‘küstah’ ve leziz: duarte parkı


‘Laws of the Indies’

Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti Santo Domingo’nun tarihi merkezi Zona Colonial bir UNESCO Dünya Miras Alanı. Karayipler ve Latin Amerika’nın diğer şehirleri, İspanyol sömürgeciler tarafından Santo Domingo’yu örnek alarak, ızgara plana göre kurulmuş. İspanyollar, 16. yüzyıl ortalarında el konulan sömürge topraklarında kolonileşme ve şehirleşmeyi düzen altına almak için Karayipler ve Amerika Kanunları’nı (Laws of Indies) koyuyorlar.

Laws of the Indies

Son derece detaylı bir şekilde şehirlerin nasıl planlanması gerektiğini bu kanunlar açıklıyor. Bugün ”entegre şehircilik” kavramıyla vurgulanan bütüncül bir planlama yaklaşımı içeriyor. Şehirlerin, ‘sağlıklı’ bir lokasyonda; korunaklı bir şekilde; ulaşım ve erişilebilirliğe dikkat edilmiş; nüfusu besleyecek tarım alanlarına yakın; estetik bir mimari anlayış ile şehir dokusunda ‘güzelliğe’ önem vererek; nüfus patlaması olsa bile rekreasyon, tarım vb. amaçlar için ayrılmış açık / ortak alanları koruyarak; çevre kirliliğine yol açan arazi kullanım şekillerine ayrı yerler tahsis edilerek; kurulmasını bu planlar belirliyor. Sıkı sıkıya uygulanan planlar sonucu bugün, İspanyolların Hispanyola adasını işgallerinden 500 yıl sonra bile planlı, estetik, kamusal alanları korunmuş bir tarihi şehir merkezi sizi karşılıyor. Tabi bu toz pembe bir planlama hikayesi değil. Kentlerin inşa edilme amacı sömürgecilik, inşa edenler de köleler olunca, daha çok kan kırmızısı bir hikaye olması kaçınılmaz. Ancak bu yazı da, sömürgeciliğin kanlı tarihine girmeden, günümüze atlayacak ve sömürge mimari miraslarından birininin, bir kentsel kamusal mekanın bugünkü kullanım şekline odaklanacağım.

 

Parque Duarte

Santo Domingo’nun tarihi merkezinde, birbirini dik kesen sokakların oluşturduğu dikdörtgen ve kare yapı adalarının, özellikle kilise, kamu binaları ve ticaret merkezlerine komşu olan önemli bir kısmı, yine planlama kararları ışığında, kamusal park ve meydanlara ayrılmış. Bunlardan biri de adını Dominik Cumhuriyeti’nin ”kurucusu” Juan Pablo Duarte’den alan Parque Duarte (Duarte Parkı ya da Duarte Meydanı). Parkın üç tarafından yollar geçiyor, zamanında Latin Amerika’nın ilk üniversitesini barındıran komşu blokta da tarihi bir şapel bulunuyor.

Sodom & Gomora mı yoksa başarılı bir kamusal mekan mı?

Liston Dario gazetesi, burası için, ”eşcinseller, fahişeler ve uyuşturucu bağımlıları parkı işgal etti” diye bir habere imza atmıştı. Haberde, Katolik Kilise Kardinali’nin, Dominik Cumhuriyeti’nin ‘kurucusunun’ anıtının ve 500 yıllık bir katedralin bulunduğu bu yerin şu anki halinden mutlu olmadığını ”her çeşit çiğ ve adi küstahlığın yapıldığı bir mekan” diye bahsetmesinden anlıyoruz. Elinde olsa Kardinal bu açık alanın etrafına duvar örerek ”ahlaksızları” yaklaştırmayacak. Ancak Duarte Parkı’nda biraz vakit geçirdiğinizde, bambaşka hissiyatlar ile ayrılıyorsunuz.Bir kamusal / açık mekanı başarılı kılacak çok fazla özellik aynı anda burada bulunuyor. Dolayısıyla benim için burası başka yerlere örnek olacak nitelikte, dersler çıkartılacak bir kamusal mekan.

Güzel bir mekan

Herşeyden önce parkın manzarası enfes. Etrafında çok estetik, kimisi 500 yıllık, sömürge mimarisi birçok nitekli yapı, tarihi bir katedral var. Palmiye ağaçları ve rengarenk çiçekler de parkı süslüyor. Banklar bile tarihi doku ile uyumlu, demirden, abartısız ve reklamsız.

24 saat yaşayan bir mekan.

Gündüz vakti, ağaçlar ve yeşilliklerin gölgesinde, tarihi dokunun ortasında, banklara oturup kafa dinlemek için ideal bir yer. Komşusu kilisenin yanındaki açık alanda beyzbol oynayan çocuklar her daim görülebilir. Akşam saatlerinde ise, alternatif bir eğlence merkezine dönüşüyor.

