maslak 1453: reklam


 

 

Maslak 1453: Reklam, Proje, Anlam üçlemesinin ilki:

Reklam

Bu diil, bu diil, ben farklı bir şey istiyorum…

Bu da diil, bunları herkes yapıyor

Bu hiç diil, bu sıradan

Değil, hiçbir işe yaramaz, bunlar sıradan

Beni anlamıyorsunuz, bu diil, daha farklı, daha güzel

Ağaoğlu tam bu esnada, elleri ensesinde, gözlerini kendi proje alanına komşu Ayazağa Mahallesi’nin gecekondularına dikmiştir. İstanbul’da hızla tükenen arazilerin müteahhitler için bir problem teşkil ettiği, bu yüzden orman arazilerinin sınırlarına dayanıldığı, kentin deprem toplanma alanları da dahil bütün açıklıklarına saldırıldığı, kentsel dönüşüm projelerinin arazi geliştirme için bir ‘fırsat’ olarak sunulduğu bir dönemde, rant değeri yüksek mahallelerin emlak geliştiricilerin ağızlarının suyunu akıttığı bir gerçek. İşte bu gerçeklerin farkında olan şüpheci izleyiciler, ‘Ağaoğlu’da karşısındaki mahalleye bu gözlerle bakıyor’ diye düşünebilirler. Ancak devamında adamın derdinin ‘başka’ olduğunu anlıyoruz:

Çağ atlatacak birşey, insanlar mutlu olsun, onu istiyorum

İnsanların daha mutlu yaşayabileceği, güzel yaşayabileceği farklı birşey istiyorum

Ağaoğlu anlaşılan bugüne kadar yaptığı projelerden rahatsız, tatmin olmamış bir halde farklı bir arayış içinde. Derin, uzun uzun bakışları, düşünceli hali, anlık patlamaları ile, neredeyse bir dahinin, bir ‘yaratıcı’nın karakter özelliklerini sergiliyor bize. Sinan Çetin’in yönetiminde rolünü oynarken arada hafiften, her şeyin ‘farkında’ olduğunu açık eden gülücükler atmasa, yaptığı üretimle kurduğu varoluşsal sorgulamalara bahsettiğimiz şüpheci izleyiciler bile inanacaklar. Sancılı üretim sürecinin 2 temel vurgusu olduğu görülüyor: ‘insanlar’ ve ‘mutlu yaşam’. Yani bencil olmayan, verici, toplumcu bir kişinin tasaları.

Ağaoğlu daha önce Ayazma projesinde ‘bu ülkede herkes iyi yaşamayı hak ediyor’ demişti. Gerçi sonrasında Ataşehir’de My Towerland Projesi’nde ‘saraylara layık bir lüks’ pazarlamaya girişmişti ama olsun, Maslak 1453 Projesi ile arayışının ‘mutluluk’ olduğunu hatırlıyor belli ki. Buradan da Ağaoğlu’nun hedef kitlesinin ‘müşteri’ değil insanlar, derdi tasasının da mutluluk üretmek olduğunu anlıyoruz. Ancak buraya kadar ve hatta reklamın sonunda da açıklığa kavuşturulmayan bir nokta var: Acaba Ali Ağaoğlu, ‘insanlar mutlu olsun’ derken elleri ensede gözünü diktiği gecekondu sakinlerini mi ifade ediyor? Acaba Ağaoğlu’nun kafasında bir Ağalık mı var? ‘Yeter lan, kazandık kazanacağımız kadar, ülkenin en zengin 10 isminden biriyim, hatta zenginleşirken çok gecekondu sakininin de ahını aldım (bakınız Ayazma), artık kendimi insanlığa adayorum’ mu demek istiyor Ağaoğlu?  Neyse, reklama ve mutluluk arayışına devam edelim:

Bunların hiçbiri değil.

Ağaoğlu tam da bu noktada masasının üzerinde duran onlarca mimari projeyi iki eliyle yere bocalıyor. Karşımızdaki dahi projelere bakıp anında onun hayalindeki proje olup olmadığını anlayan biri. Ve sonunda, EVET!

İşte bu!

Burada biraz duralım, nedir bu yüzlerce proje arasından sıyrılan proje? Heyecanla anlatıyor:

Artık ferah upuzun bir caddede alışveriş yapacaksınız. Moda ve sanatın 365 gün içinde olacaksınız.

Tüm bunları İstanbul’un tam göbeğinde, Maslak’ta yaşayacaksınız.

