Taksim ‘‘Müzesi’’: Olağanüstü Hal Kentleşme ile İktidar Mekânlarının İnşası


Taksim’e yapılmak istenen müdahalenin şehircilik / mimari açısından neden hatalı olduğu tartışması konunun uzmanları tarafından çok farklı platformlarda defalarca yapıldı. Hatta kentsel mevzularda ender görülen, farklı pozisyondaki aktörlerin bir konuda uzlaşması durumunun, bu proje aleyhinde gerçekleştiği söylenebilir. Dolayısıyla Taksim Projesi’nin teknik anlamının ötesindeki boyutları bu yazıyı ilgilendirmekte: Bu proje nasıl bir ekonomik-politik zemine oturuyor, nasıl bir siyasi aklın ürünü olabilir, kültürel anlamda hangi tartışmalara eklemleniyor?

Taksim Projesi’nin en önemli ayaklarından birini  1806 yılında inşa edilen ve 1942 yılında yıkımının ardından kamuya açık bir parka dönüştürülen Topçu Kışlası’nın yeniden yapımı oluşturmakta. ‘Yeniden yapım’dan kastedilen de artık var olmayan, 1930’lar ve öncesi doğumlular dışında hiçbir İstanbullu’nun hafızasında yer almayan bir yapının benzerinin adeta bir tiyatro dekoru yapar gibi inşa edilmesinden ibaret. Ancak Taksim Projesi ve Topçu Kışlası’nın yeniden yapımına gelmeden önce Berlin ve Moskova’da benzer birer örneğe kısaca değinmekte fayda var:

Stadtschloß / Berlin Şehir Sarayı’nın Yeniden Yapımı

Berlin_Stadtschloss2. Dünya Savaşı’nda büyük hasar gören,  Prusya İmparatorluğu’nun sembol yapılarından Berlin’in merkezinde yer alan, Barok tarzı Şehir Sarayı, hem maddi hem de (sosyalist yönetimin) siyasi tercihleri sebebiyle 1950’de restore edilmek yerine yıkılır. Bulunduğu yerde 1976 yılında, Doğu Almanya’nın meclis binası ve kültür merkezi olarak kullanılacak Cumhuriyet Sarayı modern üslup ile inşa edilir.

berlin_Palast_der_Republik_DDR_1977Doğu ve Batı’nın birleşmesinden sonra 2003 yılında, eski sarayın yeniden yapımı için bu yapının yıkılmasına karar verilir[1]. Hatta binanın 35.000 ton çeliği Dünya’nın en uzun yapısı olan Burj Khalifa’da kullanılmak üzere Dubai’ye gönderilir.

berlin_schDoğu Almanyalıların protestoları ve uzun ve pahalı bir yıkım sürecinin sonunda, Stadtschloß dış cephesi kopyalanmak, içi modern bir şekilde inşa edilmek üzere projelendirilir. Yıkımdan sonra bir süre burası park olarak hayatına devam eder. Yeni projenin Prusya tarihine vurgusu ile Doğu Berlin’in sosyalist belleğini silmek gibi bir amacı olduğu söylenebilir. Orijinal olmayan farklı malzemeler kullanarak sadece eski cephenin kopyasının inşası, tarihi bir yapının rekonstrüksiyonu olarak da değerlendirilemez. Yarım milyar avrodan fazla maliyeti olan proje hükümetin bütçe kesintileri sonucu şuan bekleme sürecinde. Sonuçta, bumekânla ilgili (1) Barok yapının kısmen kopyalanması; (2) Cumhuriyet Sarayı’nın Doğu Berlin kültür mirası olarak korunup kültürel fonksiyonlarını devam ettirmesi; (3) veya buranın park olması seçeneklerinden, İhsan Bilgin’in Taksim Projesi’ni nitelediği tarzda, en ‘‘rüküş, isrâfkar ve görgüsüz’’[2] olanında karar kılınır.

