galatasaray üniversitesi yangınından bir otel çıkar mı?


Zaytung’un FotoHaberi’nde yangın fotoğrafına şu cümle eşlik ediyordu:

Hotel Le’Bosphorus (Eski Galatasaray Üniversitesi) görkemli bir temel atma töreniyle dünyaya merhaba dedi

Galatasaray Üniversitesi yangınının hemen sonrasında insanların ‘otel yapmak için yakılmıştır’, ‘kesin otel olur’, ‘yak, işlet, devret’ yorumları muhtemelen gerçeği yansıtmıyor(du). Ancak ihtimaller dahilinde yer alması, ilk önce akla bu tehlikenin gelmesi fazlasıyla düşündürücü.

Galatasaray Üniversitesi bütün camiası ile bu yangının yaralarını sarmaya çalışacaktır. Giden eşsiz eserlerin yeri belki dolmayacak ama aynı yerde, yine hayatına üniversite olarak devam edecektir. Yani otel olarak dönüştürülemeyecektir. Çünkü 142 yıllık bu binanın, kendisi ile aynı felaketi yaşamış diğerlerinin aksine, onunla aidiyet ilişkisi kuran, ona sahip çıkacak, mücadele verecek bir ‘camiası’ var. Zaten kent bu kadar sahipsiz bir oyun alanı haline geldiyse, GSÜ gibi bir mekanın (bütün camiasına rağmen) yeniden üretimi rant ekseninde olacaksa, bırakın otel veya AVM yapsınlar, ne yazar.

Peki biz bir yangının daha alevleri bile söndürülmeden neden bu tehlikeyi aklımıza getirdik? Çünkü Boğaz kıyısında veya kent merkezinde yer alan tarihi yapıları, kamu binalarını, topyekün sahilleri özelleştirmek için fırsat kollayan, buralardan maksimum rant elde etmeye çalışan siyasetçiler ve yatırımcılar var da ondan. Hatta mevcut kent politikalarının ve kentsel dönüşüm projelerinin en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Her gün yeni haberler geliyor. ‘Boğaz’daki kamu binaları otele dönüştürülecek’ diye. ‘Kent merkezindeki okullar şehir dışına taşınacak’ diye. Haydarpaşa yangını üzerinden yaklaşık 27 ay geçti, halen restorasyon başlamadı. Muhtemelen açıkca dile getirilen otel projesi kapsamında ‘restore’ edilecek. Bugün, mesela Karaköy, Tophane ve Haydarpaşa’yı krüvazör limanı/otel/AVM olarak sadece belli bir hedef kitlesine yönelik dönüştürmeyi amaçlayan Galata Port ve Haydarpaşa Port Projeleri yerine halkın Boğaz’a erişimini ve nitelikli kamusal mekan ihtiyaçlarını karşılayacak insan odaklı projeler geliştirilse her yangında ‘acaba’ şüpheleri böylesine dile getirilir miydi?

Bu yüzden müştereklere sahip çıkmak, yeni kamusallıkları üretmek, devletin kamusal kaynakları rant olarak dağıtmasının önüne geçmek, en güzel olanı en adil şekilde herkes için kullanmayı talep etmek önemli. Kent yoksul, varsıl, öğrenci, öğretmen, işçi, çocuk, yaşlı, kadın, erkek, engelli, herkes için var olmalı, yoksa kent olamaz. Kamu politikaları, serbest piyasa aktörlerinin kendi dinamiklerinde zaten sınıfsal olarak kutuplaştıran mekansal yatırımlarını düzeltecek şekilde ele alınmadığında insanların sürekli bir ‘korku’ duyması kaçınılmaz. Ama korku ile de yaşanmaz! Yaşadığımız, kullandığımız, aidiyet hissettiğimiz yerlere yönelik tehditlerin daha geniş anlamda eşitsizlikler, adaletsizlikler, haksızlıklar üreten dinamiklerle ilişkisini görmek ve o yerler için mücadele ederken en başta tehditleri üreten süreçleri hedeflemekten başka yol yok.

Slide1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s