beyoğlu’nda sokakların ‘ölümü’


Talimhane Şanzelize, Nevizade Talimhane, Tarlabaşı Cihangir, İstiklal Nişantaşı, Tophane Galata oluyor…

Malum, son zamanlarda İstanbul’un dönüşümünün nabzı Beyoğlu’nda atıyor: Taksim Meydanı ‘Yayalaştırma’ Projesi, Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm Projesi, İstiklal Caddesi boyunca yaşanan emlak yatırımları, el değiştiren tarihi hanlar, açılan yeni AVM ve tüketim mekanları, tek tek kapanan Emek, Alkazar, İstiklal Kitabevi gibi semte özgü işletmeler ve sırasını bekleyen İnci gibi daha nicesi…

Beyoğlu Belediyesi’nin ‘masa-sandalye operasyonu’ sonrası iyice ayyuka çıkan ve açık açık dile getirilen Beyoğlu’nu şu an olduğundan ‘başka’, daha ‘nezih’, ‘soylu’, ‘temiz-pak’; (paralı) turistlerin pahalı mağazalarda alışveriş yapacağı, butik otellerde konaklayacağı; emlak yatırımlarının artacağı; bir yer yapma hamlesinin mekansal anlamını bir kaç somut örnek üzerinden, özellikle Beyoğlu’nun arka sokakları özelinde tartışmak istiyorum. Bu tartışmayı bilinçli olarak, daha önce bu blog ve başka mecralarda sıkça üzerinde durduğum, ‘Beyoğlu’nun İstanbul’un üst ölçekteki neoliberal kentsel dönüşümüne eklemlenmesi, ve o dönüşümü yeniden üretmesi’ okuması ışığında yürütmeyeceğim. Burada amaç, ‘Beyoğlu yaşanmaz olmuştu, Belediye müdahale etti, şimdi de hak ettiği değeri buluyor’ şeklinde özetlenebilecek sokakta yaşanan dönüşümün bir yorumunu, nitelikli çevre ve mekansal kullanım tartışması ile açmaktır. Bunun için de İstiklal ve çevresinde, kısa bir yürüyüş güzargahı belirleyip, bir kavramsal çerçeve ışığında burada neler oldu, oluyor ona bakıp, bazı çıkarımlarda bulunacağım.

Özgünlükten uzak olduğuna karar verdiğimiz şehir & yerler, talebe göre değil de arz-odaklı gelişenlerdir.

Project for Public Spaces (Kamusal Mekanlar Projesi), 1975 yılından beri nitelikli kamusal mekanlar üzerine çalışan New York merkezli bir sivil toplum kuruluşu. Belediyeler, mahalle dernekleri, STK’lar, üniversiteler gibi birçok farklı aktör ile çalışan bu kuruluş, ulaşım, multi-fonksiyon, pazarlar, şehir merkezleri, kamusal binalar, parklar, kampüsler, meydan ve kıyılar üzerine uzmanlaşmış. ‘Hangi unsurlar (kamusal) bir yeri başarılı kılar’ sorusuna yanıt olarak 4 temel özelliği barındıran çok-boyutlu Yer Şeması geliştirmişler.

'Başarılı' yer şeması

Bu özellikler: erişilebilirlik; farklı aktivitelere imkan sağlanması; mekanda konfor ve iyi bir görüntü; ve sosyalleşebilme imkanı olarak sıralanmış. Mekanın ‘iyi mi’ ‘kötü mü’ olduğunu ölçebilmek için de bu özelliklerin her birine hem kalitatif hem de kantitatif indikatörler belirlemişler.  Kısaca bu 4 özelliği açacak olursak, PPS onları şu şekilde tanımlıyor:

Erişilebilirlik & Bağlantılar – Bir yerin erişilebilirliğini çevresi ile kurduğu, hem görsel hem de fiziki, bağlantılar ile değerlendirebilirsiniz. Başarılı bir yer hem erişmesi, hem de içinden geçmesi kolay olmalı; hem uzak hem de yakın mesafeden seçilebilmelidir; ayrıca mekanın kenarları önemlidir: Örneğin, boş bir duvar yerine sıra sıra dükkanlar hem daha ilginç hem de genellikle daha güvenlidir.