Moskova Kurtarıcı İsa Katedrali’nin Yeniden Yapımı

moscow_Christ_saviour_demolitionUzun ve pahalı bir inşaat sürecinin sonunda 1883 yılında yapımı tamamlanan devasa Katedral, Kremlin Sarayı’nın yakınında yer alıyordu. Bakır kubbeleri ile Moskova siluetinde öne çıkan bu yapı, devlet ateizminin kabul gördüğü 1931 Sovyetlerinde Stalin tarafından yıktırılır. moscow_palace_sovietsYerine yapılması planlanan, tepesinde dev bir Lenin heykeli olacak 400 metrelik ‘Sovyetler Sarayı’nın inşası maddi sebeplerden ötürü tamamlanamaz. Stalin’in ölümünden sonra saray yerine Dünya’nın en büyük açık hava havuzu yapılır.[3] Sovyetler dağıldıktan sonra, Moskova’ya ‘çılgın’ inşaat projeleri ile imzasını atan Rus milliyetçisi, muhafazakar belediye başkanı Yuri Luzhkov, Rus Ortodoks Kilisesi ile birlikte Katedral’in yeniden yapılması için çalışmaya başlar[4]. 360 milyon dolarlık maliyeti ile yıkılan katedralin bir benzeri 2000 yılında, eski yerinde yapılır.

moscow_562px-Christ_the_Savior_Cathedral_MoscowModern inşaat malzemeleri kullanılır, altında kapalı otoparkı vardır, mermer kabartmalar gibi orijinal detayların yerine bronz kullanılmıştır.  Aslında Kurtarıcı İsa Katedrali IMF’nin şok terapileri ile hızla kapitalizme geçen Rusya’nın ekonomisinin rant getirisi yüksek inşaat sektörü yatırımlarını; yeni kapitalist Rusya’ya paralel eski Ortodoks Rusya’nın sembol yapılarının yükselen milliyetçilikle birlikte yeniden doğumunu; ve yeni dönemin oligarklarının kamusal alandaki hegemonyalarını da temsil etmektedir. Berlin’de İmparatorluk Prusya’sının Şehir Sarayı’nı ihya etme projesi gibi Moskova’da da Çarlık Rusya’sının en şaşalı katedrallerinden birinin yeniden yapımı da sembolik bir öneme sahiptir.

Taksim Projesi ve Topçu Kışlasının Yeniden Yapımı

Berlin ve Moskova’dan İstanbul’a gelecek olursak, Taksim Projesi’ni nasıl anlamlandırabiliriz? Okumalardan biri yapılmakta olan tünelin birleştirdiği noktalar ve proje sonrası kullanıcı profilindeki değişim üzerinden yapılabilir. Tünelin bir ucunda Tarlabaşı yer alıyor. İstanbul’un bilinmez, enformel, belki biraz ‘tekinsiz’, oldukça heterojen bir noktası. Haliyle, genelde Beyoğlu ama daha çok Tarlabaşı, bu kente adımını atmak zorunda kalan ‘ötekileri’ uzunca bir süre kucaklamıştır. Örneğin, 1980’lerin ortalarında İstanbul’a zorla göç etmek durumunda kalan, kültürleri hızla yok olan yoksul Katolik topluluk Keldaniler’in Beyoğlu’nda Tarlabaşı semtine sığınması için Özdemir Kaptan ‘‘Keldaniler gibi, ufak ve güçsüz toplulukların Beyoğlu’na sığınmasının nedeni; Beyoğlu’nun, kentin diğer bölgelerinde yabancı sayılabilecek kişilere gösterdiği, o kökleri eskiye dayanan, gizemli hoşgörüden başka bir şey değildir’’ der[5]. Ancak bugün, Keldaniler, Kürtler, Afrikalı göçmenler ve daha niceleri için Tarlabaşı ve Beyoğlu yaşanabilir bir yer olmaktan çıkmakta. Buraya sığınan birçoklarının evleri, formel ekonominin sınırlarında yer alan işyerleri, Tarlabaşı Yenileme Projesi kapsamında inşaat paravanlarıyla çevrilmiş durumda. Proje sonrasında buranın eski sakinlerinin çoğu gidecek, yerlerine yaratılan değer artışını karşılayabilecek ekonomik güçte olan yenileri gelecek.

