kentsel dönüşüme muhalefet sorununa nihai çözüm?


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Şubat 2013 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Afet Odaklı Kentsel Dönüşüm Yıkım Şenliği’ndeki konuşmasından:

Ana muhalefet partisi de onun işbirliği yaptığı marjinal sol örgütler de terör örgütleri de bu dönüşümün gerçekleşmesini istemiyorlar. Mağduriyet diyerek fırsat devşiriyorlar. Militan devşirdikleri, insanca yaşamdan uzak bu yapılaşmanın devamını istiyorlar. Ana muhalefet partisi tüm imtiyazların kendi elinde toplanmasını istemiştir. Kendisi en iyi eğitim imkanına sahip olacak ama gecekonduda oturanın çocuğu okumayacak. Büyükşehirlerdeki yoksulları şehirlerden uzak tutmak istediler. Ne muhalefetin, ne marjinal örgütlerin, ne terör örgütünün propagandalarına aldanmayın. Dedikodulara asla kulak asmayın.

22 Şubat 2013 tarihinde Küçükçekmece Belediyesi ile Tüm Mühendisler ve Mimarlar Derneği’nin (TMMD) düzenlediği “Kentsel Dönüşüm Yasası ve Uygulamaları” toplantısında, Başkan Aziz Yeniay birtakım illegal güçlerin dönüşüm sürecinde halkı kışkırttığını iddia ediyor:

Keçi can derdinde kasap et derdinde. Biz derdimizle uğraşıyoruz. Risklerimizden kurtulalım diyoruz. Birileri burada siyasi bir şeyler nasıl elde edebiliriz, acaba bunu nasıl provoke edebiliriz. Birtakım siyasi ve illegal güçler hepsi iç içe girmişler. Kapı kapı dolaşıyorlar. Malum tipler vatandaşı kışkırtıyor. Sanki vatandaşın canı gitmeyecek de onun canı gidecek. Fitne fesat acaba bu işi nasıl bozabiliriz diye düşünüyorlar. Bunlar da risktir. Ama mutlak surette bunlarla da başa çıkacağız.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nde dönüşüme karşı çıkanlar hakkında konuşuyor:

Ben bunlarına o kadar fazla kızmıyorum. Fakat bunların söylemlerine takılanlara çok üzülüyorum. Hakikaten bugün dönüşümü artık bizim gözümüz kesiyor. Bu milletin desteği, projeyi sahiplenmesi oldukça, biz ülkemizi salaş yapılardan, kaçak yapılardan kurtaracağız. Konfor bahşeden, yeşil bina olan ve enerji tasarruflu olan, çevresi parklarla, bahçelerle donanmış yerleşim birimlerini üreteceğiz. Fakat buna karşı çıkmak isteyen kesimlerin dönüşümünü nasıl yapacağız bizim kafamızı yoran o. Kurum olarak belli bir kulvarda olan, pozisyon olarak destek vermesi gerektiği yerde olup da hala daha bu projeye destek vermeyenleri nasıl dönüştüreceğiz gerçekten bu bizi düşündürüyor ve bu konuda çözüm üretmiş değiliz.

Nihai ‘Çözüm’ Arayışı

Kentsel Dönüşüm politika ve uygulamalarının arkasındaki isimlerin bu süreçte ‘farklı’ ses çıkartanlar hakkındaki görüşleri yukarıda çok net bir şekilde yer alıyor. Hangi siyasi görüş veya partiyi savunuyor olursa olsun, demokratik bir ülkede,  sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamak isteyen vatandaşlar böylesi söylemleri ‘meşru’ siyaset kapsamında görmemeli. Milyonlarca insanın hayatına dokunan, yaşamlarını geri dönülmez bir şekilde dönüştürme potansiyeli olan ve Dünya örneklerinde birçok farklı uygulama şekilleri bulunan kentsel dönüşüm politikalarını sanki ‘sorgulanamaz, bilimsel gerçekliklerin dayattığı teknik mevzular’ olarak iddia etmek, ‘zaten başka alternatif yok’ demek, ve bunları sorgulayanları, bu politikalara bir şekilde muhalefet edenleri, alternatifleri arayanları, hakim uygulamaların potansiyel getiri ve götürülerini tartışan, bilinmezlik örtülerini kaldırma yönünde çaba gösteren kamusal tartışmaları gayrı-meşru ilan etmek demokrasinin sınırlarının dışında kalıyor.