Konfor & Görüntü – Konfor, güvenlik ve temizlik algısı ve de oturabilecek yerlerin olup olmamasını içerir. Mekanı kullananlar arasında kadınların varlığı, genellikle konfor ve görüntü için iyi ölçüdür.

Kullanım & Aktiviteler – Bir yerin temel yapı taşı orada yapılan aktivitelerdir. Yapılacak birşeylerin olması insanlara o yere gelip gitmeleri için bir neden sunar. Eğer yapacak hiç bir şey yoksa, o mekan boşalacaktır ve genellikle bu birşeylerin yanlış olduğunu ifade eder.

Sosyalleşebilme – Bu bir mekanın zor sahip olduğu bir özelliktir, ancak bir kere kazanıldığında hata götürmez bir vasfı ifade eder. İnsanlar dostlarını gördüklerinde, komşuları ile buluştuklarında, ve yabancılarla etkileşimlerinde rahatsızlık duymadıklarında, mekana daha kuvvetle aidiyet hisseder ve çevrelerine bağlanırlar.

Bu dört özellik çerçevesinde inceleyeceğimiz yürüyüş güzargahımıza geçmeden, bir not düşmekte fayda var. Hayır, yayaların yürüyemediği, tekerlikli sandalye veya bebek arabalarının geçemediği, mahalle sakinlerinin hayatlarını eziyete çeviren mekan kullanım şekillerini doğru bulmuyorum. Mekana dair kararların katılımcı bir şekilde alınması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Beyoğlu arka sokaklarında yaşanan dönüşümü, özellikle Belediye tarafından bize sunulan ‘bu müdahale kaçınılmaz olmuştu’ argümanının meşru kılmadığını iddia ediyorum. Bunu da yürüyüş sırasında açalım isterseniz:

Bir yerden ‘geçme’ isteği, o yere gitme isteği ile dengelenmek zorundadır…

Tosbağa Sokak

Tosbağa Sokak - Ara Kafe tam karşıda

Galatasaray Lisesi’nin önünde buluşalım. Sırtımızı tarihi kapısına verdiğimizde hemen solumuzda küçük bir ara sokak var. Evet, Postane ile Yapı Kredi Yayınları’nın hemen arasında ki: Tosbağa Sokak. Bu sokak, bir çoklarının iyi bildiği ve çok sevdiği Ara Kafe ile özdeşleşmiştir, Ara Güler’in kafesi ile. Kafe’nin dışarıya düzgün bir şekilde yerleştirdiği masa ve sandalyeler sağ olsun, burası yaz kış demeden onlarca insan için vazgeçilmez bir buluşma noktası idi. Şuan ki hali fotoğrafta gözüküyor, araba ve motosikletlere park görevi görmediğinde boş bir şekilde duruyor. Davetkar olmayan, 2 yanındaki binaların sokakla kurdukları bir ilişkinin olmaması sonucunda da sanki yalnız kalmış bir yer. İhtiyaç duyduğundan daha fazla erişilebilir; konfor azalmış, görüntü kötüleşmiş; kullanım niteliksiz bir hal almış; sosyalleşebilme imkanı kalmamış. Son küçük bir not da anti- veya pro- ‘içkiciler’ için, Ara Kafe’de alkol satılmıyor. 

Kartal Sokak 

Kartal Sokak - Nargileci artık yok

Biz yürüyüşümüze devam edelim, şimdi Lise’nin kapısına geri dönelim ve ilk sokaktan sağa girelim. Burası Kartal Sokak, İstiklal Caddesi’ni Turnacıbaşı Caddesi’ne bağlayan kestirme bir yaya yolu. Tam karşımızda umumi tuvaletler bulunuyor, bir yanında okul duvarı, diğer yanında da bir binanın yan cephesi.