Adanali_image_2İşte, soylulaştırma dediğimiz olgu da bu. İnşaat paravanlarının önünde yer alan devasa görsellerde bu demografik dönüşüm açıkça temsil edilmekte: Ağırlıklı olarak ‘Avrupa-i’ görünümlü, homojen, son derece varsıl, modern kentliler buralarda yükselecek yeni yapılarda mutlu mesut tüketiyor, çalışıyor, yaşıyorlar… Ev ve ofislerinin yeraltı otoparkları ile kuzey yönünde gelişen kentin yeni merkezleri arasında bir bağlantı aynı zamanda bu tünel.

Tünelin Elmadağ çıkışında ise bizi yine bir şantiye alanı karşılıyor. Burada, 1987 yılında yanan Şan Tiyatrosu’nun bulunduğu arazide içinde AVM, otel ve rezidansların bulunacağı Şan City Projesi yer alacak. Tünelin yeryüzünde kalan kısmının bir tarafında sadece turistlere hizmet eden Talimhane oteller bölgesi yer alırken,  diğer tarafında ise, Gezi Parkı’nın yerine yapılacak, içinde tüketim ağırlıklı mekânların bulunacağı Topçu Kışlası’nın kopyası yapılacak.

taksim_gezi_eküBurada bir parantez açmakta fayda var: Gezi Parkı dediğimiz yerin bugünkü kullanıcılarına baktığımızda ağırlıklı olarak tüketmeden var olma hakkını kullanan kentlileri görürüz. Sabah kahvaltısını ağaçların altında bir bankta oturup simit ve sokak satıcısından aldığı çayla yapanlar; Taksim ve İstiklal Caddesi kalabalığından kaçarak baş başa kalan sevgililer; her an taciz edilmeden vakit geçiren evsizler; parkta oynayan çocuklar. Bu sıralananlara ‘kentin romantik enstanteleri’ oldukları  için önem atfedilmemektedir. Kentsel (kamusal) mekânların ticarileştirilmesi, kapatılıp özelleştirilmeleri, buraları kullananların kuşatılıp, kıstırılmaları karşısında bir pratiği, ihtiyaç ve hakkı ifade etmektedirler. Kentsel mekânda ‘tüketmeden var olabilmek’ temelde adalet (adil bir şekilde kentsel mekânlara/hizmetlere erişim) ve demokrasi (kendi gündeminle mekânı yeniden üretmek) mevzusu, yani politikanın alanıdır.

