umut mekanları: belo horizonte’nin aş devrimi


UMUT MEKÂNLARI*

Başlarken…

Neoliberal zamanlarda kent sermaye birikiminin merkezinde konumlanmakta, kent parçacıkları da alınıp satılan, speküle edilen, kâr peşinde koşulan birer meta halini almakta. Kamusal mekânların hızla özelleştirilmesine, müşterek alanların kapatılıp ticarileştirilmesine, AVM’lerin sayısının artmasına, topyekün mahallelerin kentsel dönüşüm projeleri ile sınıfsal olarak el değiştirmesine, endüstriyel üretimin ve onun mekânlarının yerini yaratıcı endüstrilerin ve kültür soslu mutenalaştırmanın aldığına tanık oluyoruz…

Neil Smith’in (1996) ‘‘neoliberal küreselleşmenin çirkin kültürel politikaları’’ diye vurguladığı rövanşizm ile iktidar, ‘hak etmedikleri’ yerlerde yaşayan kent yoksullarını, Kürtleri, Çingeneleri kentsel dönüşüm projeleri ile ‘cezalandırmasının’ ardından şimdi de farklı hayat tarzlarını ve yaşam pratiklerini kamusal mekân ve görünürlük üzerinden ‘yeni-muhafazakarlık’ ile sıkıştırmaya başlıyor. Artık zamanın ruhunu ‘inşaat ya resulullah’ sözü yansıtıyor. Siyasetteki belirleyiciliği, ilişkilendiği emek rejimi ve entegre olduğu finans sistemi ile mekân sadece bir arka plan, bir sahne olmanın ötesinde, oyunun ta kendisi halini almakta.

Böylesine bir oyunda sermayenin ve iktidarın mekânları ile süratle kuşatılıyoruz. Bu mekânların bulundukları coğrafi lokasyonlar ve fiziki formlarından belki daha da önemlisi nasıl tahayyül edildikleri, ne şekilde anlamlandırılmış oldukları. Ya da anlam dünyamızda kurdukları hegemonya. Wittgenstein’ın ‘dilimin sınırları dünyamın sınırları’ derken yaptığı vurgu, sermaye ve iktidarın mekânları ile yaşama çekilen sınırları da hatırlatmakta. Bu yoğun kuşatma altında savrulan ve ayakta durmaya çabalayan direnişlerin ‘başka bir dünya kurma’ ihtimali cılız kalıyor. Sürekli bir reaksiyon halindeyken, geriden takip eden bir izleme-takibin ötesinde müdahalelere, yaşam kurucu pratiklere fırsat kalmıyor. Kurumsal mücadele (şehirde) siyaset yapılacak alanın daralmasına paralel, giderek anlamını yitiriyor.

Aklın iyimserliği

David Harvey (2000), Gramsci’nin ‘‘aklın kötümserliği iradenin iyimserliği’’ metaforuna takılı kalmayı, ‘‘başka bir dünya’’ için eyleme geçme önünde bir engel olarak yorumlar ve o sırada hapishanede hasta bir şekilde ölüme yaklaşan Gramsci’ye de bugün yapılan bir haksızlık olarak değerlendirir. Sonuçta Gramsci de kötümserliğin siyasi eylemsizliğe, entellektüel uyuşukluğa ve gelecek için kuşkuculuğa yol açtığından hapsedilmeden hemen önce şikayet etmiştir. Neoliberal kapitalizmin mimarlarından Thatcher’in meşhur ‘‘başka alternatif yok’’ şeklinde vurguladığı neoliberal doktrine alternatifler ortaya koyabilmek için iradenin iyimserliğini aklın iyimserliği ile beslemek gerekir. Bugün de kent özelinde, özellikle sermaye mekânları üzerinden yürüyen tartışmalarda ve kentsel muhalefet etme biçiminde böylesine bir kötümserliğin hakim olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla mekân diyalektiğinde ‘umut’ fazlasıyla eksiktir. Mutlu Kent blogunda sıkça paylaştığım sermaye mekânları üzerine yazılardan biri de Taş Yapı’nın kamu – özel ortaklığı ile İstanbul Göztepe’de fütursuzca imar hakları arttırılarak yükselen 44 katlı 4 bloktan oluşan Four Winds Projesi hakkındaydı. Four Winds, özellikle Başbakanın inisiyatifi ile projelendirilen, otoriter neoliberalleşmeye paralel yükselen, Kanal İstanbul, 2 Yeni Şehir, Taksim Projesi gibi son dönem devasa iktidar mekânlarının sonuncusu olan Çamlıca Tepesi’ne cami projesinde de karşılaştığımız ‘her yerden görünme’ özelliğine sahip. Çamlıca Cami’nin görünürlüğünün ekonomi-politiğinde belki rövanşizm öne çıkarken, Four Winds’inkinde varsılın manazara ‘hakkı’ ve son dönem emlak rantı baskın gelmekte. Bu yazıya gelen okur yorumlarından biri yukarıda bahsedilen ‘kötümserlik’ halinden samimi bir şekilde dert yanıyordu: ben çok üzülüyorum, yaşadığımız yerde sürekli başkaları istediğini yapabiliyor. Burada bunlara yer vermenizin yanında çözüme de biraz yer verebilirseniz sadece okuyup içimizi karalar bağlamamış olur…