Yakın bir zamana kadar bu araya bir nargileci yerleşmişti. Çay, kahve, tavla ve nargile için oldukça rağbet gören bir yerdi. Özellikle sigara yasaklarından sonra, iş arasında etraftaki çalışanlar için açık havada hızlıca çay-sigara molası verebilecekleri bir yerdi. Turistlerde sıkça geliyordu. Evet, buradaki işletmenin geçişi daralttığı, ki bazen fazlasıyla, doğruydu. Masaların, mesela bir duvar boyunca olacak şekilde, sınırlandırması ile erişim kolayca arttırılabilirdi. Şuan ki hali gündüzleri sevimsiz, geceleri de ürkütücü. Erişilebilirlik artmış, konfor & görüntü, yapılan aktiviteler ve sosyalleşebilme imkanlarında kötüleşme söz konusu.

Kartal Sokak’tan devam edelim, tuvaleti geçip sola döndüğümüzde sokağın genişlediğini göreceğiz. Karşımızda sanki terk edilmiş bir yer var, yine motosiklet parkı olarak kullanılan. Dış mekan kullanımını yasakladığınızda, daha doğrusu sadece trafik ile sınırlandırdığınızda, burasının daha nitelikli bir mekan olma şansı yok zaten, çünkü gene bir tarafında duvar, diğer tarafında da İstiklal Caddesi’ne bakan hacimli mağaza ve hanların arka cepheleri bulunuyor. Burada, sırayla, nargileci, bira içilebilen bir mekan ve özellikle civarda oturanların da tercih ettiği Urban Kafe’nin masa-sandalyeleri bulunuyordu.

Kartal Sokak - Sanki terk edilmiş

Bir yandan İstiklal Caddesi’nin kalabalığına ve gürültüsüne çok yakın ama aynı zamanda dostlarla oturup, artık kafanıza göre, çay, kahve, bira şarap içebileceğiniz, canlılığına rağmen şaşırtıcı bir şekilde de ‘sakin’ bir dış mekandı. Yine, hem mahalle sakinlerinin, hem İstanbulluların, hem de turistlerin kullandığı bir yerdi. Burada bulunan işletmelerin özellikle yayaların geçişine ve masa-sandalyelerinin sınırlarına dikkat ettiği söylenebilir. Bu sokağın sonunda, hemen Turnacıbaşı Caddesi’nin berisindeki bodrum katında da Çukur Meyhane yer alıyor. Harika mezelerin yenebileceği, kazıklanmadan Rakı içilebilecek, müdavimleri olan bir mekan. Şuan diğer işletmeler gibi burası da dışarıyı kullanamıyor, masaların bulunduğu yerde, yakında yer alan bir fastfood lokantasının motosikletleri duruyor.

