şöyleşi: dünyanın ‘en mutlu’ ülkesinde kentsel mücadele


Dominik Cumhuriyeti, rom, puro, kahve, merengue ve salsa ile tanınan bir turizm cenneti. Birçok araştırmaya göre dünyanın en mutlu insanları Karayiplerin bu ülkesinde yaşıyor. Ama burası sorunsuz olmaktan çok ama çok uzak. Yoksulluk, yolsuzluk, kentsel rant, gecekondular, zorla tahliye ve yıkımlar…

Benim için buranın farklı bir anlamı var. Aralık 2006 – Mayıs 2007 tarihleri arasında, 6 ay boyunca başkent Santo Domingo’da kent yoksullarının oluşturduğu barınma ve toprağa erişim hakları konusunda çalışan bir koalisyon (Red Urbano Popular Por La Defencia de La Tierra) ve de taşımacılar sendikası (FENATRANO) ile çalışma fırsatım oldu. Aradan geçen 6 seneden sonra, bugün Santo Domingo’ya tekrar geldim. Birlikte çalıştığım insanlarla bağım hiç kopmadı, burayı hep kendi ülkem gibi gördüm. Türkiye’de de fırsat buldukça orayı anlattım, yazdım, 2 ülkeyi kıyaslamaya, birlikte değerlendirmeye çalıştım. İlk deneyimimin sonunda Türkiye’ye dönünce Mersin Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyelerinden Ulaş Bayraktar benimle uzunca bir söyleşi yapmıştı. Bugüne kadar paylaşma fırsatım olmamıştı. Şu anki Dominik ‘seferine’ iyi bir altlık oluşturacağı düşüncesi ile paylaşıyorum. Söyleşinin üzerinden giderken, bu deneyimin benim için ne kadar dönüştürücü olduğunu bir kere daha hatırladım. Bu keyifli söyleşi için Ulaş’a teşekkür ederim.

Ulaş Bayraktar – Niye Latin Amerika’ya gitmek istiyordun?

Yaşar Adanalı – Ben 2002 senesinde Ekvator’da sokak çocuklarıyla 2 ay çalıştım. Devamında da Peru, Bolivya, Şili, Arjantin, Brezilya’yı kapsayan, her gezdiğim ülkenin başkentinde sokak çocuklarıyla çalışan bir örgüt ile görüştüğüm bir araştırma deneyimim olmuştu. Çok amatörce, üniversite 2. sınıf öğrenci idealizmiyle yaptığım bir çalışmaydı.

U.B.-Neydi peki rektörlük mü karşıladı masraflarını?

Y.A.- O zaman Sabancı Üniversitesi Toplumsal Duyarlılık Projeleri’nde gönüllü çalışıyordum zaten. Rektör Tosun Terzioğlu ile görüştüm. Hocam kafamda böyle bir şey var dedim. Gidip ‘Ekvator’da çalışacağım ve devamında da ülkeleri gezip bir araştırma yapacağım ve döndüğümde buradaki çalışmalar için iyi bir birikim olabilir’ dedim. Çok büyük bir bütçe gerekmiyor, sadece uçak parasını karşılayamıyorum dedim. O da ‘tamam sana destek olacağız’ dedi.

U.B.-Ekvatora ama bundan bağımsız olarak gidiyordun?

Y.A.-İlk etapta öyle gidip biraz kalayım hemen gezmeye başlamayayım dedim. Bunun kapsamındaydı tabii ki. Gene sokak çocuklarıyla çalıştım. Sadece gezici olmak istemedim, gidip çalışmak istedim. Sonuçta 4 aylık bir dönem oldu. Benim için önemli bir deneyim oldu. Farklı bir hissiyat aldım. Yerellik bağlamında ilginç bir deneyimdi. Türkiye’den de farklı olarak devletin o kadar ‘güçlü’ olmadığı, bütün o ‘muz cumhuriyeti’ benzetmelerinde olduğu gibi, gerçekten zayıf bir devletin olduğu ortamda nasıl bir sivil toplumun var olduğu, nasıl yerelliğin aşağıdan yukarı örgütlendiğini görme fırsatım oldu.

Ekvator'un başkenti Quito'da sokakta çalışan çocuklarla oynarken
Ekvator'un başkenti Quito'da sokakta çalışan çocuklarla oynarken

U.B. –Peki Dominik Cumhuriyeti’ne gitmeye nasıl karar verdin?

Sonra Londra Kolej Üniversitesi’nde Gelişme Planlaması üzerine yüksek lisans yaparken Latin Amerika’yı, Porte Alegre ve katılım süreçlerini derinlemesine çalıştım, Chavez’in başlattığı Venezüela devrimi, Bolivya’da Morales’in seçilmesi de bu döneme denk geldi. 2006’da yüksek lisans bitince de çalışmak için ‘ben Latin Amerika’ya gideceğim’ dedim. Londra’da çalışırken para da biriktirdim. Daha önce araştırma asistanlığı yaptığım bir hocaya ‘Latin Amerika’da bağlantın var mı? Ben gitmek istiyorum’ dedim. O da daha önce yaptığım işten memnun olduğu için referans oldu, bağlantı yaptı. O sırada Londra’da çalıştığım yerden iş teklifi aldım. Askerlik sorunum da vardı. Biraz aklım kaymadı değil ama sonuçta yüreğimin sesini dinledim.

Dominik Cumhuriyeti Hispanyola adasını Haiti ile paylaşıyor

Dominik Cumhuriyeti, Karayiplerde (Küçük İspanya anlamındaki) Hispanyola Adası’nı Haiti ile paylaşan bir ülke. Küba’nın 200 KM ötesinde komşu bir ada. 1492 yılında Christopher Colombus’un, Amerika kıtasında ilk ayak bastığı yer.  Tam Latin Amerika’nın ‘kalbinde’ değil ama Karayip ve Latin Amerika farkını görmüş olurum diye aldım çantamı gittim. Santo Domingo’ya indim. Orada Pedro Franco diye Uluslararası Yerleşimciler Koalisyonu (IAI – International Alliance of Inhabitants) Latin Amerika temsilcisi, ülkenin de toplumsal hareketlerinde çok aktif, kısa boylu, göbekli, Karayipli bir ağabey, güzel bir insan beni karşıladı. Arabasıyla geldi, ben otobüsten indim, işte uçağım başka yere inmişti. Sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi beni kucakladı, aldı arabasına gezdirmeye başladı. Sonuçta, gerçekten ülke üzerine fikirlerim olmasına rağmen, okumuş olmama rağmen çok büyük bir bilinmezliğe gittim. 5, 6 ay yaşayacağım diye gittim. Fazla bir şey bilmiyorum, insanları tanımıyorum. İspanyolcaya da çok hakim değilim, bir de orada kreol karışımı zor bir yerel İspanyolca var. Pedro Franco karşıladı, benim zaten ilk yarım saatte bire bir konuşabileceğim dilim tükenmişti. Sonrasında 3.5 saat daha beraber vakit geçirmem gerekti. Ben konuşmayayım diye adama sorular soruyorum. Böyle bir gözü karalıkla gittim.

Pedro Franco (ortada beyazlı) ve ailesi ile

U.B.-Ne yapacağın belli miydi peki?

Y.A.-Aslında ne yapacağımın belli olmasını istiyordum bana söyleyin diyordum.

U.B.-Koalisyonda çalışmak üzere mi gittin?

Y.A.- Evet, koalisyonda, orada kent yoksullarının oluşturduğu barınma ve toprağa erişim hakları konusunda çalışan (Red Urbano Popular Por La Defencia de La Tierra) bir koalisyon var ve bu koalisyonda çalışacağım. En kabasıyla böyle bir şey dendi bana. Daha da detaylandırmaya çalıştım ama bunun boş bir çaba olduğunu gidince anladım. Çünkü sorunun eğitimli, profesyonel, Avrupai bakış açısıyla ilgili olduğunu anladım. Tamam gideriz, ne yapacağımı belirleyin, hangi konular üzerine çalışacağım, zamanımın ne kadarını neye ayıracağım bileyim istiyordum. Ama toplumsal mücadele bambaşka bir şey. Neyin üzerine çalışacağım bin kere değişti. Çünkü gereklilikler konusu ve kendi verebileceklerimin adaptasyonu süreci oldu. O sürecin devamında değişti zaten. Pedro beni koalisyonun bütün aktörleriyle tanıştırdı. Bahsettiğim aktörler, gecekondu mahallelerinde yaşayan, orada Barrio Popular deniyor, ellerinde tapusu olmayan, işçi işsiz mahalleleri.