Doğru! Alışveriş yapmak, moda ve sanat kimilerine mutluluk verebilir. Ama sanki bu kadar sancılı bir karar süreci yaşamış, hani suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet’in Euraka (buldum) çığlığı, veya Newton’un kafasına elmanın düştüğü o an gibi ‘işte bu!’ diye heyecanlanan Ağaoğlu’ndan insan başka birşeyler bekliyor.. Kendi deyişiyle ‘çağ atlatacak’ bir proje için cadde konseptli bir AVM biraz ezik kalmamış mı? Neyse, olabilir. Ancak şu, ‘İstanbul’un tam göbeği’ mevzusu biraz sorunlu, kabul edelim. Maslak en azından şuan için İstanbul’un göbeği değil, çeperi. Evet, ulaşım imkanları çeşitli, nispeten yakınlarda metro erişimi mevcut ama yine de abartmayalım, İstanbul’un tam göbeğinde yer almıyor. Hatta mevcut altyapısı ve yolları ile projeye özel araçla erişmek bile son derece sıkıntılı. Gittim, gördüm, biliyorum. Hele özel aracınız yoksa, yanmışsınız.. Ayrıca zaten burasının İstanbul’un tam göbeği olmaması gerekiyor, çünkü şehrin kuzey ormanlarının sınırında, yapılaşmanın sınırlanması gereken bir kuşakta bulunuyor. Ancak burada Ağaoğlu başka bir gerçeği ima ediyor olabilir. Burası, hem bu proje sonrasında, hem de 3. Köprü Projesi, 3. Havaalanı, Yeni Şehir ve Kanal İstanbul sonrasında gerçekten de İstanbul’un göbeğinde yer alacak. Çünkü bütün bu gelişmeler şehrin bütün doğal kaynaklarını tüketip bitirecek, şehir kuzeye doğru son sürat genişleyecek ve bu proje de 20 milyonluk İstanbul’un göbeğinde yer almış olacak. Ama nasıl olur? Ağaoğlu’nun ‘mutluluk’ arayışı ormanları yok eden bir sürecin parçası olabilir mi?  Sabredenler böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını anlıyorlar. ‘Çağ atlatacak’ projenin içinde orman da var!

Evinizin hemen yanında böyle bir orman olsun istemez misiniz?

İşte orman! (ve bir at kişner)

‘Eh yani Alicim kim istemez ki?’ diye insan hayallere dalıyor. Evimin hemen yanında bir orman olsun tabi, hatta evim ormanın tam içinde olsun. Zaten herkesler ister, istemekle kalmayıp bir de yapmaya kalkarlarsa diye ormanları korumak, imara açmamak, hemen yanlarına yüzbinlerce metrekarelik inşaatlar yapmamak gerekmiyor mu? Müştereklerimiz olan, herkesin olan ormanları sadece belli seçkinler tarafından kullanılmasın, bütün şehre nefes versin diye korumuyor muyuz? Bu koruma pratiğinin içinde orman arazilerini yapılaşmaya açmamak, hemen orman sınırının yanına 20.000 kişilik yeni bir şehir kurmamak da yer almıyor mu?

Ayrıca, bazı densizler ‘Allahın ormanına My Forest (Benim Ormanım) diye yazmak, herkesin ormanında sultanlar gibi at koşturmak da ne oluyor? Kimin ormanını kime pazarlıyorsun?’ dese ne yaparız sonra…

Maslak 1453, hayal ettim ve yaptım.

Ve gurur duyuyorum.

Tarih hayal edenleri değil, gerçekleştirenleri yazar.

Burada herkes hem fikir, tarih Ağaoğlu’nu yazacak. Zaten yazdı bile. İnsanlar neler hayal ediyor ve neler yapıyor. Bunların çoğunu da tarih yazıyor gerçekten. İyi de ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ diyerek ‘tarih yazsın da nasıl yazarsa yazsın ’ yaklaşımı sorunlu değil mi? Ya tarih ‘nüfuslu adamdı, bağlantıları vardı, iyi proje geliştirir, çok para kazanırdı… Zenginlik, gösteriş ve görgüsüzlük üzerinden bir imaj yarattı. O ve onun gibi adamlar şehri güvenlik duvarlarıyla çevrili sitelere bölmek, toplumu gelir durumuna göre ayrıştırmak için çok emek harcadılar, başardılar da. Ama fani dünya, o da göçtü gitti…’ diye yazarsa ne olacak?

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s