Gezi Parkı’ndan Taksim Meydanı’na Bakmak


Bu yazı için, 2013 sonbaharında İngilizce olarak yayımlanmış #OccupyGezi: The Park Revolution makalesinden ve Gezi’den Sonra Taksim Konferansı’nda yapılan Gezi’nin Taksim’i: Mekan ile Demokrasi Arasındaki Bağları Örmek sunumundan yararlandım. Yazının derdi, 1 Mayıs öncesi, Gezi Parkı ayaklanmasını hatırlamak, bu deneyim üzerinden Taksim Meydanı ve kamusal mekanları tekrar düşünmektir.

Gezi’nin Taksim’i: Mekan İle Demokrasi Arasındaki Bağları Örmek[1]

Başbakanı’nın, İstanbul’un yoğun nüfuslu merkezi Beyoğlu’nun nadir yeşil alanlarından olan Gezi Parkı’nın yerine alışveriş merkezi inşa etme önerisi bir isyan hareketini tetikledi. Protestolar hızla şehrin dışına yayıldı. İç içe geçmiş toplumsal, siyasal ve ekonomik değişim talepleri tüm ülkede bu süreçte dile getirildi. Protestoların birçok farklı boyutu ve talepler tüm dünyada yankı buldu. Olayın olağanüstülüğünün bilincinde, bu yazı Gezi Parkı ayaklanmasını sadece aşağıdaki sorular kapsamında ele almaktadır.

1) Var olan kurumsal çerçevede, demokratikleşme krizini çözmeden, kentsel ekolojik krizi aşmak mümkün mü? Veya, kentsel ekolojik krizi aşmadan demokratikleşebilir miyiz?

2)Ne çeşit (kamusal) mekanlar iktidarın daha adil dağılımına ve demokrasinin güçlenmesine katkıda bulunur ve kentsel ekoloji krizini aşmayı kolaylaştırır?

3) Herkes için kökten farklı bir gelecek tahayyül edebilir miyiz?

Bu soruları cevaplamak için, öncelikle İstanbul protestolarının sosyal ve politik bağlamına kısaca değindikten sonra hareketin özgül boyutunu analiz eden altı önerme ve öneride bulunacağım.

Bağlam: İkili Demokratikleşme ve Kentsel Ekoloji Krizi

3.köprü_güzergahı

(1) İnşaat sektörünün baskın olduğu bir ekonomi

AKP hükümeti, 2002’de Türkiye’de yaşanan en ağır ekonomik krizlerden birinin ardından başa geçti. O günden beri hükümet ülkenin sermaye birikim sorununu çözmek için büyük çapta kentsel ve kırsal müdahaleler başlattı ve destekledi. On yılı aşkın bir süre sonra, bugün, Türkiye’deki ekonomik büyüme ciddi bir şekilde inşaat sektörüne bağımlı hale geldi.

(2) Şiddetli kentsel dönüşüm

Günümüzde Türkiye devasa bir kentsel dönüşüm sürecinden geçiyor. Ülkede yıkılması ve yeniden inşa edilmesi beklenen konut birimi sayısı, önemli bir bölümü İstanbul’da olmak üzere, milyonlarla ifade ediliyor.

(3) Kentsel ve kırsal arazilere hızlı ve sınırsız erişim

Kentsel ve kırsal arazilere hızlı ve sınırsız erişim, uygulanan ekonomik modelin merkezinde yer alıyor. Bakanlar Kurulu’nun 2013 yılında verdiği kararların yüzde 60’ı emlak gelişimi ve inşaat bağlantılı. Kent yoksullarının mülksüzleştirilmesi, kamusal alanların kaybı ve kent ekolojisi üzerindeki baskı, rant için daha fazla arazi arayışının kaçınılmaz yansımaları.

(4) ‘Küresel kent’ İstanbul

Bu ekonomi politikasının merkezindeki İstanbul, son on yıl içinde hızla milli gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 30’unun üretildiği bir mega şantiye sahasına dönüştü. İstanbul küresel bir kent oluyor. 2012’de Avrupa’da gayrimenkul yatırım ve geliştirmede birinci sırada yer alması ve buna benzer birçok çarpıcı sıralama, bu değerlendirmenin doğrululuğunu gösteriyor.