Başağa Çeşmesi, Gazeteci Erol Dernek ve Ayhan Işık Sokak

FLO - Türkiye'nin en büyük ayakkabı mağazası

Turnacıbaşı Caddesi boyunca yürümeye devam edelim, sağ tarafımızda Lise’nin taş duvarları, karşımızda Galatasaray Hamamı yer alıyor. Hamamı geçtikten sonra soldaki ilk sokaktan girelim. Burası Başağa Çeşmesi Sokak, Gazeteci Erol Dernek Sokak’a çıkıyor, tam karşımızda da FLO Mağazası’nın arka cephesi bulunuyor. Bu sokakta, civardaki mağazalarda çalışanların sigara molaları için geldikleri, ucuza çay, kahve içtikleri bir mekanın masa-sandalyeleri yer alıyordu. O kalkmış durumda.FLO Mağazası ise Beyoğlu’nun içinden geçtiği dönüşüm açısından önemli bir örnek. Yerli ve yabancı markaların zincir mağazaları, İstiklal Caddesi üzerinde adeta yer kapma yarışı içinde. Kimi markalar cadde üzeri mağaza sayısını arttırmak derdinde, kimisi metrekaresini büyütmek, kimisi de prestij mağazası açmak. FLO da Avrupa’nın en büyük ayakkabı AVM’si olmak ile övünüyor. Bu ‘devlerin’ etraftaki esnafa etkileri ve İstiklal Caddesi’nin tektipleşmesi, diğer caddelerle aynılaşmasına sundukları katkı bir yana, kapladıkları büyük parsellerde, İstiklale olan cepheleri dışında arka veya yan cephelerinin çevreleriyle kurdukları ilişki önemsenmiyor. Dolayısıyla, bunların sayıları arttıkça, Beyoğlu’nun arka sokakları da ‘ölüyor’. Yürüyüş ilerledikçe bu nokta daha da belirginleşecek. Gazeteci Erol Dernek Sokak’a geçersek, burada sokak boyunca bir çok esnaf yer alıyor. Öğrenciler, sinema emekçileri, kadınlar ve turistler tarafından özellikle tercih edilen, ucuza çay veya bira içebileceğiniz mekanların bulunduğu bir sokak. Biraz ilerde sağda da Ayhan Işık Sokak yer alıyor, hani kahve falı bakılan kafelerin yer aldığı. Bu ikisi de sokak yaşantısının son derece canlı olduğu yerlerdi. Yasaklardan sonra yaya geçişinin rahatladığı söylenebilir. Ancak rahatlama topyekûn yasak yerine kontrollü izin ile de sağlanabilirdi. Ayrıca, kaybedilen sokak yaşantısı ve bu sokağı kullananların talepleri düşünüldüğünde, acaba bu şekil bir ‘rahatlama’ ne kadar tercih edilir? Esnaf haklı olarak bu duruma, ‘Başkan biz de Nevizade gibi olmak istiyoruz’ diye işaret ediyor. Gerçi aşağıdaki pankart, Nevizade’yi ‘Talimhane’ yapma niyeti açık edilmeden önce asılmıştı. Dönüşümün hızına esnafın yetişmesi kolay değil…

Gazeteci Erol Dernek ve Ayhan Işık Sokak Esnafı 'Nevizade' olmak istiyor

Hasnun Galip Sokak

Gazeteci Erol Dernek Sokak’ın sonuna kadar yürümeye devam edelim. Karşımızda İstiklal’e inen Sadri Alışık Sokak var. Biz hemen ona çıkan diğer sokağa, Hasnun Galip’e devam edeceğiz. Burayı son 10 yılda Türkü Barlar mesken tuttu, biraz ilerde de ocakbaşı, bar ve sahaflar var. Ama bu sokağın en çarpıcı mekanı kesinlikle eski Vakko’nun yerinde açılan MANGO. Aşağıdaki fotoğrafa bir bakınız. Burası aslında yok-mekan, adeta sokağın kara deliği, her an yanındaki binalardan başlayarak bütün sokağı yutup yok edecek gibi duruyor. Düşünün MANGO’nun İstiklal’deki komşuları da bu şekil dönüşse, sokak sadece transit geçiş ve mağazaların mal indirme/yükleme yeri olarak kullanılacak. Bu binanın arka cephesini tasarlayan mimar hiç mi bulunduğu çevreyi düşünme zahmetinde bulunmadı, hiç mi estetik kaygıları olmadı? Hadi mimarı geçtik, ona iş veren MANGO TR TEKSTİL TİC. LTD. ŞTİ. ‘bi saniye, bu cephe olmamış, en azından etraf ile ilişkilendirmek için bir çaba göster’ dememiş mi? Hadi o demedi, binaya ruhsat veren Beyoğlu Belediyesi, ‘siz buraya uzaydan mı düştünüz, nedir bu tasarım’ diye sormamış mı? Tüketim mekanlarının cüsseleri büyüdükçe ve satış iştahı arttıkça, hem müşteri, hem komşu esnaflar, hem de sokak ve insan ile kurdukları ilişkinin niteliği de çarpıcı bir şekilde değişiyor. Ciro yapma dışı varlık sebebi ortadan kalkıyor, diğer bütün bu unsurlar teferruat olarak görülüyor. Her halde şu haliyle bir tek Grafiti sanatçılarını heyecanlandırıyordur bu duvar. Aslında bir el atsalar hiç fena olmaz! Neyse, devam edelim, birazdan başka iki çarpıcı örnek ile karşılaşacağız.

