‘depremsel dönüşüme’ mahallelerden uyarı


Kamuoyunda depremsel dönüşüm olarak da bilinen ‘Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanun tasarısı‘, hükümet tarafından meclis başkanlığına sunuldu. Rant odaklı kentsel dönüşüm projelerini ve dolayısıyla enformel yollardan gelişmiş mahallelerin tasfiyesini hızlandırmasından korkulan bu yasayı özellikle arsa sıkıntısı çeken müteahhitlerin dört gözle beklediği biliniyordu. Tasarı ile ilgili kaygılarını Sarıyer Mahalle Dernek & Kooperatifleri Platformu net bir şekilde ortaya koymuş. Aşağıda tamamına yer verdiğim açıklamada kısaca şu önemli hususların altı çizilmiş:

Afet riskinin sorumluluğu öncelikle merkezi ve yerel idarelerindir;

Ama 99 depreminden bugüne, güvenliği ‘parayla satın alma’ seçeneği ile başbaşa bırakıldık;

Bir yandan deprem riskinden bahsedilirken afet toplanma alanları ranta açıldı;

Afet risk alanlarının belirlenmesindeki (gecekondu mahallelerinden yana) seçicilik, riskin rantçıların işlerini kolaylaştırmak için toplumun korkutulması işlevi ile kullanıldığını öğretti;

Bu kanun tasarısında rant için vatandaşın yaşadığı yerden tasfiyesini ve kentsel dönüşümü hızlandıracak hükümler mevcut;

Riskli yapıların hangi kriterlere göre belirleneceği belirsiz;

Riskli alan ilanı spekülasyona kapalı bir şekilde gerçekleşebilecek mi?

Bu tasarı ile ekolojik alanlar ranta kurban edilecek mi?

Tasarı ile yetkilerin merkezileşmesi demokratik değil;

‘Paran kadar haklısın, paran kadar vatandaşsın, paran kadar yaşayasın’ yaklaşımı terk edilmeli;

Tasarı yaşam alanlarını hukuki güvenceye kavuşturmalı;

Bu tasarı hem anti demokratik hem de niyeti kaygı uyandırmakta;

Haklarımızın tasfiyesi anlamına gelen her uygulamanın karşısında olacağız.

6 Şubat 2012 Pazartesi günü Sarıyer Mahalle Dernekleri ve Kooperatifleri, Sarıyer Belediyesi’nde grubu olan partili meclis üyelerine, kentsel dönüşüm yasası için tarihi sorumluluklarını hatırlattı!

İşte o 13 maddelik hatırlatma:

Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanun tasarısına dair Sarıyer Mahalle dernekleri ve kooperatifleri olarak aşağıdaki kaygılarımızı paylaşmak istiyoruz:

1. Tasarının ülkemizdeki deprem gerçeğini ve diğer afet risklerini dikkat alma kaygısıyla afet gerçekleşmeden önlem almayı önüne koyarak hazırlanmış olmasını önemsiyoruz. Ancak afet karşısında hayatımızı bu kadar riskli kılan ve bizleri tedirgin eden sürecin oluşmasında merkezi hükümetlerin ve yerel idarelerin payı büyüktür. Vatandaşının sağlıklı güvenli bir çevre ve sağlıklı güvenli bir konutta yaşama ihtiyacına çözüm üretmemiş, üretilen çözümleri ise daha planlı-denetimli-güvenli uygulamalar haline gelmesi için çaba göstermemiştir. Dolayısıyla afet karşısında bugün daha tedirgin edici anlatılan riskin sorumluluğu öncelikle merkezi ve yerel idarelerindir.

2. Üstelik söz konusu risk özellikle 1999 İzmit ve Düzce depremi sonrasında kamuoyunun gündemine daha fazla düşmesine rağmen bir bütün olarak idare, vatandaşını afet riski karşısında yalnız bırakan bir çizgiyi ısrarla izlemiştir. İdare sadece kamu yapılarında o da kendi belirlediği kriter ve sıraya göre yenileme faaliyetine girişmiştir. Vatandaşını ise yerleşimlerinin risk taşıdığı bilgisi ve kendi güvenliğini “parayla satın alma” seçeneği ile başbaşa bırakmıştır. İdarenin egemen eğilimi parası olanın afet riski karşısında güvenliğini satın aldığı parası olmayanın ise kaderiyle başbaşa kaldığı bir düzenlemeyi hakim kılmıştır.

3. Afet riskini sürekli güncel tutan idare bu konuda onlarca tutarsızlık örneğine imza atmıştır. Afet planındaki toplanma, çadır, prefabrik alanları yapılaşmaya açılmış, bu alanlarda envai çeşit rant projesinin uygulanması teşvik edilmiştir. Örneğin Anadolu yakasının en büyük toplanma alanında KİPTAŞ konutlarının yanı sıra farklı girişimcilere ait rant projeleri görkemle yükselmeye devam etmektedir. Daha sayılabilecek onlarca örnek de mevcuttur.