(5) Eşitsiz coğrafi gelişim

Kentteki inşaat patlamasına son derece yüksek ölçüde eşitsiz coğrafi ve sosyal gelişim eşlik ediyor. İstanbul bir taraftan en çok dolar milyarderine sahip dünya kentleri sıralamasında ilk beşte yer alırken diğer taraftan Türkiye sosyal adalet açısından Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi 31 ülke arasında sonuncu sırada yer alıyor.

Foto: Serkan Taycan

‘Kentsel ekolojik kriz’ doğrudan ‘demokratikleşme krizi’ ile bağlantılıdır. Mülksüzleştirme Ağları Projesi, siyasi ve ekonomik seçkinlerin, politikalarının etkilediği milyonlarca sıradan vatandaşın katılımını yok sayarak, ülkeyi yeniden şekillendirmek adına kurdukları işbirliğini ortaya çıkartan bir girişim. Projenin (mulksuzlestirme.org) internet sitesi, ekolojik yıkıma yol açan ve kentsel eşitsizliği derinleştiren projelerin arkasındaki aktörlerin arasındaki ilişkiyi görünür kılan bir dizi haritalar sunuyor. Haritaların birinde, söz konusu kentsel ve kırsal projeler ayrı ayrı siyah noktalarla gösteriliyor; maddi değerler ise noktanın büyüklüğüyle orantılı. Mavi çizgiler projeleri üstlenen şirketlere bağlıyor. Medya organlarının logoları ait oldukları şirketlerle doğrudan bağlantılı olarak gösteriliyor. Harita güç ve sermayenin aşırı yoğunlaştığı kamu ve özel aktörlerin birbirleriyle yakın bağlantılarını ortaya çıkarıyor. Aşağıdaki tabloda yüz milyar avronun üzerinde bir ekonomik büyüklük yer almaktadır . Bu miktar Türkiye gayrisafi yurtiçi hasılasının yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Bunları göz önüne aldığımızda mevcut kurumsal çerçevede, yurttaşlar yaşam alanlarının dönüşümüne nasıl dahil olabilir ve var olan kentsel ekolojik krizin üstesinden nasıl gelebilir? Gezi Parkı ayaklanması olası cevaplara dair ipuçları veriyor.

Slide19

Gezi Parkı ve Taksim Meydanı

Kent için amaçlanan dönüşüm planları doğrultusunda, İstanbul’un en merkezi ve politize kamusal mekanı olan Taksim Meydanı ve bitişiğindeki Gezi Parkı çarpıcı bir değişime maruz bırakıldı. 1940’lardan beri var olan Gezi Parkı, İstanbul’un merkezinde, ticari olmayan nadir açık alanlardan biri. Çeyrek milyon insanın yaşadığı ve her gün yaklaşık iki milyon ziyaretçinin içinden geçtiği bir bölgenin sahip olduğu tüm yeşil alanların yüzde 15’ini sadece bu park teşkil ediyor.

gorsel3Demokrasi kurallarının ihlali dahi olsa, hükümetin amacı Taksim’i tüm siyasi gösterilerin yasak olduğu, politik kimliğinden arındırılmış, müze benzeri bir statik alana çevirmekti. Hükümet eş zamanlı olarak Marmara Denizi üzerinde, kıyının kentin her bir yanındaki yıkımlardan toplanan hafriyatlarla doldurulmasıyla oluşturulan, bir milyon insan kapasiteli devasa bir toplantı alanı inşa etti. Yine aynı zamanda, Taksim Yayalaştırma Projesi adı altında, araç trafiğinin yer altı tünellerinden ilerlediği yeni bir altyapı projesini gerçekleştirdi. Yayalaştırma projesi ile birlikte, Başbakan Erdoğan Gezi Parkı’nda, bir AVM olarak işlev görecek olan 1930’larda yıkılan askeri kışlanın yeniden inşa edilmesini önerdi.

Ayaklanma (İsyan)

Taksim Meydanı’nın yeni planları 2011’in başlarından itibaren, İstanbul’da yaşayan yurttaşlar arasında büyük bir muhalefeti harekete geçirdi. İlk etapta, kent hakkı mücadelesi olarak nitelendirilebilecek bu direniş, daha sonraları başlangıçtaki mahalle odaklı endişelerin çok ötesine geçen talepleri dile getiren bir kent devrimine evrildi:

  • Taksim Yayalaştırma Projesi’ne tepki olarak çoğunluğu akademisyen ve aydınlardan oluşan bir grup, 2011 sonlarında Taksim Platform’unu kurdu. Platform Taksim Projesi’ne karşı 50 bin imza toplamayı başardı.
  • Mart 2012’de kurulan Taksim Dayanışması ile Taksim Platformu’nun etki alanı genişledi. Mimarlar Odası ve diğer mesleki birliklerin hareket içindeki ağırlığı arttı.
  • Mart 2013’te, sanatçıların ve birçok ünlü ismin Taksim Projesi’ne karşı mücadeleye katılımıyla Taksim Gezi Parkı Derneği kuruldu ve protesto hareketi halk arasında daha da popüler bir hal aldı.
  • 27 Mayıs gecesi, 50’den az sayıdaki eylemci çağrıya cevap vererek, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesine mani olmak için buldozerlerin önüne bedenlerini siper etti. ‘Orantısız’ polis şiddeti protestonun artmasını tetikledi. Eylemciler parkta kamp kurdu ve defalarca kez polis tarafından saldırıya uğradı. Polis şiddetinin giderek daha da artmasıyla, beş günden az bir sürede, protestocuların sayısı 50’den yarım milyona ulaştı.
  • 1 Haziran günü ayaklanma Türkiye’nin neredeyse tüm şehirlerine sıçradı. Polis parktan ve Taksim Meydanı’ndan dışarı sürüldü. Yaklaşık iki hafta boyunca şehir merkezi tamamen vatandaşların kontrolünde kaldı.

Aşağıdaki altı önerme ve öneri, saha deneyimleri ve bu iki haftalık sürede Gezi Parkı ve çevresinde yapılan araştırmaya dayanmaktadır. Amaç, Taksim Meydanı gibi kamusal mekanlar üretilirken (tasarlanırken) dikkat edilmesi gereken noktaların altını, yaşanan bu muazzam deneyime bakarak, çizmektir.

Önermeler ve Öneriler

Önerme 1- Gezi Parkı Topluluğu ‘Çokluktur’

Gorsel4Gezi Parkı’nda bir araya gelen topluluk heterojen birey, grup ve politik yapılardan oluşuyordu. Park sınırları içindeki çeşitlilik, farklı ideolojileri ve ilk bakışta siyaset dışı pozisyonları barındırıyordu. Taraftar grupları, ekolojistler, feministler, laikler, dindarlar, sosyalistler, komünistler, liberaller, LGBT birey ve gruplar, ulusalcılar, Kürt siyasi hareketi, Ermeni hakları grupları gibi çok çeşitli siyasetler bir arada var olabildiler. Gezi hareketi tekil öznelliklerin ifade edilebilmesine ve her biri belirli bir gündeme sahip çok çeşitli mücadelelerin sunulmasına izin verirken birlikte hareket edebilen bir ‘çokluk’ da oluşturdu. Çokluk içindeki kendiliğinden ve kaçınılmaz temaslar bu muhtelif grup insanlar arasındaki biraradalık duygusunu ve ortak bir siyasetin varoluş imkanını güçlendirdi. İşte Gezi Ruhu denilen siyaset de böyle bir şeydi: Çoğunluk değil çokluk. Kamusal mekanda demokratik siyasetin nasıl var olabileceğine dair değerli bir deneyimdi.

Öneri 1 – Kamusal mekana yapılan müdahalelerde çoğunluk yerine çokluğu merkeze al!

Önerme 2 – Gezi Parkı Direnişi Heterotopya’dır

gorsel5Gezi Parkı topluluğunun çokluk hali, mükemmel toplumun tohumlarının atıldığı bir ‘toplumsal çeşitlilik’ ütopyasını tarif etmez. Lefebvreci yaklaşım ile Gezi’yi heterotopya olarak, yani sürekli temsil edilen, tartışmaya açık ve altüst edilmiş gerçek mekanlardan oluşan bir yer olarak tanımlayabiliriz. Heterotopya, tek bir gerçek yerde (zeminde), kendi içlerinde uyumsuz birçok mekanı iliştirmeye muktedirdir. Tam da bu birbirleriyle uyumsuzluk hali mevcut hegemonyaya karşı çıkacak gerçek bir mücadele alanının oluşumuna da imkan tanımaktadır. Örneğin, Gezi Parkı (İstiklal Caddesi’nde sivil polisler tarafından dışarda tutulan) madde bağımlısı gençlerin olmadığı bir ütopya mekanı değildi, ama madde bağımlısı gençlerin çokluk içinde eşit hissedebildikleri ve saygı gördükleri bir yer olabildi.

Öneri 2 – Beklenmedik olanın gerçekleşmesine imkan tanıyacak karşılaşmaları sağla!