Hasnun Galip Sokak - MANGO'nun arka cephesi

Mis Sokak

Mis Sokak

Hasnun Galip’in sonunda Büyükparmakkapı Sokak’tan sola döndük, İstiklal Caddesi’ni geçtik ve Mis Sokak’tayız. Burası kaldırım kafeleri için son derece müsait bir yer. Sokağın 2 yanına dizilmiş dükkanlar ve yeterince geniş bir yol var. Zaten belediyenin çizdiği sınırlar dahilinde (bakınız kaldırım çizgilerine) kalındığı taktirde erişilebilirlik, yaya geçiş sıkıntısı söz konusu değil. Farklı farklı hedef kitlesine hitap eden mekanlar ile Beyoğlu’nun konforlu, kullanışlı, sosyalleşme imkanının bolca olduğu başarılı dış mekanlarından biri olabilir. Zaten öyleydi de. Yani bırakın yasaklamayı, Belediye’nin burada kaldırım kafeleri teşvik bile etmesi gerekir.

Kurabiye Sokak 

Kurabiye Sokak - Fitaş'ın arka cephesi koca bir duvar

Şimdi ilk sokaktan sağa, Kurabiye Sokak’a  dönelim ve Taksim meydanı yönünde ilerleyelim. Evet, MANGO’nun ikizi bu sokakta. Fitaş Sineması’nın, Pizza Hut ve Burger King’in tabula-rasa arka cephesi. Yine, sokak dokusu umurunda olmayan bir bina karşımızda duruyor. Önünde de park etmiş servis motosikletleri. Dikkat ederseniz motosikletlerde Belediye’nin çizdiği ‘sınır’ içerisinde park etmişler, pek ala kafe ve lokantaların masalarına da bu sınırlar içinde izin verilebilir. Otomobil veya motosiklet parkından daha nitelikli bir kullanım olur ayrıca. Devam etmeden bir not düşelim, İstanbul’un en iyi köftecilerinden biri bu ‘ucubenin’ tam karşısında yer alıyor, ama köftesi erken bitiyor, ilgilenenlere duyurulur. Şimdi buradan geri dönelim, Süslü Saksı Sokak’a doğru ilerleyelim.

Atıf  Yılmaz Caddesi

Tarlabaşı 'Yenileme' Projesi

Atıf Yılmaz Caddesi’ne gelmeden bir duralım. Sağımızda Tarlabaşı Bulvarı ve Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm Projesi’ni görebiliriz. Aslında şu ana kadar ki en fazla 1 km’lik yürüyüşümüzde gözlemlediğimiz değişimin, sokakları zapturapt altına alma çabasını bu gördüğümüz proje ile birlikte düşünmekte fayda var. Malum Tarlabaşı Projesi sonrası, buranın eski sakinlerinin bir çoğu gidecek, yerlerine yaratılan değer artışını karşılayabilecek ekonomik güçte olan yenileri gelecek. Zaten, soylulaştırma denen olgu da bu. Şimdi sokak yaşantısının canlılığı, renkliliği, heterojenliği ile soylulaştırma sonucu homojenleşme arasında bir uyuşmazlık sorunu olduğu açık. Tamam, Tarlabaşı’nın yeni sakinleri de güvenlikli sitelerde, kentin çeperlerinde, Göktürk vb. yerlerde artık yaşamak istemeyen bir ‘müşteri kitlesi’. Kentin ‘nimetlerinden’ yararlanmak isteyeceklerdir, ancak, bilinmezliğin, enformelliğin, ‘tekinsizlik’ algısının törpülendiği, tüketim imkanlarının küresel alternatiflerle benzeştiği bir şekilde…