Kentsel dönüşüm sürecinde bilgiyi vatandaşın lehine şeffaflaştıran toplumsal pratikleri ‘illegal’ olmakla yaftalayarak gayri-meşru göstermek Dünya’nın farklı yerlerindeki muktedirlerinin sevdiği bir stratejidir. Ancak dönüşüm mahallelerinin bu sürecin yürütücüsü yerel ve merkezi yönetimlerden bağımsız, sivil, hükümet dışı destekler alması demokrasinin olmazsa olmazıdır. Sivil toplum, hükümet dışı kuruluşlar, toplumsal hareketler bütün dünyada, iktidarları her zaman değiştiremeseler bile, onlara karşı bir denge/denetleme rolü üstlenirler. Sağlıklı olan da budur.

Aslına bakarsanız yukarıdaki söylemsel oyun çok bilindik ve demokrasi açısından tehlikelidir. İktidarın hakim olduğu ama muhalefet partilerinin de oynamayı sevdiği bir oyundur. Ülkede en tercih edilen siyaset yapma şekli birbirleriyle kesinlikle ‘uzlaşmaz’ ikililikler icad etmek, veya toplum içindeki mevcut (etnik, kültürel, dinsel, vb.) farklılıkları kanırtmak suretiyle toplumsal yarılmalar üretmektir. ‘Biz ve onlar’, ‘siyah ve beyaz’, ‘iyi ve kötü’, ‘yasal ve illegal’ kalıpları ile, siyasetin konusu olması gereken, kamusal tartışmalara ihtiyaç duyan mevzular siyaset dışına itilmekte, taraftarlık ve aidiyetler üzerinden rıza üretilme yoluna başvurulmaktadır. Bu şekilde kentsel dönüşümü sorgulayan çoklu ve belki de çoğunluktaki aktörler ana muhalefet partisi (seçmenin %25’i) + marjinal sol örgütler + terör örgütleri denklemine indirgenmekte, önce dar ve sınırları belli bir çerçeveye hapsedilmekte, sonrasında ‘terör’ ve ‘illegallık’ yakıştırması ile eliminasyonunun önü açılmakta.Yani Küçükçekemece Belediye Başkanı’nın dediği gibi ‘iç içe geçmiş birtakım siyasi ve  illegal güçler’ ile ‘iyi, uysal, itaatkar, özne olamamış ve haliyle manipüle edilen halk (”potansiyel seçmenimiz”) arasında bir ayrım ortaya konulmaktadır. Peki hayatında ana muhalefet partisine oy vermemiş, solun yakınından geçmemiş, ve henüz ‘illegal’ olarak adlandırılan ‘örgütlerle’ bir teması bile olmamış bir mahalleli için her an tepesine inmeye hazır bir giyotin gibi duran kentsel dönüşüm projesinin yarattığı huzursuzluğu yukarıdaki söylem nasıl açıklamaktadır? Açıklayamaz. İhtiyaç da duymaz.

‘Mutlak surette bunlarla da başa çıkacağız’, veya ‘henüz dönüşüme karşı çıkanları dönüştürmeye yönelik bir çözüm üretmiş değiliz’ gibi iddialı çıkışlar ‘kentsel dönüşüme muhalefet sorununa nihai çözüm‘ arayışlarına işaret etmektedir. Bu söylem tehlikelidir çünkü muhalefet etmeyi meşru görmemektedir. Muhalefet edeni ‘suçla’ eşleştirmektedir. Toplumda da ‘suçluların’ yeri zindandır. Yani ‘ya bizlesinizdir, ya da zindanlarda‘. Son olarak, kimse bile bile depremde canını kaybetmek istemez. Ama bırakın da vatandaşlar riskin tanımında, yıkım kararında, yeniden yapım aşamalarında, demokrasi gereği, toplu bir şekilde karar alabilsinler. Kamu aktörleri onlara karar dayatmak yerine gerekli maddi ve teknik desteği sunsun. Deprem tehlikesi suistimal edilmesin. Eğer hükümet afet odaklı kentsel dönüşüm politikasından bu kadar eminse, uygulama sürecinde kendisini sorgulayanları bir sorun olarak görmekten ve ‘nihai çözüm’ arayışlarından vazgeçmeli.

foto?raf-84

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s