Umut Mekânları üzerine yazma ihtiyacı biraz da böylesine bir ‘karalar bağlama’ halinin sonucu. Eğer umut isyandadır diyorsak, şimdi bu durumu isyana çevirmenin imkânlarını araştırmak gerekiyor. Tabi ki tek bir ‘çözüm’ün peşinde değiliz, ama çokluk içindeki pratiklere, öznelliklerin evrensel anlamına kafa yormak umut verici ve ufuk açıcı olabilir. İşte bunun için umut mekânlarını gizlendikleri yerlerden bulup çıkarmak, bu mekânları biraz deşmek, hususi deneyimlerin genel anlamları üzerine düşünmek gerekiyor. Açılışı Türkçe’ye ‘güzel ufuk’ olarak çevrilebilecek Belo Horizonte şehri ile yapalım…

Belo Horizonte’nin aş devrimi

Belo Horizonte (BH), Brezilya’nın Minas Gerais Eyaleti’nde yer alan 2.5 milyonluk nüfusu ile ülkenin en büyük dördüncü şehri. Kıta’nın geri kalanı ile benzer bir kentleşme hikayesine ve kentsel sorunlara sahip. 1950’lerde baş gösteren göç sonucu kent çeperlerinde yükselmiş favelalar (gecekondular); keskin sınırlar ile ayrılan varsıl ve yoksul mekânları; ve 1964’te başlayan, her türlü siyasi örgütlenme ve katılımı engelleyen askeri diktatörlük rejiminin merkezi iktidar anlayışı ile sosyo-mekânsal ayrışmanın keskinleşmesi… 1980’lerde askeri rejim sonrası dönemde, kentsel/kırsal toplumsal hareketler ile entegre bir şekilde yerel yönetimler, demokrasinin yerellik, siyasi katılım ve mekân üzerinden inşa edilme sürecinin anayasal güvence altına da alınması ile, sosyal adaleti arayan yaratıcı pratikleri ve mekânda vücud bulan sosyal politikaları içeren ‘Brezilya Belediyeciliği’ denebilecek bir modeli hayata geçirmeye başladı.