Koalisyonun aktif üyelerinden Santos Mota toplumsal mücadeleden fırsat bulduğu anlarda Colmado'sunda (küçük bakkal) çalışıyor

Başkentin %70’ini oluşturan, çeperlerine yayılmış mahallelerde yaşayan insanlar. Buradaki mahalli örgütlenmelerin liderleriyle ve örgütlenme içinde olan insanlarla, kadınlar ve gençlerle hepsiyle tanıştırdı. Ve beni tanıştırırken büyük bir dostluk ve saygı çerçevesinde tanıştırıyordu. İşte ‘Yaşar, Londra Üniversitesi’nden geldi bizimle çalışacak destek olacak’ diye en baştan karşılıklı güven, sevgi üzerine kurulu bir ilişki vardı. İşte böyle bir ilişkiyle başladık.

U.B.-Önce koalisyon ne yapıyor ben tam anlamadım?

Y.A.-Santo Domingo’da Latin Amerika’nın devamıyla örtüşen bir neoliberalleşme süreci yaşanıyor. Ekonomisi büyüyen, Türkiye’yle de örtüşüyor birçok anlamda. Yüksek büyüme var, turizm, tekstil ve Amerika’da yaşayan yaklaşık bir milyon Dominiklinin gönderdiği dövize dayalı bir ekonomisi var. Son 30 senede kentleşme alıp başını gidiyor. Devletin tarıma olan desteği çekiliyor. Kırsaldan kente büyük göç var, kentler patlıyor ve patlama sonucunda insanlar evlerini boş buldukları yerlere yapıyorlar. 80’den beri süregelen bir kentleşme süreci var. Aynı zamanda büyüme olduğu için kentsel rant artıyor ve toprak önemli bir meta halini  alıyor. Özellikle havaalanına yakın yerlerde kurulan, turistik veya merkeze yakın yerlerde bulunan gecekondu mahalleleri zaman içinde rant alanları içinde kalıyor ve değer kazanıyor.

U.B.- Mülkiyet devlete mi ait özele mi ait?

Y.A.- Toprak mülkiyetinde büyük bir belirsizlik var. Toplumsal gerçekliğe ve ihtiyaçlara cevap verebilen bir toprak rejimi, toprağa erişim mevzuatı, veya yoksullara da hizmet eden bir arazi piyasası mevcut değil. Devlet en büyük toprak sahibi. Ancak 10 milyonluk ada ülkesinde İspanyol kolonisi olduğu dönemlerden kalma, 15, 20 tane çok zengin aile, genelde ‘beyaz’. Tarım alanları, sanayi, finans, medya her şey bunların elinde. Toprağın da büyük bir kısmı onların elinde. Elinde olmasa bile güç ellerinde olduğu için kamu toprağının mülkiyetini kolayca üzerlerine alabiliyorlar. Hatta üzerinde yaşayan aileler olsa bile. Devlet ve yoksullar arasında olabilecek, Türkiye benzeri uzlaşmalar, aflar, popülist politika denmesine rağmen ciddi sosyal boyutları da olan süreçlerin işlemesine engel teşkil ediyor. Kollayan, destek olacak devlet ‘ana/baba’ yok yani. Devletin zengin ailelerle göbek bağı var, o da geçmişten gelen kolonileşme süreciyle alakalı. Yoksullar çok ‘sahipsiz’ ve çok güçsüz. Devletten gelebilecek potansiyel destek kısıtlı. Dolayısıyla, örgütlü olmaları gerekiyor. Kendilerinden başka hiçbir dostları yok. Orta sınıflar, medyanın yaklaşımı belli, çok mesafeli.

U.B.- Koalisyona dönersek?

80’lerde ciddi anlamda yıkımlar var, kentsel rant ile birlikte. Bu yıkımlar mahalle yıkımları. Toprak sahiplerinin adamları gidip yıkıyor, yakıyor, sonra polis gidiyor, buldozerler. Büyük trajediler yaşanıyor. İnsanlar da mahalli seviyede örgütleniyorlar. Mahalle derneği – Junta da Vecino – diyorlar. Bu çerçevede herkes kendi mücadelesini vermeye başlıyor. Fark ediyorlar ki bu mahalli mücadele yeterli değil, biraz daha üst seviyede mahalleler-arası olarak örgütlenmek gerekiyor. Kent genelinde bir araya geliyorlar ve sonunda ulusal bir koalisyon oluşturuyorlar. Bu koalisyonun bir koordinasyonu var. Bu koordinasyona kişiler değil de örgütler seçiliyor. Farklı çalışma alanları için, genel koordinasyon, iletişim, kampanya, eğitim vb. Bunlara farklı mahalli örgütler seçiliyor. 2 senelik seçimlerle. Koalisyonun temel oy kullanma hakkı olan üyeleri mahalli örgütler. Artı, 4 tane dışardan destek veren sivil toplum kuruluşu (STK) var.

Koalisyon 2006 sonunda değerlendirme toplantısında toplu halde

Biri kentsel planlama alanında çalışan Ciudad Alternativa, yani Alternatif Kent, ikincisi kiliseyle bağı olan ağırlıklı olarak sosyal politika üzerine çalışan Sosyal Çalışmalar Merkezi, üçüncüsü hukuk desteği sağlayan, avukatlardan oluşan bir insan hakları derneği, CEDAIL ve dördüncüsü Uluslararası Yerleşimciler Koalisyonu ve onu temsilen, Pedro Franco. Bu dört yapı kurumsal olarak destek veriyorlar. Pedro sayesinde uluslararası bağlantıları var. Diğer örgütler de teknik destek sağlıyorlar. Burada benim açımdan, teknik bilgiye sahip birey ve örgütler ile kent yoksulları arasındaki ilişkiyi gözlemlemek ilginçti. Teknik / akademik bilgiye sahip olma iddiasındaki örgütler ile, topluluk (community) arasında çok daha yatay bir ilişki olabileceğini gördüm. Aslında bunun sebebi de zaten bahsedilen STK’ların aşağıdan-yukarı bir şekilde, bir süreç içinde organik olarak kent yoksullarının içinden ortaya çıkmaları. Bu bahsettiğim koalisyonun aktif üyelerinden, o zaman ki en büyük mahalli örgütlenme COPADEBA, fark ediyor ki, 80 ortalarında, ciddi anlamda belediyenin, devletin yaptığı planlara, kentsel dönüşüm süreçlerine alternatifler yaratmaları lazım. Tamam eğitimsizler, bu konuda teknik bir bilgileri yok ama o zaman ‘kendi STK’mızı kurar, bu teknik bilgi eksikliğini telafi ederiz’ diyorlar. Maddi kaynağı da daha ileri görüşlü bir kiliseden alıyorlar, hani Latin Amerika’da yaşanmış toplumsal adalet vurgulu kurtuluş teolojisi deneyimi düşünüldüğünde bu da anlaşılır bir şey. Sonuçta, kentsel politikalara alternatif üreten ciddi bir STK kuruluyor, Ciudad Alternativa.

Ciudad Alternativa - Alternatif Kent

Ben bir ay orada çalıştım. Gerçekten kaynakları olan, avukatları, şehir planlamacıları, mimarları, mekanı, arazi araçları, bilgisayarları olan uzmanlaşmış bir kurum ama organik bir şekilde de mahalli örgüte bağlı. Yataylıksa yataylık, çok daha demokratik. En azından çıkışı itibariyle böyle. Dünyadaki farklı örneklerine göre daha eşit bir ilişki sağlayabilmiş bir yapı gördüm. Demokratik & teknokratik yapıların harmanlanması gibi. Mesela şehrin merkezine yakın çok büyük bir gecekondu mahallesi var. Gerçekten büyük yoksulluğun yaşandığı, aynı zamanda büyük çevresel sorunlarla da baş eden bir mahalle. Şehrin bütün kanalizasyonunun aktığı nehrin hemen yanında. Buraya devletin planı, kentsel dönüşüm uygulamak ve tamamen yıkıp yeniden yapmak. Buraya katılımcı planlama süreçleri sonucunda  Ciudad Alternativa’nın yaptığı planı gördüm. Muazzam çalışmalar yapılıyor. Üniversiteyi, yurtdışından STK’ları ve mahalleler katılıyorlar ve bambaşka bir gelişme planı örneği sunuyorlar. ‘Mahalleli yerinden edilmeden ama daha yaşanabilir bir yere nasıl dönüştürülebilir’in cevabını buluyorlar. Zaten böyle bir planın gerçekleşmemesinin sebebinin oradaki rantın büyüklüğü olduğunu net olarak görüyorsunuz. En azından oradaki koalisyon bizim alternatif planlarımız var diyebiliyor. Bize ‘burası suç yuvası, çevre katliamı yaşanıyor, siz zaten burada yaşamayın, sizi buradan tahliye ediyoruz ama zaten burada yaşamak değil sizinkisi’ argümanı ile gelmeyin diyorlar, bu argümanları boşa çıkarıyorlar.