4. Aynı yöneticiler afet riskini bahane ederek çeşitli uygulamalara girişmişse de bütün uygulamalar istisnasız rant projesi olarak önümüze çıkmıştır. Soruyoruz ilçe belediye başkanlarımızın çokça ikamet etmeyi tercih ettiğini duyduğumuz Florya’nın gerek zemini gerekse de yapılarının “kaçak” yapı oluşu ile taşıdığı risk “Sarıyer’in herhangi bir mahallesinden” daha mı azdır? Maltepe merkezi veya Küçükyalı Başıbüyük’ten daha az mı risk altındadır. Yada çok sevdikleri gözde mütaahitlerinin televizyonlarda güle güle övünerek deniz kumu kullanarak yaptığını söylediği Bağdat Caddesi ve çevresi riskli alan sınıfına niye girmez. Cihangir gerek yapı stoğunun yaşı gerekse de zemini ile Okmeydanı’ndan daha mı sağlamdır? “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” olarak planlanmış 500. 000 TL ‘den başlayan fiyatlarıyla Topkapı KİPTAŞ Konutları mıdır afet hazırlığı için geliştirilen çözüm? Daha onlarcasını sayabileceğimiz örneklerin deneyimi bize afet riskinin rantçıların işlerini kolaylaştırmak için toplumun korkutulması işlevi ile kullanıldığını öğretti.

5. Bu ahval ve şerait altında önümüze “Kentsel Dönüşümü” hızlandırma maksadı taşıdığı söylenen “Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı” gelmiş bulunuyor. Söz konusu tasarıda vatandaşın yılların birikimi ile – emeği ile oluşturduğu konutları ve mahalleleri üzerinde bu yerleri deprem riski bahanesiyle tehdit eden hükümler bulunmaktadır. Afeti gerekçe göstererek göz koydukları alanlarda iktisadi gücü bulunmayanları bulundukları yerden tasfiye etme anlamına gelen uygulamalara neden olabilecek hükümler mevcuttur.

6. Söz konusu taslak her şeyden önce bir afet planlamasını öngörmemektedir. Temel birimi riskli yapı olarak almıştır. Ülkemizin alanının ve bu alanlarda yer alan yapıların %90 ının riskli yapı sınıfına girebileceğini tahmin etmek için lafı o kadar dolandırmaya gerek yoktur. Dolayısıyla samimi bir afet hazırlığı, riskli alanları ve risk gruplarını tespit etme, bu risklerde öncelik sıralaması yapmak ve bu sıralamayı en azından kent bütünü ölçeğinde değerlendirmek; bu değerlendirmelere göre uygulama sırası belirlemek gibi kriterlere sahip olmalıdır. Halbuki bu kriterler gözetilmeden hazırlanmıştır. Tamamen rant gözetilerek belirlenecek belirsiz bir riskli yapı kavramıyla bu süreç işletilemez.

7. Tasarıda yaşanan bir alanı ve yapıyı riskli alan ilan etmenin spekülasyona kapalı aleni bilimsel kriterlere uygun biçimde işletilmesi önemlidir. Gerçekten niyet bir yandan afete karşı önlem bir yandan afet riskini dikkate alan çözümler üretmek, tedbirleri almaksa; bu süreç, alelacale ve toplumu biçare bırakacak bir süreç olarak cereyan etmemelidir. Aksine demokratik bilimsel kriterlere uygun gerçeklemelidir.

8. Çeşitli kanunlarda denizlerin derelerin göllerin ormanların mera alanlarının korunması anlamındaki kısıtlayıcı hükümlerin afet bahanesi ile geçersiz hale getirmek sonucunu doğurmamalıdır. Mevcut haliyle tasarı bütün bu alanları aç gözlü rant hırsına muhatap etmektedir.

9. Yetkileri merkezileştiren değil bu yetkileri toplumla üniversitelerle, meslek odaları ile ve esas olarak orada yaşayanlarla birlikte kullanmak amacını gözetmelidir. Mevcut tasarı uygulama hükümlerinde idareye kesinlik içeren yetkiler verirken iş uygulama alanındaki yaşayanların haklarına ve bu insanların desteklenmesine gelince “… yapılabilir; … verilebilir.” gibi keyfiyete kalmış hükümler getirmektedir.

10. Hükümetin ve yerel idarelerin vatandaşını müşteri gibi gören bir yaklaşımla ve vatandaşın kendisini değersiz hissedeceği bir uygulamaya muhattap bırakılmamalıdır. Paran kadar haklısın paran kadar vatandaşsın paran kadar yaşasın anlamına gelen uygulamalardan ve düzenlemelerden vazgeçilmelidir.

11. Tasarı insanların yıllardır yaşadıkları yerlere dair oluşmuş fiili hayatını ve daha önceki yasal düzenlemelerle oluşmuş statülerini güvence altına aldığını ilan etmelidir. Bu bağlamda 2981 sayılı kanun 775 sayılı kanunun lehimize hükümleri geçersiz hale getirilmemelidir.

12. Mevcut yasal düzenlemeleri hükümsüz kılan afet gerekçesinin arkasına saklanarak olağanüstü bir yasal düzenlemeyle, üstüne fazla tartışılmadan, toplum kesimlerine izah edilmeden, rızaları alınmadan getirilmeye çalışılan bu uygulamayı hem anti-demokratik buluyoruz hem de niyetine dair kaygı taşıyoruz.

13. Bizler yaşadığımız mahallelerde rant üretmenin birilerinin üretmeye çalıştığı ranttan pay almanın peşinde değiliz. Bizler yaşadığımız mahallede ve bu mahallelerde yıllardır oluşmuş hayatımıza sahip çıkmaya korumaya çalışıyoruz. Dolayısıyla başta uluslararası sözleşmeler ve anayasa olmak üzere 2981 sayılı kanunda haklarımızı tasfiyesi anlamına gelen her uygulamanın ve yorumlamanın karşısında olacağız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s