Beyzbol oynayan çocuklar

Çeşitliliği bir arada barındıran, özgür bir mekan

Parkın belki de en büyük zenginliği tam da Kardinali küplere bindiren farklı hayat tarzına sahip, farklı özellikte insanları bir arada ağırlıyor olması. Hem cinsel tercih hem de sınıfsal farklılıkları, çocuk, genç ve yaşlıları, müzisyen ve sanatçıları, turistleri, kadın, erkek ve transları burada birlikte görebilirsiniz. Özellikle cinsel tercihler bakımından son derece özgür bir mekan. Aslında ülke geneline baktığınızda, gazete haberinden de anlaşılacağı gibi homofobi son derece yüksek, cinsel tercihe dayalı ayrımcılık ve şiddet ciddi bir sorun. Ancak bu mekanı kullananların birbirlerine karşı bir ayrımcılığı söz konusu değil. Çocuklu ailelerde geliyor, bekarlarda, eşcinsel çiftler de. Sınıfsal olarak da bir ayrım söz konusu değil. Kentin varsıl kesimlerinde yaşayıp, haftasonları taksiye atlayıp buraya gelenler de var, yukarı yoksul mahallelerden inenler de, veya sıkça parkta sabahlayan evsizler de.

Konforlu bir mekan

Parkın bir cazibesi de her gelenin oturabilecek bir yer bulabilmesinde. Banklar akıllıca (ve yeterince) yerleştirilmiş. Portatif sandalyeler etraftaki işyerlerinden parka dağılmış durumda. Anıt etrafında ve küçük duvarların üzerinde oturmak için yerler mevcut.

Eğlenceli bir mekan

Burada her hangi bir gece çok farklı aktivitelerle karşılaşabilirsiniz. Hemen yanınızda beraberinde getirdikleri masa ve sandalyelerde, Türkiye’de ‘okey’in popülerliğine denk, domino oynayan bir grup. Ortada, ”akdeniz akşamları” tadında gitarı ile takılanlar. Başka bir tarafta Haitili perküsyoncular. Bakkal/Bar’ın televizyonunun önüne çekilmiş sandalyelerde beyzbol maçı seyredenler. Sevgilisi ile muhabbete dalanlar. Futbol topu ile paslaşanlar. Yolun kenarına park etmiş arabalarında bachata / merengue dinleyip dans edenler. Derin edebi tartışmalar içinde kaybolan yazarlar…

Sosyal bir mekan

Parka yalnız gelip bir gecede bir düzine arkadaş edinmeniz mümkün, hatta neredeyse kaçınılmaz. Tabi ki arada alkol de yardım ediyor. Hemen parka bakan 2 bakkal, 1 küçük bar bulunuyor. Buz gibi biranın ve romun ülkesi Dominik’te, bir Colmado’dan (yani bakkaldan) süpermarket fiyatının biraz üstünde buz, plastik bardak, rom ve meşrubatınızı alıp, polis tarafından götürülmeden, sokakta demlenebilirsiniz. Bu durum, doğal olarak, ‘eğlenceyi’ fahiş fiyatlarla barlarda tüketilen bir etkinlik olmaktan çıkartıyor. Ayrıca, mesele zaten içmek değil, sosyalleşmek, paylaşmak, birlikte vakit geçirmek. Rom, bunun bir aracı. Dolayısıyla sabahın erken saatlerine kadar yaşayan bu mekanda, içki ile alakalı bir ‘sorun’, kavga, taşkınlık yaşanmıyor. İnsanlar, gerçekten iyi vakit geçirmek için geliyor, eğleniyor ve gidiyor.

Güvenli bir mekan

Dolayısıyla güvenli bir mekan. Tek başına bir kadın, dünyadaki birçok benzerlerinden farklı olarak, bu mekanda rahatlıkla vakit geçirebilir. Zaten bir mekan erkekler tarafından kullanıldığı kadar çocuk ve kadınlar tarafından da tercih ediliyorsa, orada güvenlikten yana bir sıkıntı yoktur. Polisin de her an varlığını hissettirmemesi, insanlara bir rahatsızlık vermemesi, mekanın kendi kurallarını organik bir şekilde koymasına imkan sağlaması, bu güvenlik hissini kuvvetlendiriyor.

İşte kimilerinin ‘her çeşit çiğ ve adi küstahlığın yapıldığı”yer olarak gördüğü bir mekana, mekansal olarak odaklandığımızda eşsiz bir başarı hikayesi ile karşılaşabiliyorsunuz. Kentsel kamusal açık alan kavramının içini çok sağlam dolduran, kolay kolay bulamayacağınız, sıfırdan oturup tasarlamaya kalksanız aynı başarıyı çok zor elde edeceğiniz bir mekan, Parque Duarte.

 

 

Reklamlar

‘küstah’ ve leziz: duarte parkı” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s