Ciudad Alternativa'nın Mahalle İyileştirme Projesi

Diğer bahsettiğim Sosyal Çalışmalar Merkezi‘de, Centro Bono adında bir kilise kuruluşuna bağlı çalışan bir STK. Ancak Merkez’de yapılan çalışmalar dini öğreti, metotlar ile şekillenmiyor. Ülkenin genelindeki din – toplum ilişkisinin ötesinde bir ilişki yürütmüyorlar. Bu STK da kenti yoksul mahalleler bazında ele alıp her mahallede çalışacak bir teknik eleman görevlendiriyorlar. Bu kişi bir şekilde oradaki çalışmalara, düzenli bir şekilde, ve uzun bir süreç perspektifi ile kolaylaştırıcı olarak katılıyor. Mahalli örgütle her hafta buluşan, hatta gün aşırı buluşan, ve çoğu zaman o mahallerde büyümüş yaşayan kişilerden bahsediyorum. Bir arkadaşım avukat  Santos De La Cruz, Boca Chica’daki mahalli örgütlerle çalışıyor.

Boca Chica sahili

Burası, Santo Domingo’nun beş ilçesinden en doğuda yer alanı. Son yıllarda gerek havaalanına yakınlığı, gerek nispeten arazinin gelişmeye müsaitliği, ama aslen uzun tropik plajı ile başkentin tatil kasabası. Aynı zamanda da dünyanın en popüler seks turizmi destinasyonlarından biri. Kırdan – kente göç eden yoksulların, kentin çeperinde gecekondularını yaptıkları bir yer Boca Chica. Turizmin büyümesi sonucunda yoksulların yaşadığı gecekondu mahalleleri yıkım tehlikesi altında. Boca Chica’da Yerel Kalkınma Komitesi kuruluyor. Bu komitede de o belediye sınırları içindeki bütün mahalli örgütleri bir araya getirerek zorla tahliye tehdidine karşı örgütleniyorlar; ancak bununla yetinmeyerek nasıl yaşam alanlarımızı iyileştirebilir ve hayat standardını yükseltebiliriz diye çalışmalarda bulunuyorlardı. Örneğin, başarılı çalışmalardan biri Belediye Forumları’ydı. Bu çalışma kapsamında ilçedeki sivil ve mahalli örgütler düzenli bir şekilde bir araya gelerek, kendi ilişkilerini kuvvetlendiriyorlar, öz örgütlülüklerini geliştiriyor, ortak ihtiyaçları ve Belediye’den taleplerini belirliyorlardı. Amaç, örgütlü bir şekilde belediyenin hizmetlerini ve yönetimini etkileyebilmek, kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmekti. Periyodik toplantılar da belediyeden temsilci olmuyordu. Önce kendi içlerinde ortaklaşmayı hedefliyorlardı.

Santos De La Cruz Boca Chica Belediye Forumu ile stratejik planlama çalışmasında bulunuyor

Santos de La Cruz’da o komitenin teknik destekçisi gibi çalışıyordu. Ben birebir yapılan çalışmaları yakından takip ettim. Zaten Santos komşumdu. Her toplantılarına gidiyordum. Sorulduğunda fikrimi de söylüyordum. Orada da aynen gözlemlediğim yatay bir ilişki vardı. Zaten Santos mahallelilerle dost. Muhabbetleri aynı, ortam aynı, ilişkiler aynı. Gerektiğinde kendi görüşünü koyuyor ama her zaman konuşmuyor. 5 ay boyunca yakından bunu da gördüm. Hep Türkiye’deki STK deneyimi aklıma geliyordu. Bizdeki bütün kentsel dönüşüm süreçlerinde mahalle – STK ilişkileri nasıl olabilir diye düşünüyordum. Öykünüyordum da, demokratik & teknik bir kuruluş neden olmasın diye.

U.B.-Yerinden edilmeye karşı mücadele nasıl bir mücadele? Araçları ne?

Y.A.- Farklı araçlar mevcut. Bir kere hukuki mücadele veriliyor. Tehlikeye paralel verilen mücadelenin ötesinde de, Koalisyon, barınma hakkını hukuki güvence altına almak için yasa tasarısı hazırlamış ve bunu her şekilde savunuyorlar. Sadece ‘bizi yerimizden etmeyin,  barınma hakkımızı güvence altına alın’ demekle kalmamışlar. Çok daha üst düzeyde ‘yasalar  böyle olmalı, konut sorununa böyle yaklaşmalı’ diye içinde mülkiyet, kiracı, kooperatifleşme, yerel kalkınma boyutu olan bir kanun tasarıları var ve bunu her platformda savunuyorlar. Ayrıca mücadele sürekli bir örgütlenme, devamlı farklı mahallelerin bir araya gelme pratiği. İlk örgütlenmenin başladığı yer, bahsettiğim nehir kıyısındaki yıkılması düşünülen çevresel sorunların olduğu mahalle.

U.B.- Burada halk bir araya gelip bir dernek kurmanın vakti geldi diye bir şey yok di mi, daha enformel bir şekilde başlıyor?

Y.A.-Çok çok daha enformel, evet. Zaten çoğu zamanda sorunla birlikte başlıyor. Yıkım tehdidi altında ani örgütlenme ihtiyacı ve enerjiyle başlıyor.

U.B.-Peki onları gözlemleme fırsatın oldu mu?

Y.A.-Evet, bir örgütlenmenin en başını gözlemleme fırsatım oldu. Çünkü 2 sene önce (2005 senesinde) yıkılmış bir mahalle ve o süreç içinde doğmuş örgütlenmeyi gördüm. Hatta onlarla uzun bir süre çalıştım. Bir çok yerel örgütlenme var. Mesela MİUCA denen, Marksist öğretmenlerin oluşturduğu bir siyasi yapılanma var. Topraksız Köylüler var, Küba Dostları Komitesi var. Koalisyonun toplam üyesi 65 örgüt. Başkentle başladı şuan ulusal. Ben oradayken, barınma en temel sorunumuz,  biz nasıl barınma sorununu kent ölçeğinden ülke geneline yayabiliriz diye çalışıyorlardı. Bir kere şey ziyaretine gittik mesela, oradaki köylü federasyonunun kapalı spor salonunda yapılan toplantısına gittik. Biz de koalisyon delegasyonu olarak gittik. Binlerce köylünün olduğu stadyum doldurulmuş, platform üstüne de bütün delegasyonları koymuşlar. Biz de Barınma Koalisyonu olarak oturduk oraya. Böyle bir ülke geneline genişleme çabası vardı.

Topraksız Köylüler Federasyonu'nun kurultayında Koalisyon delegasyonu

U.B.- Peki devletin yaklaşımını merak ediyorum? Türkiye’de baktığında ‘bunlar Sovyet ajanı’ denir. Orada ‘bunlar Chavez’in adamları, Castro’nun adamları’ gibi bir stigmatizasyon var mı?

Y.A.- Görünme, visibilite sorunları var. Dolayısıyla çoğu noktada devlet onları ciddi bir aktör olarak ele almıyor. Medyada da görünmezlik sorunları var. Dolayısıyla görülebilmenin stratejilerini düşünüyorlar, farklı bir şekilde yapmaya çalışıyorlar. Var olan siyasi partiler boyutuyla bakarsak orada kemikleşmiş partiler var ve hiçbir şekilde toplumsal mücadele ilgilerini çekmiyor.

U.B.- Peki bunların oy potansiyeli yok mu? Popülizm niye işleyemiyor?

Y.A.- İşte işleyememesinin sebebi oraya özgü oluyor. Oradaki popülizmi işletecek farklı damarlar var. Bizde olduğu gibi. İnsanların siyasi önceliklerini farklı noktalara çekiyorlar. Mesela komşu Haiti üzerinden bir düşmanlık siyaseti yapıyorlar. Ülkedeki işleriniz gidiyor çünkü komşu yoksul Haitililer ülkeyi bastı ve işlerinizi çalıyorlar diye ırkçılığa varan çok büyük bir yabancı düşmanlığı var. Tarihsel olarak da Haiti batı yarımkürenin ilk köle devrimi. Fransız kolonisi iken köleler devrim yapıyor ve ilk siyah cumhuriyeti kuruyorlar. Sonra da Hispanyola adasını ‘birleştirmek’ için Dominik’i işgal ediyorlar. Dominik Cumhuriyeti’nin bağımsızlık hikayesi, ilginç bir şekilde, onları kolonize eden İspanyollara karşı değil, Haitililere karşı yazılıyor. Bir de yine tarihsel kökenleri olan, ‘siyah’ kimliğin reddi söz konusu. Dominikliler Afrikalı ve siyah geçmişlerini kabul etmiyorlar, belki de Latin Amerika’da en pozitif İspanyol ve kolonizasyon algısı bu ülkede.