İşte BH, Porte Allegre gibi, son 20 yılda umut veren yaşam pratiklerini biriktiren şehirlerden biri. 1993 yılındaki yerel seçimlerde başa gelen İşçi Partisi  ‘politika önceliklerini baş aşağı etmek’ olarak adlandırdıkları hizmet tercihlerini elitlerden kent yoksullarına kaydırdıkları bir dönüşümü başlatırken bütüncül sosyal politika yaklaşımıyla bir dizi programı hayata geçirir. Bunların içinde belki de en göze çarpanı şehir sınırları içinde ‘açlığı ve beslenme ile ilgili sorunları yok etme’ şiarı ile yola çıkılan, sağlıklı beslenmeyi bir kentli hakkı olarak ortaya koyan, gıda güvenliğini sağlamayı amaçlayan ve başka yerde benzeri de olmayan politikalardır. Programın düşünsel arka planında ‘yoksulluğu bitirmek için devrim gerekir ama açlıkla mücadele için gereken devrim bugün gerçekleşebilir’ anlayışı vardır. 1993 seçimlerinde Belediye Başkanı seçilen, BH’deki başarılı çalışmaların ardından da Lula hükümetinde Sosyal Kalkınma ve Açlıkla Mücadele Bakanı olan Patrus Ananias temel çelişki olarak teoride en önemli hakkın yaşam, ama pratikte en iyi korunan hakkın mülkiyet hakkı olmasını görüyor. Ananias, BH deneyimi ile kişisel tarihini şu şekilde ilişkilendirir: Minas Gerais’ın kuzeyinde yer alan çok yoksul bir bölgede çocukluğumu geçirdim. Kötü koşullarda yaşayan küçük çiftçiler ve emekçiler arasında yetiştim ve çoğu zaman açlık çektim. Bir çocuk olarak yaşadığım bu deneyimler bende derin izler bıraktı. BH geldiğimde siyasi farkındalığım çoktan şekillenmişti. yeterli kalite ve miktarda beslenme hakkının insanlık onurunun ve yaşam hakkının ilk adımı olduğunu biliyordum.

Beslenmenin üretim, dağıtım ve tüketim ayaklarını kapsayan, aslında gıda sistemini bütün olarak ele alan, açlık ve eksik beslenmeyi yoksulluk parametreleri olmaktan çıkartacak bir gıda devrimidir hedeflenen. Bugün yer yüzündeki en başarılı kentsel gıda politikası olarak kabul edilen ve başka yerlerde karşılaşılan (tüketiciden – üreticiye, slow food, katılımcı sertifikasyonu, adil ticaret, organik ürünler, gibi) ‘özel’ alternatif gıda sistemlerinin aksine bir kamusal aktörün başı çekmesi ile gerçekleştirilen BH deneyimi belediye yönetim yapısı içinde Gıda Politikası ve Tedariği Sekreteryası’nın (SMAAB) kurulması ile başlar. SMAAB şehirdeki gıda ile ilgili politika ve programları merkezileştirmeyi, piyasayı, sivil toplum ve kamu aktörlerini sıkı bir şekilde regüle etmeyi amaçlar. Bu açıdan ‘tüketici tercihlerinden’ ve (büyük) ‘üreticilerin kararlarından’ bağımsız bir alternatif sunar. Bu politikaların mekânsal boyutuna ve mekâna yapılan birbirini tamamlayan müdahalelere bakalım:

Programlar:

Başlangıçta 3 ana hatta eylemler programlanmış: İlki SMAAB’ın çatısı altında yer alan ‘Gıda Tüketimini ve Besin Değerlerini Geliştirme Birimi ile eksik beslenmeyi azaltmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için yoksulların gıda tüketim ihtiyaçları desteklenmiş. İkinci olarak Gıda Dağıtımı Birimi ile besinlerin kalitesi ve fiyatları regüle edilmiş. Son olarak Temel Gıda Üretiminin Teşviki Birimi ile de kentsel tarım geliştirilmiş, teknik ve finansal olarak küçük üreticiler desteklenerek ve üretici ile tüketiciler arasında doğrudan ilişkiler kurulmuş (Rocha & Lessa, 2009). Bugün gelinen noktada Sekreterya başlangıçtaki programlarını devam ettirmekle birlikte çalışmalarını altı ana hat üzerinde sürdürmekte:

Sübvansiyonlu Gıda Satışı

Belo-Horizonte-People27s-RestaurantÖzellikle yoksulların tercih ettiği ancak herkesin kullanımına açık olan 4 halk lokantasında günde 25 bin civarında insan, belediye sübvansiyonu ile fiyatı 80 kuruşun altında tutulan, sağlıklı ve besleyici öğünlerden yemekte.  Evrensel erişim presibi ile işleyen bu lokantaların düzenli kullanıcıları arasında kent yoksullarının dışında öğrenciler, beyaz yakalı çalışanlar, veya para biriktirmek isteyen vatandaşlar da yer almakta. Lokantalar gıda ürünlerini Belediyenin örmeye çalıştığı küçük üreticiden tüketiciye aracısız satış ağından tedarik etmekte. Aynı anda 700 kişinin oturup yemek yiyebildiği, yüzlerce insanın çalıştığı, binlerce öğün yemeğin çıktığı bu mekânlar BH Gıda devriminin ikonik yapıları gibi algılanmakta. İstanbul ölçeğinde düşünecek olursak, çeyrek milyon insanın 75 kuruşa sağlıklı ve dengeli bir şekilde kamusal mekânlarda beslenmesi anlamına gelmekte. Ayrıca, yine Sübvansiyonlu Gıda Satışı programı kapsamında Sosyal Hizmetler Sekreteryası’na kayıtlı 15000 yoksul şehrin 26 noktasında bulunan tedarik noktalarından düzenli kuru gıdaya erişebilmekte.

Gıda ve Beslenme Desteği

Bu program kapsamında belediyenin diğer departmanları ile koordinasyon içinde şehirdeki çocuk ve gençler, yaşlılar, evsizler gibi risk gruplarına bulundukları (devlet okulları, sağlık merkezleri, yurtlar, evsiz barınakları gibi) mekânlarda doğrudan gıda ve beslenme desteği sağlanmakta.  2007 yılında sadece ‘Okul Yemekleri’ programı ile 218 devlet okulunda 155 bin öğrenciye 40 milyon öğün yemek verilmiş. Gıda Bankası programı ile de yiyecek israfını engellemek ve besine erişimi arttırmak için gıda endüstrisi de dahil farklı yerlerden yiyecekler toplanmakta ve bunlar işlendikten sonra sosyal hizmet kurumlarına dağıtılmakta.

Gıda Pazarlarının Tedariği ve Regülasyonu

ABCGıda stratejisinin en önemli ayaklarından birini herkesin sağlıklı ve kaliteli besinlere erişebilmesi oluşturmakta. BH, SMAAB’nin piyasaya doğrudan müdahaleleri sonucunda, Brezilya genelinde taze meyve/sebze satışının süpermarketlerden daha çok alternatif satış alanlarında gercekleştiği tek şehir olma özelliğine sahip. ABC (düşük fiyatlı yiyecek) Pazarları ile piyasanın regülasyonu amaçlanmış. ABC Pazarları ile SMAAB şehrin müşteri potansiyeli yüksek, işlek yerlerinde yer almak isteyen satıcıların işletme ruhsatı alabilmelerine koşul olarak 4 kriter belirlemiş: Ürünlerin belli bir bölümünün (öncelikle gıda sistemine dahil yerel üreticilerden sağlanan) taze meyve/sebze olması; 25 temel tüketim ürününün fiyatları SMAAB tarafından belirlenen (ve piyasanın yarısına denk gelen) tutarı geçmemesi; Bu satıcıların, kent çeperlerinde yer alan yoksul mahallelerine haftasonları indirimli fiyatlardan pazarlar kurmaları; SMAAB tarafından ürün kalite ve besin değerlerinin düzenli kontrol edilmesi.

ABC Pazarları’nın dışında Belediye işlek caddeler, küçük meydanlar, yol kesişimleri gibi onlarca farklı kamusal mekânı çiftçilere ürünlerini satsınlar diye tahsis eder, çiftçiler de buralarda kentin çeperlerindeki küçük tarlalarında yetiştirdikleri taze meyve/sebzeleri satacakları tezgâhları açarlar. Dolayısıyla aracıların ortadan kalkmasıyla organik ürünlerin fiyatları kent yoksulları için düşerken doğrudan tüketici ile buluşma şansını yakalayan küçük üreticilerin gelirleri de büyük oranda artar. Kent ile kırı birlikte ele alan bu program hem besine erişimi arttırmayı hem de kırsal yoksulluğu azaltmayı amaçlar.

