filistin mülteci kampları


Geri Dönüş Hakkı

Filistinlilerin geri dönüş hakkı, Filistinli Mültecilerin 1948 Savaşı ve sonrasındaki 1948 Filistinli Toplu Göçü (Nakba) ve 1967`deki 6 Gün Savaşı ile terk etmek zorunda bırakıldıkları topraklarına geri dönmeyi ifade eden siyasi bir duruş ve prensiptir. Bugün Filistinli Mülteci kimliğinin en önemli yapı taşlarından birini geri dönüş hakkı oluşturmakta, Filistin – İsrail sorununun çözümü önünde de ciddi bir mesele olarak durmaktadır.

Nakba (Büyük Felaket)

20. yüzyılın en büyük ve trajik zorla yerinden etme hikayelerinden biridir Nakba. 1948`de yaklaşık 750.000 Filistinli terke zorlanmıştır topraklarını. Geçici bir süre için Gazze`ye, Ürdün Vadisi`nin batı (Batı Şeria) ve doğu yakasına, Lübnan`a ve Suriye`ye sığınmıştır mülteciler. 1967 Arap – İsrail Savaşı yaklaşık 400.000 Filistinli`yi daha yerinden etmiştir, bir kısmını ikinci defa.

UNRWA

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) Filistinli mültecilere yardım ve bayındırlık hizmetleri götürülmesi için 60 yıldır çalışmakta. Günümüzde 4,7 milyon Filisitinli mülteci, Batı Şeria (Doğu Kudüs dahil), Gazze, Lübnan, Suriye ve Ürdün’ü kapsayan beş ayrı bölgede UNRWA’nın hizmetlerinden yararlanıyor. UNRWA Orta Doğu’daki en büyük okul sistemlerinden birini işletiyor. 689 okulda 500 bin öğrenciye eğitim, 22 bin eğitimciye ise iş imkanı sağlıyor. UNRWA’nın sağlık hizmetleri UNRWA doktorları tarafından yerine getiriliyor ve 137 sağlık kuruluşunda 4 bin sağlık personeli hizmet veriyor. UNRWA kliniklerinde bir yılda 9,5 milyon hastaya sağlık hizmeti sunuluyor. UNRWA’nın Yardım ve Sosyal Hizmetler Dairesi 1983’ten bu yana en yoksul kesime odaklanarak temel gıda ihtiyaçlarını karşılıyor, nakit yardımı ve barınak sağlıyor. Günümüzde 260 bin kişi söz konusu daireden yardım alıyor. Daire, toplumsal kalkınmayı sağlamak amacıyla ayrıca 65 kadın merkezi ve 37 rehabilitasyon merkezi işletiyor.  Bu merkezlerden kadınlar, engelliler, gençler ve yaşlılar yararlanıyor. Zaman içinde UNRWA’nın onardığı barınak sayısı 13 bin 500’e ulaşmış bulunuyor. Diğer Birleşmiş Milletler kuruluşlarından farklı olarak UNWRA’da çalışanların büyük çoğunluğunu Filistinliler oluşturuyor.

Filistin Mülteci Kampları

Yaklaşık 1.3 milyon Filistinli mülteci Batı Şeria, Gazze, Ürdün, Lübnan ve Suriye`de bulunan 58 UNRWA kampında yaşıyor. Filistinli Mülteci Kampları, kamp dendiğinde hemen akılda canlanan sıra sıra uzanan çadırlar ve bir köşesinde dalgalanan BM bayrağı görüntüsünden çok farklı bir hal almış durumda. Aşırı yoksulluk ve kalabalığı, son derece yoğun ve çok-katlı yapılar içinde barındıran kent alanlarına dönüşmüş durumda bu kamplar. Buralar belki de dünyada kentsel yoğunluğun en fazla olduğu yerler konumunda.

Kamplar bir yandan maziyi (kaybedilmiş topraklar ve zorla yerinden edilmelere dair bir arşivi) diğer taraftan da bugün yaşanan hayatı temsil eden mekanlar gibi düşünülebilir. Kamp olarak tanımlanan mekan geri dönüş hakkının vurgusudur aslında, dolayısıyla özü itibariyle geçicidir. Ancak çoğunluk bu mekanlarda doğmuş, büyümüş, kimisi buralarda hayata gözlerini kapamıştır. Filistinlinin barınağı, okulu, hastanesi, komşusu, işi, yani günlük yaşamı ve hayatıdır buralar aynı zamanda, en azından fiili olarak. Mekanın sembolik olarak anlamı ve o anlamın beklediği form, zamanın akışıyla kaçınılmaz olarak şekillenmiştir. Sınırları belli olan kamp taşmış, nüfus artmış, aileler büyümüş, ihtiyaçlar çeşitlenmiştir. Dolayısıyla sembolik mekanın yaşayan mekan ile bir şekilde barıştırılması, geçiciliğin süreklilik ile ilişkilendirilmesi, geri dönüşün burada kalış ile birlikteliği gerekmektedir.