Önerme 3 – Gezi Parkı’nın Mekânsal Üretimi Katılımcıdır

gorsel6Gezi Parkı direnişçiler tarafından polisin elinden kurtarılır kurtarılmaz, Park, Meydan ve İstiklal Caddesi civarında sayısız mekânsal pratiğin vücut bulduğuna tanık olduk. Son derece kontrollü, devletin otoritesi ve piyasanın ticarileştirici dinamiklerinin güdümünde şekillenen kent merkezi, işgal boyunca hızla, aracısız bir şekilde direnişin çoklu özneleri tarafından yeniden üretildiler. Mekânsal üretim, kendiliğinden ama planlama, tasarlama, karar alma bütünlüğünü de es geçmeden gerçekleştirildi. Yaşamlarına ve yaşam alanlarına dair kararlarda sürekli yok sayılan öznelerin mekânsal üretimin bizzat aktörü olması, herkesin kendinin mimarı ve plancısı olması önemli bir deneyimdi.

Mantar gibi biten yeni mekanlar yaşayanların yaşam alanlarını üretim sürecine katılım çığlığı olarak algılanmalıdır. Serbest kürsü, kent bostanları, aşevleri, kütüphaneler, ücretsiz takas pazarları, sağlık merkezleri, kafeler, çocuk yuvaları, Gezi Devrimi Müzesi, halkın kurduğu televizyon kanalları ve hareketin ‘şehitlerinin’ anısına yapılan anıtlar öz-üretim ile yaratılan birçok mekandan bazılarıydı. Buraları, iktidar ve sermaye mekanlarının boğuculuğuna verilen özgürleştirici, ferahlatıcı bir tepki olarak da düşünmek mümkün.

Tasarımcı ve kullanıcı arasındaki alışılmış roller ve net sınırlar parkta silikleşti. Bu mekan üretme sürecinde, katılımcılar kendi ilişki derecesini kendileri belirledi. Buradaki sürece dahil olan az sayıdaki mimarın yaklaşımı da, mevcut mekan yaratma pratiklerini belgelemek veya bunları desteklemek gibi, araştırmacı ve pedagojik bir yaklaşımdı. Aslında tasarım sürecinin radikal bir şekilde demokratikleşme deneyiminden bahsetmekteyiz.

Öz-tasarım mekanları, direnişin mekansallaşmasını sağlayan ‘kamp kurma’ / işgal stratejisi ile mümkün olabildi. Mekânsallık ile, kaçınılmaz olarak geçici olan direnişin tecrübesi, daha derinden biriktirilebildi. Gezi Parkı işgalinden aylar sonra bile ortaya çıkmaya devam eden Gökkuşağı kaldırımı, işgal evleri, dayanışma dükkanları gibi mekânsal deneyimlerde gördüğümüz bir birikimden bahsediyoruz. Sorulması gereken sorulardan biri, tasarımcı tasarlamak yerine, gerektiği zaman sadece pedagojik dokunuşlarda bulunabilir mi? Tasarım sürecinin radikal bir şekilde demokratikleşebilmesi için tasarımcının geri çekilmesi gerekebilir. Gezi’nin gösterdiği, kamusal mekanların toplumsal olarak (yeniden) üretimi, bol yıldızlı mimarlar tarafından tasarlanmasından daha önemli olduğudur.

Öneri 3 – Kamusal mekanları kamusal süreçlerin üretmesine izin ver!

Önerme 4 – Gezi Parkı’nın yönetim biçimi otonomidir

gorsel_otonomiParkın öz-tasarımı ile öz-yönetimi arasında doğrudan bir ilişki vardı. Gezi Parkı, işgalin başladığı andan itibaren hızlıca otonominin mekanı haline geldi. Yönetime katılım, aynen mekan üretimine katılım gibi, maksimum ve doğrudan bir şekilde gerçekleşti. Ve yine böylesine bir otonomi, mevcut (devlet ve sermayenin) kurumsal dışsal baskısından arınma ile ancak mümkün olabildi. ‘Başka bir kent mümkün’ sloganın gerçekleşebilmesinin bu dışsal güçlerin etkisinin azalması ile doğrudan ilişkili olduğunu gördük. Müşterek siyasetin inşa edilebildiği durumlarda, güçlü devletin yokluğunda kaosun hakim olacağı (Hobbes 1651) tezinin doğru olmadığını, veya böylesine bir ortamda müşterek alanların ‘trajedi’ (Hardin 1968) ile sonuçlanmak durumunda olmadığını tecrübe ettik.