Örneğin, ülkenin en etkin STK’larından biri Haiti kökenli Dominiklilerin hakları için mücadele veren bir kadın örgütü. Onun başında uluslararası alanda tanınan, Sonia Pierre diye bir Haitili anne-babadan doğma bir Dominik vatandaşı kadın var. Kennedy İnsan Hakları ödülü almış bir kadın. Ben ordayken hükümetin en büyük medyatik meselelerinden biri bu kadınının vatandaşlığının elinden alınması ve sınır dışı edilmesiydi. Çünkü anne-babasının Haitili olduğunu sakladığı ve bu yüzden sınır dışı edilmesi gerektiği yönünde bir kampanya başlatmışlardı. Anne-babası Haitili olan Dominiklilere vatandaşlık verilmiyor.  Şok edici bir şey çünkü bu kadının tanınan biri. İşte hükümet ‘bu kadın Haitililerin haklarını savunuyor, bölücü, bizim Haiti sorunumuz yoktur’ diyerek sınır dışı etmek istiyor.

Solda Sonia Pierre, Puerto Rico'lu insan hakları aktivistleri ile

U.B.-Dolayısıyla yeterince büyük bir tehdit algılandığında  Türkiye’dekine benzer tasfiye mekanizmalarını devreye sokuyor.

Y.A.- Evet. Mesela ayrıca daha oraya gelmedik ama hükümet ve Taşımacılar Sendikası arasında büyük bir mücadele var. Hükümet sendika liderlerinden üçünü hapse atıyor. Nedeni de, genel grev zamanında, bütün otobüslerin ulaşımı durdurduğu dönemde bir otobüse, ki işçileri taşıyan bir otobüse, molotof kokteyli atılması ve içinde ki bir kadının yanarak hayatını kaybetmesi. Hükümet bunu yapanların sendika liderleri olduğunu iddia etti. Hiçbir şekilde mantıklı değil. Bir kere otobüs sendikaya bağlı, yolcular işçiler, zaten grev kararı alan onlar, molotof kokteyli atılıyor, biri ölüyor ve hükümet bunu sendika yaptı hapse gireceksiniz diyebiliyor.

U.B.-Peki deminki şeye dönelim. Hükümet Haiti düşmanlığı üzerinden destek sağlayabiliyor mu?

Y.A.-Burada farklı noktalarda devreye giriyor. Clientalism, adam kayırmacılık, oyu bana vereceksin ki işin görülsün diye bir siyasi yaklaşım mevcut. Zaten siyasi mücadele ağırlıklı olarak 2 parti üzerinden gidiyor. Şuan ki başkan kağıt üzerinde sosyal demokrat ama son derece neoliberal bir partiden ve diğeri de daha muhafazakar Hristiyan parti arasında. Halk diyor ki bunlara yakın durmazsam benim hiçbir şekilde şansım yok. Öyle bir güçleri var. Benim bahsettiğim koalisyonun siyasi boyutu, ilk etapta hizmetlerinde bunu göstermeseler bile ileri dönük siyasi olarak  alternatif geliştirme vizyonları var. Neticede farkındalar. Tamam onların içinde hükümete çok uzak durmayanlarda var. Sonuçta ülkenin içindeki örgütlenme. İçinde farklı hesaplar peşinde olan insanlar ve örgütlerde olabilir ama genel olarak kanaat önderleri diyebileceğimiz grupta son derece olayın farkında olan, realist bakan ve aynı zamanda alternatif peşinde koşan insanlar var, Pedro Franco gibi. Güney Amerika ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor. Aynı zamanda da koalisyonun işlerini yapmaya çalışıyor.

Şeye dönersek hani koalisyon ne yapıyor dedik ya, mücadele olarak. Bahsettiğimiz hukuksal boyutu var. Alternatif üretiyor. Stratejik planlar yapıyorlar, Alternatif Şehir ve Sosyal Çalışmalar Merkezi’yle, 1-3-5 yıllık planlar çerçevesinde nasıl daha stratejik yaklaşırız diye kafa yoruyorlar. Önemli günlerde eylemler düzenliyorlar, işte 25 Şubat 2007 de merkezlerden birinde saat 9 da Kent Hakkı ve Yıkımlara karşı eylem. Buraya katıldım, beraber gittim. Parlemantoya doğru yürüyorlar, polisler barikatları kuruyor ve kendilerini görünür kılma mücadelesinde milim milim ileriliyor.

U.B.- Peki nasıl bir kitleden bahsediyoruz, nicel olarak binler, 10 biner mi?

Y.A.- Binlerin de olduğu eylem oluyor ama bu katıldığımızda 300 kişilik, çocuklu, kadınlı, erkekli, tamamen mahallelerden gelmiş mahalle örgütlerini organizasyonunda bir topluluktu. Amaç da basın açıklamasında bulunmaktı.

Koalisyon'un kent hakkı için düzenlediği basın açıklaması

Onun dışında bir de kooperatifleşme süreci var. İlginç bir şekilde 10 milyonluk ülkedeki ilk konut kooperatifi ben ordayken emekleme dönemindeydi. Pedro Franco’nun karısı öğretmen Argentina’nın başında bulunduğu ve koalisyonun bire bir destek verdiği Coop-habitat (Yaşamalanları kooperatifi) deneyimi yaşanıyor. Bu deneyiminde gerçekten dönüştürücü olması için çaba veriyorlardı. Sadece evimiz yapılsın bitsin değil de bütün toplumsal dönüşümün ciddi bir aktörü olarak planlıyorlar. Kapasiteler kısıtlı belki maddi, eğitim her anlamda ama vizyon böyleydi. İnsanlar inanılmaz gönüllü saatlerini emeklerini veriyorlardı bu kooperatif oluşum sürecinde.

U.B.-Evin haricinde politika yapımına giriyorlar mı?

Y.A.- Ülkenin genel konut politikasını mesele ediyorlar, ayrıca konutu barınma ve geçim ile birlikte ele alıyorlar. Konut üretim sürecini diğer politik örgütlenme ile nasıl ilişkilendirebiliriz ona bakıyorlardı. Ayrıca Taşımacılar Sendikasıyla ilişki içinde bulunup onlardan maddi destek alıyorlardı. Onlara manevi, insan desteği sunuyorlardı. Bir şekilde barınma sorunu bu ülkenin temel sorunudur görüşünü yerleştirip diğer toplumsal hareketlerle stratejik ortaklıklar kurup sorunu merkeze taşıma yönünde bir mücadele veriyorlardı.

U.B.-Peki bu en yereldeki, hani bu yıkıma karşı çıkanların oluşumuna şahit oldum dedin. Oradaki örgütlenme nasıl, kanat önderleriyle mi, orada da hierarşik bir ilişki mi var yoksa başka mı?

Y.A.- Villa Esfuerzo mahallenin ismi. Yaklaşık 100 hanelik küçük bir mahalle. 5 dönümlük bir araziden söz ediyoruz. Toprak sahibi geliyor ‘burası benim, boşaltacaksınız’ diyor. Boşaltmayacağız derken gece insanlar evlerindeyken evleri yakılıyor. Ama direniyorlar. O sırada beraber çalıştığım Prof. Yves Cabannes Birleşmiş Milletler Zorla Tahliyeler Danışmanlar Kurulu (UN-AGFE) koordinatörü olarak BM misyonuyla Santo Domingo’da bulunuyor. Medyanın ilgisini çekiyorlar. Çocuklar perişan bir halde ve hükümet orada ‘tamam burası toplu konut olarak yeniden ele alınacak’ diye bir söz veriyor. Ama sözde kalıyor. Bu süreç içinde mahalleli de ‘Junta de Vecinos’u yani Komşular Birliği’ni, başında Virgen Feliz diye bir kadın komşularıyla birlikte kuruyorlar ve örgütlenmeye başlıyorlar. Hemen Koalisyon’dan destek geliyor. Biz buradayız, toplantılarımıza katılın biz size geliriz, mesajı veriliyor. Basın açıklamalarını beraber hazırlıyorlar. Böyle bir örgütlenme süreci. Renato’nun evi yakılmış, şuan taksicilik yapıyor. Evleri yıkılmış ama boşaltmıyorlar ve yıkıntıların üzerine barakalar yapıyorlar. normalde yaşadıkları koşullar bu değil.

Taksici Renato yakılmış evinin üzerinde

U.B.-Bizdeki gibi gecekondu yapıları mı?

