bir ‘yatırım fırsatı’ olarak deprem


Van Depremi kent toprağı üzerinden yüksek karlar elde etme derdindeki kentsel dönüşüm sektörünün bütün bileşenleri tarafından projelerine ivme kazandırmak için adeta bir fırsat olarak sunuldu. Henüz daha deprem haberi ile sarsıldığımız ilk dakikalardan itibaren marka konut projelerinin reklamları yıkım görüntülerinin arasında ‘gel vatandaş göçük altında kalma, bizim projelerimizden daire al’ der gibi ‘iştahla’ ve her zamankinden fazla yer almaya başladı.

Sosyal medyada, belediyelerde, ülkenin her yerinde vatandaşları inanılmaz bir dayanışma, emlak sektörünü ise satış telaşı sardı. Örneğin, büyük bir emlak geliştirme şirketinin sahibi, bir televizyon kanalında ‘ey vatandaş depreme dayanıklı marka konut al’ diye açık açık deprem fırsatçılığı yaptı. Aynı işadamı ‘Türkiye Dünya’nın yıldızı, İstanbul bölgenin merkezi, yabancı yatırımcılar akacak, haydi marka konuta’ diyerek hemencecik depremi unuttu, emlak balonunu fırsat bu fırsat şişirebildiği kadar şişirdi.

Emlak geliştiricilerinin en meşhuru ise, her demecinde zaten vurguladığı gibi, ‘kentsel dönüşümün önündeki bütün engellerin kaldırılması, yatırımcıların önünün açılması, İstanbul’un %70’inin komple yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini’ deprem sonrası da her yerde tekrar ediyordu. Hatta bu meşhur hızını alamayarak ‘binalar çürük, biliyorum çünkü benim yaptığım eski binalarda deniz kabuğu, kötü kum, eksik malzeme kullandım’ bile diyebilmişti. Herhalde vicdanı da ona, bahsettiği binaları sattığı müşterilerine yeni yaptığı depreme dayanıklı marka konutlardan bedava vermesini söylemiştir.

‘Zaten piyasanın varlık sebebi her yerde her zaman maksimum kar, ne bekliyorsun ki’ denebilir. Peki depreme devlet tarafından verilen tepki nasıldı? Sorumluluğu üstlenmek yerine, baş parmaklar gösterilerek ‘artık sabrımız kalmadı, gerekiyorsa zor kullanarak kaçak yapıları ve gecekonduları yıkacağız’ denilerek adeta hedef şaşırtıldı. Ama mesele keşke bu kadar basit olsaydı. Yıkılan binaların çoğu kaçak ve gecekondu muydu gerçekten? Van’da Erciş’te o gördüğümüz, yeni yapılmış koca koca binalarda betonların altında kalan insanların bazıları evlerini ‘satılık lüks daireler’ olduğu için almış olabilir miydi?

Dünün TOKİ başkanı bugünün Çevre ve Şehircilik Bakanı, ‘Vatandaşın hiç iskânı, imarı yok ama üstünde binası varsa vatandaşa enkaz bedeli verilecek’ diyerek yılların birikimini nasıl buharlaştıracaklarının, büyük arsa sıkıntısı yaşanan İstanbul’da kolay yoldan inşaat sektörü için nasıl arsa yaratılacağının ipuçlarını veriyordu sanki. Sonuçta depremi gecekondu dönüşümü için korku ve fırsat olarak araçsallaştırmanın tam zamanıydı. ‘Eğer hiçbir alternatifi kabul etmezse kamulaştırmaya gideceğiz’ derken Tarlabaşı ve Sulukule’de yaratılan mağduriyetleri , ‘yerinden yapamıyorsak,“biz sana başka yerden konut vereceğiz” diyeceğiz’ derken de, yoksulların yükselen yeni TOKİ gettolarına sürüleceğini akla getiriyordu. Peki bütün bu değirmenin suyu nereden gelecekti? Tabi ki milyonlarca aileyi borçlandırmaktan: “Vatandaşın dairesi 70 bin TL. 120 bin TL’lik daire vereceğiz. Aradaki farkı 20 sene ödeyecek”. Hem devletin yıkım işini dert etmesine de gerek yoktu. Molozların geri dönüşümü karşılığında yıkım şirketleri bedava bu hizmeti sunmaya hazır olduklarını belirtmişlerdi. Sonuçta un var, yağ var, şeker var, öyleyse ne duruyorduk ki?

Kentsel dönüşümün bu kadar vahşice gerçekleştiği, kültür mirasını veya ekolojiyi umursamadığı, binlerce yoksulun yaşam alanlarını kaybetme riski yaşadığı, binlercesinin çoktan kaybettiği, mahallelerin çözüldüğü, sınıfsal ayrışmaya dayalı sitelerin yükseldiği, ekonominin lokomotifi olarak inşaat sektörünün her şeye rağmen desteklendiği bir gerçeklik zemini üzerinde, gecekondu dönüşümünün deprem sonrası tepeden inmeci bir şekilde yatırımcılar ve hükümet tarafından gündeme getirilmesinin korkuları körüklemesi gayet normal. Ama deprem korkusundan çok rant korkusunu. Yanlış anlaşılmasın, insanlar sağlıklı, depreme dayanıklı, yaşanabilir konutlarda, mahallelerde yaşamasın denmiyor tabi ki. TOKİ modeli dönüşüm çözümden çok sorun, rant, sağlıksız şehirleşme yaratır deniyor sadece.

Bu çekincelerle kamu aktörlerine üç soru sormakta fayda var:

1) Marmara depremi sonrası toplanan milyarlarca liranın ne kadarı depreme hazırlık için, yapı stoğunun sağlıklaştırılması için kullanıldı?

Cevabı öğrendik, meğer o paralar borç ödemek için toplanmış. Bu konunun öyle fazlaca gündeme getirilmesine gerek yokmuş.

2) Devlet kamu binalarının (okulların, hastanelerin, yurtların vs.) depremde kesinlikle yıkılmayacağının garantisini verebilir mi?

Veremez tabi ki. Çünkü depremlerde genellikle ilk yıkılan bu binalar oluyor. O zaman, rant için gecekondu dönüşümünü hızla dayatmak yerine, yaşam alanlarının katılımcı bir şekilde, insanca nasıl sağlıklaştırılacağının cevabını ararken devlet kamu bina dönüşümünü öncelikli olarak tamamlayabilir. Ülkede depreme dayanıksız tek bir kamu binasının kalmamasını sağlayabilir. Bütün ülkeye aynı tip niteliksiz TOKİ tasarımları yerine kamusal fonksiyonlara uygun, sağlıklı, yerel tasarımlı binalar yapabilir.

3) Afet sonrası toplanma alanları AVM, rezidans, site gibi kentsel rant projeleri için imara açılıyor mu, açılmıyor mu?

Açılıyor, hem de büyük bir hızla. İstanbul’da adeta açık alan talanı yaşanıyor. Herşey bugün deprem bahaneli arazi geliştirme projelerini bize dayatanların bilgileri dahilinde ve onayları sonucunda gerçekleşiyor. Toplum İçin Şehirciliğin hazırladığı, İstanbul’un Acil Eylem Planı İktidarın Rant Planlarının Kurbanı başlıklı rapor bu durumu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.( Raporu indir )

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s