekanın sunduğu başka imkanlarla iyi bir kitabevi/kültür mekanı olmayı sürdürecektir. Zaten Cadde üzerindeki yerleri kapanmadan önce, Beyoğlu ve Karaköy’de yer alan SALT’lar içinde Robinson Kitabevi yer alıyordu. AVM ile karşılaştırmayı yaptığım nokta, Rob389’u tanımladığım ‘bellek mekanı’ niteliğinin, ‘taşınma’ ile kaybolacağıdır. Artık başka bir mekan söz konusu olacak. Belki birçok açıdan eskisinden de iyi olacak. Şahsen yeni mekana da gittim, gitmeye de devam edeceğim. Ama dediğim gibi İstiklal Caddesi üzerinden taşınmış olması, ‘İstanbul için büyük bir kayıp’. Şöyle açmıştım:

Burası bir kitabevi olmasının dışında, bulunduğu bina, tasarımı, Cadde ile kurduğu ilişkisi, vitrini, kokusu ile, 20 yılda bir bellek mekanı olmayı başarmıştı. Yani somut varlığının ötesinde, artık soyut bir varlığı da olan bir kültür mekanıydı. Asıl olan, fiziki olarak ve İstanbulluların belleğinde bulunduğu yerde, bulunduğu şekilde kalmasıydı. Beyoğlu’nun mevcut kentsel dönüşüm baskısı ve piyasa mekanizması altında, her ne kadar arkasında sınırsız bir dayanışma ağı örülmüş olsa bile bunun (yerinde kalmasının) mümkün olmadığını gördük.

Buradan çıkartılacak ders konusunda, yani ‘ne yapılması’ gerektiği hususunda, kamusal sorumluluğun altını çizmiştim. Vasıf Kortun’un ‘kültür kurumları arasında koordinasyon, iş ve güç birlikleri geliştirilmesi kültürel ekolojinin sürdürülebilirliği adına bir gerek şarta dönüşmüştür’ vurgusuna da katılıyorum. Ama dediğim gibi, bu şiddetli dönüşümü dizginlemek için kamusal sorumluluğun devreye girmesi şart.

Kapak fotoğrafı: Radikal

Reklamlar

SALT & Rob389 İşbirliği Üzerine” üzerine bir yorum

  1. emek, inci, rebul, Rob389… Bunların hepsi -özel mülkiyet olsalar dahi- kamusal değere sahipler. Kağıt üzerinde bakacak olursak hepsi özel mülk, hiçbiri dar anlamda kamu malı değil. Ama sorun da bu zaten, böylesi dar bir kamu vs. özel mülk ayrımı saçma. bu kavramları açmaya niyetliysek bir muhallebicinin de kamusal, müştereksel değerinden bahsedebiliriz. Başka bir muhallebicinin de özel mülkün de ötesine geçen simgesel yıkıcılığından….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s