Y.A.-O şekilde yaşarken çok da güzel evlerini boyamış, bahçeleri falan insani bir şekilde yaşarken, barakalara dönüyorlar ve bu güvensizlik devam ettiği için taş bile koyamıyorlar çünkü yıkılma tehlikesi var. Sadece bir ev kurtuluyor oda polise 11000 peso rüşvet veriyor bu da yaklaşık 1000 TL, ev anıt gibi boyalı sarı bütün bu yıkım içinde gül gibi duruyor.

Villa Esfuerzo'da yıkılmayan tek ev

Y.A.-Bahsettiğim yıkımın olduğu mahallede mahalleli bir araya geliyorlar. Böyle bir süreç başlıyor. Gördüğümüz, biz ilk gittiğimizde ‘evlerimiz yıkıldı, bize bir söz verildi, evlerimizi yapacaklardı, evlerimiz nerde?’ diye bir bekleyiş içindelerdi. 2 sene 3 sene bekliyorlar ve bir gelişme olmuyor. Benim oradaki bu sürece dahil olma kısmım, yani çok ciddi anlamda zamanımı emeğimi ve kendimi bu mahalleye verdim. Çok yakın dostluklar kurdum. Virgen Feliz, dünya tatlısı bir anne. Kızıyla yaşıyor. Diğer bir kızı kocasıyla başka bir mahallede yaşıyor. Kendini adamış, gönüllü olarak devamlı kooperatife geliyor, koalisyon toplantılarına katılıyor.

Virgen Feliz, kızı ve Renato ile Virgen'in barakasının önünde

Dedik, tamam bunlar siz bekledikçe evlerinizi vermiyorlar, gitmeniz lazım istemeniz lazım. Tamam isteyeceğiz ama nasıl? Dominik’in TOKİ’sinden randevu taleplerine başladık. Bakın iki sene önce bir söz verildi, halen söz tutulmadı, ne durumda diye. Bir zaman çizelgesi hazırlandı. Her saat başı bir mahalleli TOKİ’yi arayarak, bu işin akibetini sormaya başladı. Bezdirene kadar. Taleplere cevap gelmedi. Bizde dedik, tamam o zaman bütün mahalleli bir araya gelelim ve TOKİ’ye biz gidelim. Görünme sorunuysa görünme sorununa müdahale etmemiz lazım. TOKİ’de Santo Domingo’nun en şık ve lüks mahallelerinden birinde büyükçene bir binada yeşil bir parkın karşısında yer alıyor. Çok da araçların geçip gittiği bir yer. Basına haber verdik gidiyoruz diye. TOKİ’ye haber vermeden, çat kapı süpriz ziyaret yapılacak. Önüne, yaklaşık 100 tane mahalleli geldik. Taşımacılar Sendikası’ndan otobüslerimiz ayarlandı. Otobüslerin üzerlerine yıkımlar durmalı, evlerimizi istiyoruz şimdi diye sloganlar giydirildi. Otobüsler geldi bizi aldı TOKİ’nin önüne bıraktı. Yüzlerce kişi. Virgen topluluğu organize ediyor. Çocuklar ellerinde pankartlar. Daha beşinci dakikadan TOKİ’nin yöneticileri geldi, ‘aman ne oluyor burada’ diye. Bizde dedik, burada basın açıklaması için geldik, hakkımızı istiyoruz, verilmiş bir söz var. ‘Tamam da çocukları getirmek olmadı’ dediler. Bizde nasıl olmuyor, çocuklar o yıkılmış evlerde yaşıyor. Yanımızda mahallenin fotoğraflarını getirdik. Gösterdik işte bu çocukların gerçeklikleri bu diye. Siz neden bahsediyorsunuz diye. Tamam görüşeceğiz, sizden 5 kişilik bir komite istiyoruz, başkan yardımcısıyla görüşeceksiniz diye.

Komite, 'TOKİ'nin önündeyken

Öyle bir süreç başlamış oldu. Bu arada arabalar gelip geçiyor, durup soruyorlar ne oluyor diye, kornalarla destek oluyorlar. Sonra televizyon kameraları geldi. Tabii öyle bir görünürlük sağlandığından itibaren siz kaale alınacak bir aktör seviyesine geliyorsunuz. Komite çıktı, görüşmeye başladı, derdimiz nedir onu anlatmaya başladı. Olayın bu kadar içinde olunca derdi sahipleniyorsunuz. Derdimiz nedir diyorum. Gerçekten beraber çalıştığım insanlar beni yabancı olarak görmüyordu. Buna samimiyete inandım. Virgen’in dostuydum. Dolayısıyla komitede beni de istediler. Bir arkadaşım, koalisyon koordinasyon kurulu’ndan biri ve Virgen ve Virge dışında iki tane kadın daha. Olayın bir de toplumsal cinsiyet boyutu var. Kadınlar çok ciddi anlamda mahalli düzeyde örgütlenmede öndeler. Çünkü evin temel aktörü, şeyin ötesinde, evin  işlerini yapıyorlar, çocuklara bakıyorların ötesinde. O yarayı ciddi anlamda hisseden onlar. Aile yapısının farklı olmasıyla da alakalı, çoğu yerde kadınlar evin reisi olmak durumunda, tek başlarına. Ve çıktık, 3 yıldır beklemede olan süreç bu örgütlenme sonucunda ciddi anlamda hızlandı. Öyle bir noktaya geldi ki, şuanda en son işte Pedro’dan e-posta aldım, ne oluyor ne bitiyor diye, buradaki yapım süreci. Eskiden, şöyle bir anekdot olarak da beklenti maket üzerindendi, 3 sene önce bir maket gösteriliyor, Villa Esfuerzo halkına, sizin eviniz bu maketlerde gösteriliyor diye. Mahalleli her yerde bu maketin gerçekleşmesini bekler oldu. Mahalleli bekliyor, bizim maketimiz yapılacak, maket eve dönüşecek diye. İşin baştan en sakıncalı noktası buydu. Bir, maketle insanları kandırıyorsun ve iki, maketle sunulanı koşulsuz kabul ediyorsun, ve bununla da 3 seneni harcıyorlar. Senin evlerin yıkılmış ve sana bu diyorlar. Maketi unutun dedik. Koalisyonla birlikte, maketi siz yapmadınız, bu maket size sunuldu ve maketle uyutulduk. Bu yüzden maketi yapacak olan da biziz, bu sürecin en başından parçası olacak da biziz ve maketin yapılacağının güvencesi de kazmanın vurulduğu gündür ve o güne kadar da maketlerle avunulmayacak. O mantaliteye gelindiği zaman zaten gidildi, mücadele hızlandı. Şuan ki süreç, Kooperatif üzerinden bu projenin yapılması gerektiği.

Coop Habitat yönetim kurulunu seçiyor

Dolayısıyla kontrolün halk tarafından ele geçirildiği, o kabul edildi. Planlar bir arada yapılıyor. Venezüela’daki Konut Komiteleriyle ortaklaşa hareket edilmesi, olaya uluslararası boyut katmasıyla bir süreç başladı. Bir pilot süreç, buradaki kooperatifleşme başarılı olursa koalisyon tarafından daha da genişleme olanağı var. İşte en mahalli düzeyde gördüğüm örgütlenme buydu.

U.B.- Ve aynı zamanda somut çıktılar sağlayan bir mücadele.

Y.A:-  Ve bunu koalisyonun en tepesine kadar tecrübe etme şansım oldu. O anlamda bir toplumsal örgütlenmenin farklı kademelerde bir süreç içinde  nasıl geliştiğini ve birbirleriyle nasıl bir iletişim içinde olduğunu görmek başka hiçbir yerde elde edemeyeceğim bir deneyimdi.

U.B.- Yani o katılım retoriğinin gerçekten sadece bir takım neo-liberal politikaların kılıfı olmak zorunda olmadığını, fiilen de…

Y.A.-Evet, fiilen görüyorsunuz. Halen katılım öyle bir şey ki, idealize etmek de istemiyorum. Ben samimi olarak giderken koalisyona da dedim: ‘Benim burada 5,5 aylık bir tecrübem oldu, giderken bu tecrübelere yönelik yansımalarımı sizlere aktarmasam doğru.’ Oturduk, bir yarım saatlik bütün koalisyon önderlerine bir sunum yaptım. Ben dışardan Yaşar olarak baksam, artık içerden değil dışardan bakıyorum, benim olumlu olumsuz gözlemlerim şunlardır diye.

U.B.-Neydi o gözlemlerin?