Tarlabaşı’na taziyede bulunduktan sonra, Atıf Yılmaz Caddesi’nden yukarı doğru, İstiklal’e doğru çıkalım.İşte karşımızda bütün ‘ihtişamı’ ile Demirören İstiklal AVM. Benim ‘sokakların ölümü’ dediğim değişimin çok önemli bir öznesi.

Demirören AVM'nin içi boş

Yol boyunca, AVM inşaatının çevredeki tarihi binalara verdiği yapısal zararları görebilirsiniz, işte bakınız sağınızda meşhur Hacı Abdullah Lokantası ve derin çatlakları. Demirören’in kaçak katları fazlasıyla yazıldı, ‘yıkılacak’ diye buyuruldu vs. Bir yandan da bu bina bize sanki başarılı bir rekonstrüksiyon projesi olarak sunulmaya çalışıldı. Kamuoyu yemedi tabi ki…Bir kaldırın başınızı ve bakın, bu güneşe set çekmiş yükseklikte ki binanın cephesinin gerisinde ne var diye. Evet, boşluk! Artık, ‘fırsat bu fırsat çıkabildiğim kadar çıkayım, sonra içini doldururuz’ diye mi düşündüler, bilemiyoruz. Demirören bu sokağı koca bir vitrine ve sıra sıra dizilmiş araba parkına çevirmiş durumda. Çünkü İstiklal’e bakan cephe dışında sokakla kurulan ilişki önemsenmemiş. Bu vitrinlerin bulunduğu yerde Ağa Lokantası bulunurdu, AVM inşaatının ciddi hasar verdiği tarihi Ağa Cami’nin tam karşısında. Enfes Osmanlı mutfağını Ağa Cami Manzarası ile tatmak büyük keyifti. Bir süre Demirören’e direndiler de. Ama sonunda büyük balık küçük balığı yuttu. Bize de yine niteliksizleştirilmiş bir sokak, bol çatlaklı binalar ve yıkılma tehlikesi yaşamış bir kültür mirası Cami kaldı. Artık yürüyüşümüzün sonuna yaklaşıyoruz. İstiklal’den aşağı doğru hemen AVM’nin diğer yan cephesine girelim.

Atıf Yılmaz Caddesi - AVM vitrini ve dizilmiş arabalar

Yeşilçam Sokak

Yeşilçam Sokak - Demirören İstiklal AVM

Burası Yeşilçam Sokak, solumuzda Serkildoryan ve Emek Sineması, sağımızda da Demirören AVM bulunuyor. Aynen diğer cephe gibi burasının da sokakla kurduğu bir ilişki söz konusu değil. ‘Vitrin’ olarak uzuyor sadece.  Kavramsal çerçevemize dönecek olursak, konfor sağlamıyor, görüntü çirkin, değer katan bir kullanım söz konusu değil, sosyalleşebilme imkanı sıfır. Aslında bu son nokta konusunda haksızlık etmemek lazım. AVM, Demirören’e ve Emek Sineması’nın yıkılıp ona benzetilmesine karşı olanların, kent aktivistlerinin, sinemaseverlerin ara sıra bu sokakta toplanması için bir mıknatıs görevi görüyor. Şimdi bir de Emek Sineması’nın Demirören’leştiğini hayal edelim. İstanbul en önemli kültür mekanlarından birini, Beyoğlu da kimliğini biraz daha kaybedecek, şüphesiz. Yeşilçam Sokak da, iki devin arasına sıkışmış bir şekilde, eski festival kalabalığını hatırlayıp hüzünlenecek, herhalde…