Aynı şekilde bu proje ile Taksim Meydanı, yani şehrin merkezi (karşılaşmanın, kamusal tartışmaların, siyasetin, dinamizmin ve değişimin mekânı) müzeleşecektir. Dolayısıyla kentin ve kentlinin de anlamı değişecektir. Şehir merkezi müzeleştikçe şehir de sabitlenecek, yurttaş katılımının onu dönüştürme ihtimali de azalacak.  Aslında bu da (yoksul veya varsıl) yurttaşın (yani bir şehre/ şehrin siyasetine ait olanın) turist (yani bir şehre / şehrin siyasetine ait olmayan) ile yer değiştirmesini, şehirlinin şehriyle olan politik angajmanını dönüştüren, bir süreci ifade eder. Taksim Projesi’nin belki de en kritik noktası budur. İstanbullu, politik bir hayvandan sadece tüketici bir hayvana evrilmektedir. Tüketici olamayanlar ise baştan dışlanmaktadır. Proje ile Meydan’ın evcilleştirilmesi, Gezi Parkı yerine Topçu Kışlası adı altında tarih sosuna batırılmış müze gibi bir yapının dikilmek istenmesi (ve bu yapının içinde tüketiciler için kafeler ve bir şehir müzesinin bulunacak olması!) çarpıcıdır. Aslında Gezi Parkı’na yapılan bina, aynen açılan tünel gibi, adeta bir boşluk yaratmaktadır. Siyasi katılımın mümkün olmadığı bir boşluk. İçinin siyaset dışı fonksiyonlarla doldurulacağı bir boşluk. Aynı boşluk yine Moskova’da başka bir örnekte görülmektedir: Şehrin siyasi gösteriler için en önemli meydanlarından Manezhanaya Meydanı Başkan Luzhkov tarafından bir yer altı alış veriş merkezine (Okhotniy Ryad) çevrilmişti. Üstünü de kentsel mobilyalar, dolambaçlı tasarımlarla öyle bir şekle sokmuştu ki artık burada toplanmak neredeyse imkansız hale gelmişti. Bu dönüşüm Berlin ve Moskova’daki örnekleri andırmakta, onları savunan zihniyet ve anlam açısından ortaklaşmaktadır.

Özetle, Taksim’e yapılan müdahale her ne kadar mekânsal olsa bile, aslında çok katmanlıdır: Ekonomik açıdan inşaata dayalı rant ekonomisinin geldiği ‘çılgın projeler’ döneminin iştahını yansıtmaktadır. Küreselleşen İstanbul’un soylulaştırılan merkezinin turist ve tüketim odaklı yeniden yapılandırılması projesi olarak değerlendirmek mümkün. Kültürel açıdan seçici bir miras anlayışı ile tarihi yeniden yazmaktadır. Sık sık ‘Osmanlı – Selçuklu Mimarisi’ vurgusu ile dile getirilen tamamen araçsallaştırılmış, karikatür gibi bir estetik algısının ürünüdür. Toplumsal açıdan Taksim ve çevresini ‘temizleme’ operasyonunun, çoğul varoluşlardan arındırarak homojenleştirme hamlesinin bir parçasıdır. Politik olarak otoriter bir zihniyetin ürünüdür. Projenin ortaya çıkışı, kararların verilişi, sunuluşu, proje üzerinde yapılan değişiklikler ve bilginin vatandaşlarla paylaşılmaması anti demokratiktir. Taksim’in Tahrir Meydanı gibi toplumsal / siyasal dönüşümün sembol mekânı olmasından duyulan bir korkunun ürünüdür. Taksim her türlü eşitlik, hak ve özgürlük mücadelesi için siyasi bir podyum olmuş, hızla ticarileştirilen caddeler, kamusal mekânlar, şehirler karşısında bize kamusalın ne olduğunu sürekli hatırlatmıştır. Taksim olmadan  bu şehirde ne kamusallık, ne siyaset, ne de demokrasi var olabilir.

* Bu yazı Evrensel Kültür Aralık 2012 sayısında yayımlanmıştır.


[1] Buttlar, A.von, “Berlin’s Castle Versus Palace: A Proper Past for Germany’s Future?”, Future Anterior 4 (2007), 13-29.

[2] Bilgin, İhsan, ‘‘Rüküş, İsrafkar, Görgüsüz’’, Taraf, 19.02.2012.

[4] Kathleen E. Smith ‘‘An Old Cathedral For A New Russia: The Symbolic Politics Of The Reconstituted Church Of Christ The Saviour’’ Religion, State & Society, Vo!. 25, No. 2, 1997

[5] Kaptan, Özdemir, ‘‘Beyoğlu’’. İletişim. Sayfa 125, 1989

Reklamlar

Taksim ‘‘Müzesi’’: Olağanüstü Hal Kentleşme ile İktidar Mekânlarının İnşası” üzerine 5 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s