Y.A-Katılıma özgü gördüğüm en çarpıcı noktalarından biri, toplumun ilerici kesimleriyiz çünkü değişimi istiyoruz, daha adil bir toplum istiyoruz, temelde konut üzerinden ama çok daha bütüncül, adalet peşindeyiz ve katılım diyoruz. Gerçekten katılım, biz kalkınma sürecine katılmak istiyoruz ama kendi içimizde bir kere kadın-erkek ilişkisi hala çok temel bir mesele olarak duruyor. Koalisyonun içine de baktığınızda, belki en mahalli seviyede kadınlar örgütlenmede başı çekse bile koalisyonun koordinasyon kısmına çıktığımızda gene bir erkek egemenliği görülüyor ve bu da toplumun Dominik Cumhuriyeti’nin genel erkek egemenliğiyle örtüşüyor. Bakın dedim şuan koordinasyon toplantısında kaç kadın var diye, gerçekten 18 kişinin 15’i erkek 3’ü kadın, işte oluyor mu diye sordum? Evet diyorlar ve sonuçta insanlar da bunun farkında. O çarpıcı olarak görünüyor. Toplantılar düzenleniyor, mahallelerde. İşte hep bir masa kuruluyor, üzerine örtü seriliyor. O da çok formel bir toplumsal ilişkiler olmasıyla da alakalı, kravat toplumu, akademik unvanınız çok önemli. Lise mezunuysanız lise mezunu vurgusu yapılıyor mahallelerde. Üniversiteyse herkes isminin başına ‘lisans’ diye koyuyor. Yüksek lisans ise inanılmaz bir üste çıkma, prestij oluyor. Bunlar da kullanılıyor ciddi anlamda.

U.B.-Tabakalaşmaysa mikro düzeyde de var yani?

Y.A.- Evet ciddi anlamda var. Ve mahalli düzeyine baktığımızda toplantı örneğini verdim. Toplantı fotoğraflarını gösterdim.  Şematik olarak benim de pratiğimin mesleki bilgimin yansımasını oraya koymak zorundaydım. Bakın dedim burada bir masa var o masanın arkasında o toplantıda Santos De La Cruz geçmiş Santos Mota geçmiş ve onlar o mahalleden değil ama koalisyonla gelmişler hani mahalleli ile bir alışveriş içindeler ama fikir alışverişi içindeler ama daha en baştan biz orada bir şeyi kurmuşuz bir hiyerarşi kurulmuş oluyor. Ve tamam şekle de  baktığımızda, ben o toplantının içindeydim, içeriğini  bire bir hatırlıyorum. O kurulan hiyerarşinin yansımasını da görüyordum. Orada konuşmaktan çekinen mahalleliyi görüyorsun, adam konuşmak istiyor ama eğitimi yok öyle bir ortamda kilise dışında fazla zaten sesini dile getirmemiş. Getirebilmesi için sen bu seviyede biraz daha açık olman gerekir. Katılım bu da aynı zamanda ben bunu vurguluyordum. Katılım sadece neoliberalizmin ‘sinsi’ bir aracı değil… Tamamen toplumsal bir örgütlenmeden bahsediyoruz burada. Ama bunlar çok pratik ama aynı zamanda çok önemli katılımın ayrıntıları…

Koalisyon mahalle toplantısı sırasında

U.B.: Evet bu dediğin çok önemli Türkiye’de de belki zaman olursa …örgütlerin katılımından bahsederken, örgüt içi katılım, ya da genel ulusal demokrasiden bahsederken aslında o örgüt içi demokrasi hep yabana atılıyor. Bir takım dernek başkanları çıkıp daha fazla demokratik hak, daha fazla katılım mecrası isterlerken bunu kendi derneklerine döndüklerinde şey yapamıyorlar. Senin dernekler üzerine de çok gözlemin var?

Y.A.: Orada dediğine çıkıyor yol. Ve hep vurgu o yöndeydi. Örgüt içi katılım sorunlarını aşmak zorundayız. Bunun da şey de olmadığına da inandım yani samimiyetle insanlar kendi komşularını ya da  yurttaşlarının katılmasını istemiyorlardan öte, çoğu noktada da bunun araçları ya da metot konusunda bir sıkıntı mevcut. Yani yaklaşım sorunu. Örneğin, şu masayı kaldıralım demek çok basit olmakla beraber çok önemli sonuçlar doğurabiliyor, ki o yönde bir değişim de gerçekleştirdiler. Latin Amerika’nın farklı yerlerinden gelen kentsel toplumsal hareketlerden temsilcilerle düzenlediğimiz bir haftalık eğitim sürecinde farklı metotlar denendi. Ve gerçekten çok daha üst seviye bir katılım elde edildi. O bahsettiğimiz hiyerarşik motiflere fazla takılmadan, işin kültürel sosyal boyutunu da göz önünde bulundurarak neler dönüşebilir..

Kent Yoksulları Üniversitesi adıyla düzenlenen Latin Amerika kent hareketleri buluşması

U.B.: Peki buna paralel olarak bir de oradaki sendikal mücadeleyle bir tecrüben oldu… o nasıl?

Y.A.: O da tamamen benim için çok büyük bir şans oldu onlarla ilişki içine girmem. Gitmeden senin neye ihtiyacın var diye sordular. Geleceksin bizde kalacaksın…Dedim ben kısıtlı kaynakla geliyorum maddi anlamda bir şey bekleyemiyorum ama kalacak yerim ayarlanırsa ve bir şekilde hayatımı idame ettirecek destek verirseniz seve seve çalışacam oradaki koalisyonla. Koalisyon da maddi gücü, erişebilirliği olan taşımacılık, otobüs ve dolmuşçular sendikası (FENATRANO) ile görüşüp, sendika liderleri Juan Hubieres var, onun desteğini alarak benim ihtiyaçlarımı karşıladılar. Bana kalacak yer ayarladılar. Juan’ın oğluyla kaldım oradaki çalıştığımız mahallelerden birinde. Dolayısıyla böyle kişisel bir bağ olunca da her hafta en azından bir gün onların bir aktivitesine katılmaya çalıştım. Önce gözlemci olarak sonra o gözlem sonucunda da bu gözlemlerle onlara nasıl bir faydada bulunurum diye oturduk konuştuk. O ilginç bir gözlemdi, Türkiye’de hiçbir sendika deneyimim yoktu. Ama orada dolayısıyla belki de iyi oldu kıyaslayabileceğim hiçbir şey olmadan gittim ve tamamen oradan bir öğrenme süreciydi benim için.

FENATRANO lideri Juan Hubieres

U.B.:  Peki neyini gördün sendikal mücadelenin anlatıldığı motifi…?

Y.A.: Orada kent taşımacılığı tamamen şeyler üzerinden dönüyor. Yani toplu taşımayı belediyenin ağırlığı yok gibi, yüzde 20’sini otobüs, dolmuşların yüzde 20’sini belediye üzerinden. Yüzde 80’ini de bireysel dolmuş otobüs sahipleri götürüyor.

U.B.:  Özel halk otobüsü ve bizdeki dolmuş gibi. Ne onun bir formel çerçevesi var mı? Hatlar ya da …?

Y.A. : Var. Hatlar var, numaralandırılmış bütün hatlar 1’den 100 küsüre kadar çıkan farklı güzergahlar var. Bu yollarda her bir yolun kendi odası var ve bu odaların bağımlı olduğu daha üst seviyede sendika var, en şeyde de bütün farklı sendikaların bir araya geldiği federasyon var.

U.B.: Ulusal mı yoksa ?

Y.A. : Evet, ulusal bir oluşum federasyon. FENATRANO ismi. Şimdi bütün genel olarak yapısına baktığımızda bu halk otobüsleri, dolmuşlar artı taksi dolmuşlar, artı taksiler artı motosiklet taksiler. Yani bu oranın ilginç bir noktası.

U.B.: Ciddi bir trafik karmaşası var.

Y.A.: Çok büyük bir trafik karmaşası var. Bir bunun yol ağlarının yeterli olmaması, trafik kurallarına uyulmaması…çok farklı sebepleri var, çok fazla ulaşım aracı olması. Yalnız bunun bir sosyal boyutu da var. Yani ülkede çok işsizlik var. Bahsettiğimiz kentleşme sorunu var. Vasıfsız işçiler ailesini geçindirmek için ulaşım orada ilk etapta sarıldıkları sektör oluyor. Dolayısıyla ulaşımda da çok büyük bir rant da yok, yani rantabl değil. Bir tane otobüsün ya da dolmuşun sahibi ya da bir iki ortakla o kadar. Çok az insan bir güzergahta birden fazla araca sahip. Dolayısıyla gelirin çok daha fazla adil bir şekilde kazanıldığı bir ortam var. Rantabl olmadığı için de otobüslerin durumları çok içler acısı, kalite açısından. Dolayısıyla böyle bir karma karışık durum var trafikte.