Kamp İyileştirme Programı  

İşte bu zorlu gerçeklik zemini üzerinde UNRWA`nın Kamp İyileştirme Programı 2006 yılından beri çalışmalarını sürdürmekte. İnsan hakları temelinde hayatın ve mekanın iyileştirilmesi için mülteciler ve onların temsil mekanizmaları ile birlikte kampların katılımcı bir şekilde planlanması için çalışılmaktadır. Yardım yerine gelişme odaklı bir çalışma sürdürülmektedir. Aslında insan hakları evrimi ile paralel bir şekilde, mültecilerin siyasi haklarını tanırken, onların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını da merkeze alma çalışmasıdır. Ama hem bahsi geçen kamp içinden kaynaklanan sebeblerden, hem de ev sahibi ülkelerin yaklaşım ve uygulamaları yüzünden farklı kamplarda farklı zorluklarla karşılaşılmaktadır.

Kampsal Dönüşüm

Herkesin hem fikir olduğu kamplardaki (fiziki ve sosyal) yaşam koşullarının acil bir şekilde iyileştirilmesi gerektiğidir. Formal bir şekilde kurulmuş ama enformal yollardan gelişmiş fiziki çevreye müdahaleye ihtiyaç duyulmaktadır ama nasıl bir müdahale? Öncelikle yerinde iyileştirme/dönüşüm modeli benimsenmiştir. Buralar politik mekanlardır, dolayısıyla geri dönüş hakkının ifadesi olan kampları bulunduğu yerlerden taşımanız mümkün değildir. Ayrıca yaşayanlara rağmen bir uygulama geliştirmeniz, bunu dayatmanız da söz konusu değildir. Kampsal dönüşüm yaşayanların özne olarak katıldığı bir süreç ile gerçekleştirilmekte. Mültecilerin kendi öz örgütlülükleri bu sürece dahil edilmekte, birçok durumda kendileri tarafından süreç başlatılmakta, eğer ‘planlama kapasitelerinin’ desteklenmesi gerekiyorsa gerekli adımlar atılmaktadır. Gönüllülük esastır. Birçok proje de dönüşüm katılmak isteyenlerle gerçekleştirilmekte, ikna olmayan mülteciler zorla projelere dahil edilmemektedir. Dolayısıyla aranan salt bir ‘proje bütünlüğü’ değil, toplumsal gerilimi arttırmadan gönüllülük esaslı bir katılımdır. Ayrıca, kamp iyileştirme programı kapsamında birçok noktasal müdahaleler yapılmakta, mekansal kalite ve yaşanabilirlik kısıtlı imkanlar olsa bile geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu noktasal müdahaleler, kamplarda kurulan katılımcı planlama inisiyatifleri ile kararlaştırılmaktadır. Kamusal ve açık alanların geliştirilmesi bir öncelik olarak belirlenmiştir.

Kentsel ve Kampsal Dönüşüm

Türkiye’de, gerek siyasilerin, gerekse vatandaşların Filistinlilerin mücadelesine olan ilgisi her geçen gün artmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının kampanyaları çoğalmakta ve yardımların hacimleri artmakta, devlet TOKİ ve TİKA ile büyük çaplı imar projeleri gerçekleştirmektedir. Ancak İstanbul ve Türkiye genelinde uygulanan kentsel dönüşüm projeleri ile Filistin Mülteci Kamplarının Dönüşüm Projeleri’ni karşılaştırdığımızda birbirlerine taban tabana zıt yaklaşımlar, uygulamalar ve sonuçlar göze çarpacaktır. Kentsel dönüşümü sosyo-mekansal müdahale olarak ele aldığımızda, ve kamp kentlerin de gecekondu veya şehir merkezlerindeki tarihi mahalleler gibi yapısal sorunları olduğunu ortaya koyduğumuzda (ve diğer bütün tarihsel ve siyasi farklılıkları bir an için soyutladığımızda) Türkiye ve Filistin kampları özelinde en büyük farklılığın ikincisinde ‘dönüşümden rant sağlama’ amacının olmadığı görülecektir. Rant’ı yaşam alanlarını iyileştirme denkleminden çıkardığınız vakit, insan odaklı, katılımcı, demokratik bir dönüşüm de mümkün olabilmekte. Türkiye sivil toplumunun ve hükümetinin Filistin’e vereceği destek kadar Filistinlilerden öğreneceği de çok şey var.

 


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s