Kısa yürüyüşümüzün sonuna geldik. Başta da belirttiğim üzere, bu yürüyüşte amaç ‘Beyoğlu yaşanmaz olmuştu, müdahale şarttı, şimdi de hak ettiği değeri buluyor’ argümanını biraz deşmekti. Ben hem müdahaleyi, hem de öncesi ve sonrasında yaşanan dönüşümü ‘sokakların ölümü’ şeklinde değerlendiriyorum, gerekçelerini de yol boyunca anlattım. ‘Sokaklara yapılan müdahale bundan sonra yaşanacak dönüşümlerin zeminini hazırlamak içindi’ diyenlere karşı çıkamam, ancak yine de mekanda şu an somut olarak ne ifade ediyor, bunun da görünür kılınmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bitirirken, bir kere daha tekrar etmekte fayda var: Beyoğlu’nun belli yerlerinde, konutların yoğunlaştığı, yaya geçişlerinin imkansızlaştığı yerlerde, kontroller, farklı kullanım şekilleri, müdahaleler olabilir, orada yaşayan ve kullananlarla birlikte kararlar alınabilir. Ancak, ve de sadece bu güzergaha özgü olmamakla birlikte, seçilen rotada temel meselenin böyle bir kaygı olmadığını düşünüyorum.

Emek Sineması
Reklamlar

beyoğlu’nda sokakların ‘ölümü’” üzerine 13 yorum

  1. Gerçekten çok somut birşekilde ortada herşey. Can çekişen sokaklar… Ve bu durumu çok güzel derleyen bir makale olmuş, ellerine sağlık Yaşar…

  2. yaşar, eline sağlık. tam içimden geçenleri yazmışsın. tam aklımdan geçen fotoğrafları çekmişsin. beni de bunu yapma yükünden kurtardın. her anlamda çok teşekkürler ve tebrikler 🙂

    1. rica ederim. birileri sürekli müdahale ediyor, biz de sürekli yazıyoruz, fotoğraflıyoruz, bağırıyoruz.. ama nafile. belediye başkanı’na yazıyla birlikte ne düşünüyorsunuz diye tweet attım, ‘ne mi düşünüyorum, sokaklar köhnelikten kurtuluyor’diye cevap attı. okumamış belli ki, okuyup cevapladıysa, ‘köhneliğin’ tanımı nedir çok merak ediyorum.

      1. bunu da sorsaydın keşke… bu aymazlık, bu pişkinlik artık benim çok sinirlerime dokunuyor. sakin kalmakta güçlük çekiyorum.

  3. tam da istiklal in kalabalığından kurtulmak için hep kullandığım rotayı izlemiş ve aynı saçmalıklarla yüzleşmişsin . Benim adıma da konuştuğuna emin ol . Extra dan bir kaç şey eklemek zorundayım : Aslında bu masa sandalye kaldırma hareketanın arkasında hepimizin veya çoğumuzun bir şekilde parçası olduğu bir sosyalleşme ortamı olarak sokak vardı . Masa ve sandalyelerin sokağa yayılmasıyla oluşan kontrol edilemez kalabalık ve iletişim ortamı ”bu beyfendileri ”asıl rahatsız eden şeyi oluşturuyordu . Bu beyefendiler arasında polis de var , belediye başkanı da .. 90 larda Kadıköy de , sokaktaki sosyalleşme ortamının oluşumunu ve ona yönelik müdahaleleri içeren sürecin aynısının Beyoğlun ‘da yaşandığı gözlemledim . Bu sosyalleşme ortamı aslında ” ŞEHRİN ” BİZE AİT OLDUĞUNU anlamamıza yol açan ilginç bir ortamdı . Ve tüm değişkenleri , farklılıkları içinde barındırırken onlarla iletişim kurma şansı tanıyan ”ortak” bir düzlem : SPACE oluşturuyordu .Şurası muhakkak ki Farklı sosyal katmanlardan bireylerin ve İnsanların konturolsüz biçimde biraraya gelmeleri demek yeni fikirlerin ve yaklaşımların doğabilmesi ihtimali demektir. Ve ortamlar çevrede bulunan cafe , bar gibi mekanlardan bağımsız yaşarlar . O halde buralarda Otoritenin işletmeye ve kontrol etmeye çalıştığı ekonomik anlamlar da bir katma değerden bahsedilememektedir. İşte Mekan sahiplerinin ve oralarda yaşayanların şikayetlerinden güç alarak gelişen süreç , sonunda o sokakların mekan sahiplerinin de aleyhinde – ki aslında oraların enerjisini yaratanlar oraları kullananlardı – sonuçlandı . Kapitalizm , bizleri salt kendimizi düşünmeye ittiğinden , şehrin yaşanmaz sadece bakılır bir alana dönüşmesi kaçınılmaz hale geldi . Bu bir geçiş dönemi ; İleride belki estetik açıdan güzel ve bütün ama içerik açısından bomboş bir Beyoğlumuz olacak . Sonra da tıpkı Kadıköy de olduğu gibi yeniden kendini yaratmaya çalışacak . Kanımca sokağı asıl kullananlar , o Avm lerden alışveriş yapanlar ve oraları ziyaret eden turistler değil . değil ..