Santo Domingo'nun guaguaları

Tamam herkes bunun farkında, sendika farkında, daha iyileştirmek istiyorlar. İdeal olan devletle bir araya gelip bunun tartışmalar sonucunda politikaların, ulaşımın yapılandırılması. Ama devletin soruna ürettiği çözüm de bütün güzergahların sendikaların elinden alınıp, bireysel servis sağlayanların elinden alıp büyük şirketlere pazarlanması. Buna da başlanmış. Mesela bir güzergahta ülkenin en büyük otobüs şirketi o da bir aile tarafından sağlanıyor, o şirket şehir içi trafiği de alıyor oraya otobüslerini koyuyor o güzergahı kapatıyor. Süreci de hükümet bu hatların önce kamusallaştırıp yeniden özelleştirilmesi, güzel yerlerin alınıp yurtdışından Amerikalı çok uluslu şirketlere verilmesi ve aynı zamanda çok büyük bir metro projesiyle metroya dönüştürülmesi şeklinde yürütüyor. Ee sendika için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Kimse değişimi engellemek istemiyor, kalitenin artması bakımından, hizmet sağlanması, kuralların uygulanması bakımından, ama gelirini de kaybetmek istemiyorlar. Burada yine sürecin özelleştirilme sürecinin ilginç noktası, bu devlet bütün kamu gücünü kullanarak oradaki var olan yapıyı alıp satmak istiyor büyük şirketlere. Sendika da bunun mücadelesi veriyor direnişini yapıyor. Ben de bahsettiğim en baştan sendikayla iletişim içine girdim. Yapılan en ilginç çalışma bir kere çok ciddi anlamda şoförlere ve muavinlerine otobüs sahiplerine haftalık eğitimler düzenleniyor. Bu eğitimler yüzlerce şoförün bir arada bulunduğu eğitimler. Her hafta bir güzergah. Ben ordayken belki 25 faklı güzergahın eğitimine katıldım. Ciddi anlamda tartışılan şeyler bir hükümetin öne sürdüğü ulaşım reformu nedir, bunun var olan sisteme etkisi ne olacak. Bunun sosyal, ekonomik boyutu ne olacak. İki, buna karşı yapılabilecek alternatif stratejiler nedir. Bunlar tartışılıyor. Üç, müşteriyle yani servisi alan yurttaşla veren arasındaki ilişkiler nasıl daha iyileştirilir. Olası finans mekanizmaları, araçların değiştirilmesi, güzergahları geliştirmek için neler olabilir. Temel de verilen mesaj bütün şoförlere ‘başka yolumuz yok, geçimimiz elimizden alınacak bunu bilelim. Ve bu mesajı halka açalım bunu anlatalım’. Yani bunu yapıyorlar.

U.B. : Bu arada halk sanıyorum bu kaostan dolayı hükümetin politikasını destekliyordur yani.

Y.A.: Çok büyük bir kısmı da destekliyor öyle bir sorun var, yani aslında bahsettiğimiz sayılar da önemli. Bu yüzde 80 dediğimiz kesim nüfus olarak da yani yaklaşık aileleriyle birlikte bir milyonu yani çok büyük bir kısmı bu sektörde yani buradan geçim sağlıyor dolayısıyla etkilenecek kesim de çok fazla. Ama bahsettiğimiz kaostan dolayı hükümete çok daha meyilliler. İşte metro sanki çok büyük bir çözümmüş gibi geliyor. Ama metro yatırımı, sadece ilk etabı 500 milyon dolarlık bir yatırım ülkenin kamu harcamalarına baktığımızda inanılmaz derecede büyük bir harcama, eğitim, sağlık çok büyük bir sorunken bu parayı ayırmak hiçbir şekilde meşru değil diye düşünülüyor.

U.B. : Zaten anladığım kadarıyla kimse şeye itiraz edemez. Kamu diyelim ki şey yapılsa, bu sosyal bir politika itibariyle devlet bunların otobüsünü alıp bunları memur yapsa burada bir iyileştirme var ama söz konusu olan bir, büyük bir yatırımı muhtemelen dış krediyle dışa verilecek istihdamla olacak metro yapabilen kaç şirket var, iki zaten güzergahı özelleştirmek. Dolayısıyla aslında tam da toplumsal sosyal kılıfta ama tamamen özel sektöre hizmet eden bir manevra söz konusu.

Y.A.: Evet, stratejinin tamamı buna kurulu. Sendika da diyor ki bütün bu yapılanma sürecinde bizi ciddi aktör olarak almak zorundasınız. Metroya karşı çıkılmasında bir kere seçim zamanı inanılmaz yolsuzluklar dönüyor. Bu seçim zamanı yapılan mega projeler daha önce geçmişi belli hükümetin karnesini herkes biliyor. Yani sadece metroya karşı çıkan sendika da değil. Ciddi anlamda bir sivil örgütlenme de var metroya karşı. Orada Militancia Patriotica (Yurtsever Militanlar) diye bir oluşum var.

Basın açıklaması sırasında

İşte ültimatom veriyorlar, basın açıklaması yapıyorlar. Ben ordayken bir iki tanesine katıldım. Santo Domingo metrosu bir anti-demokratik mega projedir diye, bunun nedenlerini çok ciddi anlamda anlatıyorlar. TV’de program yapan bu konuda yerel bir TV’de çalışan ünlü bir televizyoncu var. O çok ciddi anlamda bunun mücadelesini veriyor. Bahsettiğimiz konut koalisyonu da buna destek veriyor. Çünkü konut koalisyonu diyor ki gel bu parayı benim için harca, konut yapalım diyor, eğitime harca, sağlığa harca diyor. Taşımacılarda bizi egale ederek böyle büyük bir proje yapmak sosyal olarak, toplumsal olarak bir katliamdır diyor. Dolayısıyla sadece sendikanın küçük çıkarı için olan bir şey değil. Bu çok daha toplumun genelini ilgilendiren bir mücadele. Bahsettiğim bu her bir güzergaha verilen eğitimde bu konular, bir bilinçlendirme süreci yaşanırken aynı zamanda farklı noktalara da değiniliyor. Ülkede var olan toplumsal sorunlar. Burada bir parantez açacağım: Daha önce bahsettiğim ‘Haiti sorunu’, yani Haitiler, Haitili göçmenler, yıllardır iki, üç jenerasyondur orada yaşayanlar var ama yurttaşlık haklarına sahip değiller. Çok büyük ayrımcılığa uğruyorlar, sömürülüyorlar.  Ve sendika kendi üyelerini, çalışanlarını ,şoförlerini Haitilerle dayanışma içinde olmaları gerektiği konusunda teşvik ediyor. Ve bunun arkasında ki adam Juan Hubieres, sendika lideri, gerçekten sendikal örgütlenme işinde çok saygı gören bir insan, insanlar onun ağzına bakıyor dolayısıyla söylediği şeyler çok ciddiye alınıyor.  Ta en yukarı seviyede azınlık haklarının böyle savunulması bence çok önemli bir veri oluyor sendikanın bakışı ve yaklaşımı açısından. Çünkü çok rahat bir şekilde bu şoförler ve muavinler toplumun yoksul kesimini oluşturanlar çok rahat bir şekilde ajitasyon yapılarak Haiti karşıtı retorikleri tekrar ederek siyasi rant elde edebilir.Ayrıca, işte toplumsal cinsiyet mevzusu. Kadınlara yönelik kendi üyelerinden gelecek en ufak bir şiddet çok net bir şekilde karşı çıkılıyor bunun vurgusu yapılıyor. Hepinizin evinizde sevgilileri, karıları, kızları var diyor çok anlaşılır bir biçimde, benim sendikam içinde şiddet olamaz diyor adam. Dinledikleri adam Juan olunca da etki yapıyor.

U.B. : Burada önce yani şimdi Türkiye’deki sendikalara baktığında onların hepsinde de sosyal politik bir ajandaları olduğu bir gerçek. Burada ilgi çeken bunun sadece bir söylem bazında değil, üyelerinin bir eğitim çerçevesinde bilinçlendirme çalışması. Sadece bunu savunma bağlamında değil kendi içinde bunu dönüştürmeye yönelik. Bu önemli. Peki bu sendika Dominik Cumhuriyeti için bir istisna mı yoksa genel olarak gelişmiş bir sendikal dünyadan bahsedebilir miyiz?