Park, hizmetler açısından bir self-servis alanına dönüştü. Örneğin, polisin alandan geri çekilmesinin hemen ardından eylemciler özenli bir temizleme kampanyasına başladı. Çöpler gönüllüler tarafından toplandı; polis saldırısı sırasında ve sonrasında gönüllü doktor ve hemşireler tıbbi destek sağladı, eylemciler sedyeleri taşıdı. Medya yayınlarının eksikliği/taraflılığı, sosyal medya ve ustream, twitter, radio, fotokopi ile çoğaltılmış günlük bültenler, vb gibi park medyası girişimleri ile telafi edildi. Hem sınırlarda oluşturulan barikatlar ile polislere karşı, hem de olası iç kavgalar ve hırsızlığa karşı güvenlik yine park yurttaşları tarafından sağlandı.

Direnişin ilk günlerinden itibaren yurttaşlar siyasi katılım hakları için seslerini yükselttiler. Parktaki (ifade özgürlüğü talebinin göstergesi) ‘serbest kürsülerin’ (doğrudan karar-verme araçları olarak) ‘forumlara’ doğru evrildiklerini gözlemledik. Bu açıkça, tecrübeyi aracısız, kolektif ve devrimci kılan, bütün katılanların öncülük edebildiği, demokratik karar-alma pratikleri ve yatay örgütlenmek mekanizmaları geliştirmeyi amaçlayan yeni bir demokratikleşme deneyimiydi.

Gezi Parkı işgalinin devamında, 15 Haziran’daki ağır polis saldırılarının ardından, İstanbul’un genelinde 40 parkta ve diğer birçok şehirde forumlar toplanmaya başladı. Tematik çalışma grupları oluşturarak örgütlenen bu yerel forumların, çalışmalarını özel bir yerel gündemle sınırlandırmadan, kentin acil (ekolojik) sorunlarına odaklanarak sürdürdüklerini gördük.

Öneri 4 – Kamusal mekanları kamu otoritesinin kontrol ve yönetim alanı olarak görmek yerine, halkın fonksiyonlandırmasına imkan tanı

Önerme 5 – Gezi Parkı Kamusal Alanı Yeniden Tanımlamıştır

gorsel8Öz-tasarım ve öz-yönetim sürecinin kalbinde kamusal alanın yeniden tarifi yer almaktadır. Habermas’a göre, kamusal alan farklı yurttaşların bir araya gelip toplu bir şekilde en azından ortak yaşamlarını yöneten genel ilkelere karar verebilecekleri alandır. Ancak kamusal alanın bu tanımı yüksek derecede seçkincilik içeren ve homojen burjuva çevresi ile sınırlı kalma tehlikesini barındırır. Taksim Meydanı’na, Gezi Direnişi patlak vermeden ilk sahip çıkanların neredeyse tamamının eğitimli olması, kamusal alan = seçkincilik ilişkisini göstermesi açısından ilginçtir. Nancy Fraser, kamusal alanın demokratikleştirilmesi adına farklı türden karşıt kamuların dahil edilmelerini önerir. Gezi hareketi, devletin ve piyasanın hakim güç kutuplarından arınmış geçici bir alan yaratarak, çokluğun (‘marjinal’ olarak adlandırılan gruplar da dahil) alternatif bir siyasal söylem geliştirebileceği yeni bir tür kamusal alan yaratmasına olanak tanıdı.

Öneri 5 – Devletin güdümündeki veya seçkinci kamusal alan anlayışını yık!

Önerme 6 – Gezi Parkı Mücadelesi Bir Kentsel Müşterekler Mücadelesidir

gorsel9Çok farklı ideolojik pozisyonlara sahip birey ve grupların oluşturduğu Gezi Parkı siyasetini doğrudan sosyalist bir proje olarak karakterize edemesek bile, alanda temsil edilen türlü siyasetlerin ortak paydasının anti-kapitalist bir yönde olduğunu söylemek mümkündür. Park ekosisteminde, hızlı ve canlı bir şekilde ‘armağan ekonomisinin’ gelişmesine imkan sağlayan sosyal norm, dayanışma ve paylaşma üzerine kuruluydu. İlke olarak park sınırları içinde para geçerli değildi. Yiyecek, su, sağlık hizmetleri, kitaplar, sanat gibi temel ihtiyaçlar insanların yani park komünlerinin ortak çabasıyla sağlanıyordu. Kent arazilerinin ve kamusal alanların ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesinin kategorik reddi söz konusuydu ki bu da alışveriş merkezi projesine karşı duruşta kendini net bir şekilde gösterdi.