  4. Her zamanki gibi sıkı gözlemlerini ustalıkla yan yana getirip çok net bir resim çıkarmışsın yaşar biraderim. Bence alternatif tahayyülleri düşünmek için de bence harika bir zemin olmuş. Senin analizlerinde sevdiğim taraf ta bu; yaşanan süreçlere işaret ederken, somut bir alternatiften bahsetmediğin zamanlarda dahi üslubun, o alternatif yolların ipuçlarını da bir şekilde barındırıyor. Çünkü mücadele edilmesi gereken karşıtlığı işaret ederken onu mutlaklaştıran, ona sahip olmadığı bir “yenilemezlik” kutsiyeti atfeden bir dilin yok. Bu anlamda o analizler, okurken beni çaresiz ve aciz hissettirmiyor; bilakis harekete çağırıyor, teşvik ediyor.

    Nitekim boş sokak resimleri de benzer bir etki yarattı bende. O resimlere bakınca da, o sokakları doldurmak kaydıyla yapılabilecek bin bir türlü sivil itaatsizlik örgütlenebilir diye geçiriyor insan aklından. Bunlar yalnızca birer “direnme” modelleri değil, aynı zamanda alternatif tahayyülün kendisini de hayata geçirme deneyimleri olabilirler. Böyle bir sokak hareketinin meramı aslında sokağı koltuk yasağı öncesindeki sıfır noktasına geri getirmek olmayacaktır; bilakis toplumsal, örgütlü ve dayanışmacı yordamlarla, sokak sanatçısından esnafına, öğrencisinden çalışanına bir çok kesimin dâhil olabileceği ve paylaşabileceği şekillerde kotarılması halinde eskisine göre çok daha canlı, çok daha sahici bir mekan olmasına vesile olacaktır. Bu tür imece usulü mekansal eylemlilikler, aynı zamanda karşımızdaki anlayışın meşruiyetini tepe taklak edecek yaratıcı talep ve yöntemlerin de tartışılacağı forumlar haline gelebilir.

    Önümüzün bahar olması itibariyle de sanırım koşullar bir karnaval kalkışması için müsait olacaktır. Tabi yine de Havayı Koklayan Adam Bünyamin Sürmeli’ye bir sormak lazım.

    Bir de tabi bahar demişken, bunun da ötesinde bir ihtiyaç, TMK karşıtı ulusal çapta bir sivil kampanya mı acaba diye düşünüyor insan.

  5. Ne zamandir uzaklardayim, bogazim dugum dugum oldu. aklima “manda batmaz” geldi. bu durumda orasi da kapandi korkarim ki… 😦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s