Y.A.: Hayır ülkede genel olarak bir sendikal gelenek…ülkedeki sendikal çalışmalar, en ciddi anlamda sendikalaşmış öğretmenler işte çok büyük kooperatifleri var, çok ciddi anlamda güçleri var ama işte işçilerin sendikalaşması yok. Bu şeyle de çok alakalı endüstri yok, sanayileşmemiş. Yani bahsettik turizm ve servis endüstrisi üzerinden gidiyor ve bundan önce de şeker kamışı, kahve, tarım… ve ara maddeler üzerinden dönen bir ekonomi ve burada da zaten tamamen emek sömürüsü üzerinden olduğu için sendikal bir gelişme olmamış. İki,  taşımacılık sendikasının bu kadar aktif olmasının nedeni de ellerinde büyük bir güç var. Taşımanın yüzde 80’i ellerinde olduğu için ülke trafiğini durdurabiliyorlar, geri kalmıyorlar yeri geldiğinde.

U.B:  Peki tek sendika mı bu, yani bu oluşum içinde daha azınlıkların bir sendikası

Y.A.: Bu oluşum içinde devletin yanında olan da var, KONATRANO, FENATRANO’nun alternatifi. Onun kadar çok üyesi yok ama çok hızlı bir şekilde üye almaya başlıyor çünkü devlet destek veriyor ve verilen mesaj da bu dönüşümde bizim yanımızda olanlar kazanacaktır. Özelleştirme sürecinde sizlere daha fazla şey sunulacaktır gibisinden.

U.B.: Peki bu demin ki konuyla bağlamak için, sendikal faaliyetlere,  örgütlenmeye baktığında o katılım, demokratik işleyiş olarak yine kent mücadelesinde gördüğün şeyleri gördün mü, gerçi var ki öyle bir söylem var toplumsal cinsiyet bağlamında falan. Burada da yine birlikten bahsediyoruz. Senin bahsettiğin sendika lideri karizmatik bir lider gibi gözüküyor.

Y.A.: Yani aslında benim gözlemlediğim böyle şeyden gelen, organik katılım taleplerini görmedim. Çünkü gerçekten mitleşmiş bir lider var ortada. Uzun zamandır var taşıma sendikası. Yalnız benim o bahsettiğim katılım mevzusunda, zaten bir kere güzergah üzerinden bir örgütlenme var buradakine sanırım yakın. Güzergah şoförleri, kendi sendikalarını kuruyor. O sendikalarını oluşturduğu birkaç güzergah içine alan ve en sonunda işte ulusal sendikaya kadar bağlanıyorlar.

U.B.: Bizde daha farklı galiba. Bizde kooperatifler var, Mezitli Koop., Pozcu Koop. Onların üzerinde sanıyorum otomobilciler ve turizm yani oda olarak şey yapmış. Oda da aslında bizde tam da o sendikal özerkliğin olmaması. Çünkü kamu kurumu niteliğinde sayılıyor onlar yarı bürokratik örgütlenme, daha kontrol edilebilir şeyler, sendika kadar özerk değil. Burada dolayısıyla özellikle mesela Mersin’den bildiğim ciddi olarak , tam da bu sebepten dolayı devletle çok şeyler, dirsek teması içindeler, çok aykırı  şeylerde bulunamıyorlar, farklı bir örgütlenme var.

Y.A.: Yani o kooperatiflerin de mesela sendika içinde kooperatifleşme yeni bir süreçti, onu da gördük. FENATRANO işte sendika aktivitelerinin yanında bizim ekonomik olarak da çalışmalarımız olmalı, üyelerimizin yönettiği deyip, işte bu kooperatifleşme sürecine başlamışlardı. O yeni bir gelişmeydi. Gözlemlediğim kadarıyla katılım , bu bahsettiğim toplantılarda, eğitimlerde mümkün olduğunca bu katılımcı süreçleri de işletmeye çalışıyorlardı. Şoförlerin grup çalışması yaptığını gördüm bana ilginç geldi. Küçük gruplar halinde şoförler tartışıyorlar gelip ondan sonra bunu bütün gruba aktarıyorlar. Tabi buna kendi arka planlarını,  kültürel özelliklerini katıyorlar, gidiyor, gerçekten sendika içindeki liderlerden iletişimi konusunda uzman kişileri gördüm. Bahsettiğimiz teknik uzmanlık değil de halkın dilini anlama konusunda, hepsi aynı yerden gelen insanlar.  Ve dolayısıyla o fikir alışverişlerinde gayet katılımcı süreçleri ben gözlemledim.

Şoför eğitmenlerle toplantı öncesi

U.B.: Ama şey ilginç. Tabi ya senin şansın olmuş. Ya da bu bağlamda bir genellemeye gidebilir miyiz acaba? İki tane ciddi anlamda işleyen, somut çıktıları elde edebilen ya da elde etmesi muhtemel örgütlenmeden bahsediyoruz; toplu taşıma ve işte kentsel dönüşüm diyelim kısaca. Bu ikisinin de kentsel ve çok can yakan sorunlar olması itibariyle, bu örneklerin bu kadar şey olmasında önemli bir faktör herhalde değil mi?

Y.A.:  Bir kere bir araya gelme konusunda çok büyük bir kolaylık sağlıyor. Aynı mahallede yaşıyorsun. O mahallede aynı taşıma güzergahını kullanıyorsun aynı sistemi kullanıyorsun hatta o sistem içindeki şoför senin komşun. Beraber evinin boşaltılma sorununu paylaşıyorsun. Dolayısıyla, doğru, kentin çok önemli bir noktası var.

U.B. : Siyasal  örgütlenme, siyasal kültürünü hiç şey yapabildin mi? Bu tür örgütlenmeler yeni mi yoksa Dominik’te böyle geçmişe dayanan bir siyasal örgütlenme durumu var mı?

Y.A.: Aslında Dominik için benim gözlemlediğim bu kent üzerinden ve yeni. Çünkü Latin Amerika’nın geneliyle kıyasladığımızda Dominik sivil toplum anlamında çok zayıf kalıyor.  Öyle tarihsel olarak güçlü bir örgütlenme yok. Çok öncelerden itibaren, Amerika zaten 1910’larda ve  1950’lerde ülkeyi işgal ediyor, ciddi anlamda asker çıkartıyor, işte onların deniz piyadeleri. Bu Porto Rico’laştırma gibi bir süreç deneniyor. Uzun bir dönem diktatörlerle yönetiliyor ayrıca. Amerika’nın desteklediği, eli kanlı diktatörlerle. Trujillo 30 yıl ülkeyi yönetiyor. Dolayısıyla böyle çok cılız bir sivil siyaset var ülkede. Siyaset ve siyasi kültür bahsettiğimiz belli partilerin ve bunlara bağlı güçler etrafında dönüyor.

Turjillo'nun partisi

U.B. : Şu yüzden soruyorum. Türkiye’deki sivil toplum tartışmalarında da böyle bir geleneğimiz yok, biz tebadan çıkmışız, dolayısıyla bu coğrafyada bu tür toplumsal örgütlenmenin geleceği olamaz gibi ön kabulden hareket ediliyor. Ama eğer Dominik Cumhuriyeti senin dediğin gibi geçmişten bağımsız olarak doğru bir yaklaşımla yeniden kurgulanabilir.

Y.A.: Evet, kurgulanabilir çünkü çok spesifik bir dönemden de bahsediyoruz. Çok ciddi anlamda kentleşmenin  yaşandığı 1980 sonrası bir dönem. Aynı zamanda siyasetin de kentleştiği bir dönem. Şuan Dominik için konuşuyorum ama Türkiye için de geçerli olabilir. Dolayısıyla bu dönemin kendi içinde, kendine özgü sorunları var. Bu sorunların gerektirdiği farklı bir örgütlenme ihtiyacı var. Bu örgütlenme içinde yani dolayısıyla süreci başlatmak zaten organik olarak başlıyor, kaçınılmaz olarak başlıyor. İlla zaten bir sivil toplum geleneği yoktu karamsarlığına gerek yok. He belki böyle bir sivil toplum geleneği olsaydı çok daha farklı bir boyutta olabilirdi şuan da. İcraat anlamında daha çok şey yapabiliyor olabilirdi bu koalisyon. Elle tutulur başarıları ciddi anlamda elde etmiş, kendilerine siyasi koalisyonlar da kurmuş olabilirlerdi belki.

U.B.: Ama yine de bir şeyler yapılıyor…

Y.A.: Evet ciddi anlamda bir şeyler yapılıyor.

Bir mahalleli Koalisyon posteri ile gösteri sırasında
Reklamlar

şöyleşi: dünyanın ‘en mutlu’ ülkesinde kentsel mücadele” üzerine bir yorum

  1. Ben 8 aydır santa domingodayım,bu söyleşiyi okuyunca, farklı bir gözle görür oldum bu küçük ülkeyi, bu kadar çok sorunları olduğunu bilmiyordum. Ama şunu söyleyebilirim bu kadar sorunları olan bir ülke insanın neşesi hep yerinde… saygılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s