Öneri 6 – Taksim Meydanı’nı ve Gezi Parkı’nı kent merkezinin ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesine karşı direnç mekanları olarak düşün!

Nasıl bir Taksim Meydanı?

Kamusal mekanlar için yukarıda sıralanan önerme ve önerileri Taksim Meydanı’nın geleceği için düşündüğümüzde, öne çıkan belli başlı ilkelerin altını çizmek gerekir:

Sivil Taksim: Her şeyden önce Taksim’in OHAL koşulları, polisin görünürlüğü ve baskısı geri çekilmelidir.
gorselKatılımcı Taksim: Taksim için kafa yoran ortak akıl (uzmanlar, yurttaşlar) mekânsal kararlara katılmalıdır.

Slide26Temasın Taksim’i: Taksim sadece bir geçiş alanı değil, aynı zamanda kamusallığı kuvvetlendirecek çokluğun karşılaşma ve temas mekanı olmalıdır.

gorsel10Gösterinin Mekanı Taksim: Demokrasi mekanı olan Taksim Meydanı’nda, kentsel tasarım öğeleri ile toplanmayı engellemeye çalışmadan, toplanma ve kitlesel gösteri özgürlüğünü merkeze almak gerekir.

Slide28Temsil Mekanı Taksim: Toplumsal ve siyasal çeşitliliğin temsiliyetine olanak sağlayacak bir özgürlük alanı oluşturulmalıdır.

gorselGeçici Taksim: Gezi Parkı’nda tecrübe ettiğimiz yaratıcı, toplumsal içerikli ve dinamik mekânsal üretim sürecini teşvik edecek, geçici kullanım ve tasarıma olanak verecek bir yaklaşım geliştirilmelidir.

Slide30Müşterek Siyasetin Taksim’i: Beyoğlu’nun tektipleştirici soylulaştırma baskısını dengeleyecek bir kamusal mekan hedeflenmelidir.

Slide31Ekolojik Taksim: Peyzajı, yapılı çevrenin dışsal, dekoratif bir öğesi olarak görmeyen, organik bir yaklaşım geliştirilmelidir.

Slide32İnsani ‘Anıtsallık’: Meydanın anıtsallığı ile devingenliğini bir arada düşünerek kullanım alternatifleri yaratılmalıdır.

Slide33

Sonuç

gorsel11

İstanbul Gezi Parkı ve çevresinde cereyan eden devrimci olaylar, demokratikleşmeyi derinleştiren ve daha eşit bir güç dağılımına katkı sağlayan yeni kamusal mekanlar yaratmanın mümkün olduğunu gösterdi. Ayaklanmadan aylar sonra, Eylül 2013’te, Gezi Parkı’na yakın bir mahallede, birkaç yurttaş evlerine çıkan sarp merdivenleri gökkuşağı renklerine boyadı. Sosyal medya sayesinde merdivenler İstanbulluların ve ziyaretçilerin mutluluk duyduğu bir sivil anıta dönüşüverdi. Beyoğlu Belediyesi 48 saatten az bir sürede merdivenleri griye boyadı. Devrim öncesi İstanbul’da bu muhtemelen hikayenin sonu olurdu. Oysa hemen ertesi gün tüm Türkiye’de binlerce insan merdivenlerini ve kamusal mekanları gökkuşağı renklerine boyamaya başladı. Bazı belediyeler yurttaşların taleplerine hemen cevap verip ücretsiz boya temin etti. İnsan odaklı, tabandan büyüyen mekansal süreçler ve kendini bu süreçlere adapte etmeye çalışan yerel yönetimler kentlerimizde yeni oluşumlar. Bu, kentin aşırı özelleştirme ve ticarileştirmeye maruz kaldığı bir dönemde, “kamusal olanın” politik bir ideal olarak yeniden dirilişi olarak yorumlanabilir. Neo-liberalizm sonrası kentin arayışında, şehrin siyaset mekanı olarak yeniden doğuşuna imkan veren kamusal mekanlar ve onun savunusu önem kazanmaktadır. Evet, sadece küçük biz azınlık için değil, herkes için kökten farklı bir gelecek tahayyül edebiliriz.

 

[1] İngilizce’den Türkçe’ye çeviri için Ayşe Adanalı’ya teşekkür ederim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s