Gıda Pazarlarının regülasyonu için yapılan bir diğer çalışma kapsamında da üniversite ile ortak, 45 temel ürünün farklı süpermarketlerdeki fiyatları haftalık olarak kıyaslanır, ve kentliler bu fiyatlar hakkında gazetelerde ve otobüs durakları gibi kamusal mekânlarda bilgilendirilir. Tüketiciler bu fiyat araştırması sonucunda en ucuz ürünleri nerelerde bulabileceklerini öğrenirken, süpermarketlerin fiyat politikaları ile piyasayı manipüle etmesinin de önüne geçilir.

Kentsel Tarımın Teşviki

picbel1Gıda güvenliği politikasının en önemli ayaklarından biri üretim olduğundan ekolojik yöntemler ve halkın katılımı ile kentsel tarım yaygınlaştırılmaya çalışılmakta.  Müşterek alanlarda sebze ve şifalı bitkilerin yetiştirildiği mahalle bahçeleri; kent tarımını ilköğretime entegre etmek ve sebze yetiştirmek için okul bahçeleri; müşterek alanlar ve okullarda meyve ağaçları yetiştirmeyi amaçlayan meyve bahçeleri; ve alternatif mekanları tarım alanına çevirmeyi öğreten atölye çalışmaları teşvik edilmekte.

Gıda Tüketimi için Eğitim ve İstihdam Yaratma

SMAAB ayrıca obesite ile mücadele için sağlıklı beslenme eğitimleri vermekte, ve başta kendi yerlerinde olmak üzere genel olarak gıda sektöründe çalışacak elemanları yetiştirerek istihdam yaratmaktadır.

Kazanımlar

BH’nin gıda programı yeni bir toplumsal tahayyülün yansıması. Aynen sağlık ve eğitim hakkı gibi iyi beslenmeyi de kamusal fayda kapsamında ele alarak, gıdayı piyasanın fiyat dengesi ‘merhametinin’ dışına çıkartmayı hedeflemiştir. Sonucunda, BH ‘aş devriminin’ çarpıcı somut kazanımları olmuş: Programın ilk 5 yılında, yetersiz beslenme teşhisi konulan çocukların %75’i gelişme göstermiş. Beş yaş altı çocuk ölüm oranları %72.6, bebek ölüm oranları da %59.2 azalmış. 2.5 milyon nüfuslu şehrin yüzde 40’ı programlardan faydalanmaya başlamış, bu dönemde Brezilya’da taze meyve ve sebze tüketimi artan tek yer olarak kayda geçmiş.

Ayrıca bu somut kazanımların ötesinde ‘başka bir dünya nasıl mümkün olabilir’ sorusuna verilen cevaplar ve yeni bir paradigma inşasına yardımcı olacak ipucları göze çarpmakta:

Sanayileşen ve ticarileşen tarım sektörüne karşı topraksız köylülerden ve küçük üreticilerden yana bir politika olması;

Sosyal adaleti gıda ve kamusal mekânların pozitif ayrımcılık içerecek şekilde kullanımı üzerinden inşa etmeye çalışması;

Piyasanın işleyişine regülasyonlarla damardan müdahale etmekten çekinmemesi;

Beslenmeyi sadaka ve yardım çerçevesinde değil de hak temelli ele alması ve üretim, dağıtım, tüketim ayaklarını birlikte bir gıda sistemi kapsamında planlaması;

Ve bütün planlama süreçlerini katılımcı bütçe uygulamalarıyla doğrudan demokrasiye imkan tanıyacak şekilde götürmesi;

BH’nin gıda güvenliği politikalarını ‘aşın’ ötesinde de tartışma imkanları sunuyor. BH ‘kurumsal mücadele alanı ne koşullarda anlamı olabilir’ sorusuna yerellik üzerinden cevaplar sunmakta. Sosyal belediyecilik, demokratik özerklik, liberter belediyecilik gibi farklı tartışmaları ve (yerel) siyasetin imkanlarını düşünmeye de sevk ediyor.

*Bu yazı Express Dergisi’nin 131. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s