beyoğlu`nda bir sokak kavgası: nam-ı diğer asmalı mescit operasyonu


Kamuoyu gündeminde Asmalı Mescit yasakları olarak yer alan, Beyoğlu Belediyesi`ni, İstiklal Caddesi ve çevresindeki birçok sokak ve caddede yer alan işletmelerle karşı karşıya getiren işgaliye uygulamasının bir anda radikal bir şekilde kısıtlanması konusunu ve bunun gerçekleşme şeklini kamusal alan, kamu yararı ve sosyal belediyecilik açılarından ele almak istiyorum.

İşgaliye, belli bir ceza / ödeme karşılığı geçici olarak sokağı kullanmak, İstiklal çevresinde olduğu gibi sokağa sandalye masa çıkartılmasına göz yummak anlamına geliyor. Dünyada özellikle sokak kültürü kuvvetli, iklimi elverişli bütün kentlerde uygulanan, ve hatta yerel yönetimler tarafından teşvik edilen oldukça standart bir uygulama aslında. Yaya geçişini engellemediği, orada yaşayanların hayatını cehenneme çevirmediği ve belli işletmeler kayırılmadığı takdirde yerel ekonomiyi canlandırmak, sokak güvenliğini arttırmak, sosyal yaşantıyı renklendirmek gibi birçok artı değer de yaratan, kamusal alanlara yeni fonksiyonlar yükleyen iyi bir uygulama olabilir.

Beyoğlu Belediyesi, kimine göre Başbakanın talimatı (ki eğer doğruysa yerel demokrasi açısından son derece vahim), kendilerine göre ise belli bir süredir devam eden şikayetler sonucunda yangından mal kaçırır gibi tabaklarının altından masaları, yemek yiyenlerin de altlarından sandalyeleri toparlayıp Beyoğlu sokaklarını masa ve sandalyelerin “işgalinden” kurtarınca yoğun bir tepki ile karşılaştı. Bu sokaklarda vakit geçiren İstanbulluların, yapılan operasyondan zararlı çıkan yüzlerce işletme ve onları temsil eden sivil toplum kuruluşlarının sert eleştirilerinin medyada yer almasından sonra da, Belediye son derece kaygan zemindeki bu işgaliye operasyonun gerekçelerini anlatmak ve ona meşruiyet sağlama amacıyla bir basın açıklamasında bulundu.

Bu açıklamada şöyle deniyordu: “Beyoğlu’nda belediyemizin, işgaliyelerle ilgili başlattığı uygulama; Medeniyetler Sahnesi olan Beyoğlu’nun; bu mirasını güçlendirmek, kamu yararını korumak için zorunlu olarak başlatılmıştır.” “Bu işletmecilerin; müşterilerini; haksız kazançlarının canlı kalkanı yaparak, kamu düzenini bozması kabul edilebilir değildir.” Sonrasında madde madde gerekçeler açıklanmış: Yayalar bazı sokakları kullanamaz hale gelmiş; işgaliyeye dayalı dükkanlar açılmış; bazı sokaklar toptan kapatılarak pazarlanmaya başlanmış; bölgede yaşayan halk arabası veya yaya olarak başka bir mekana geçemez olmuş; toplam kalitede düşüşler yaşanmaktaymış; haksız rekabetin makası açılmış vs.

Hem belediyenin açıklamaları hem de kamuoyunda meselenin yer alışıyla ilgili birkaç soru sorduktan sonra iki noktanın, kamu yararı ve kamu düzeninin bozulması mevzularının, altını çizmek istiyorum.

Sadece Asmalı Mescit mi?

Asmalı Mescit mahalle özelliğini kaybederek, tek eğlence fonksiyonu ile var olan soylulaştırılmış bir bölge. Bu hale gelmesinden belediye başta olmak üzere birçok kişi ve kurum sorumlu olduğu gibi, aldığı halden de başta orada yaşayanlar olmak üzere birçok insan rahatsızlık duyuyordur. Ancak gene birçok İstanbullu da burada vakit geçiriyor, eğleniyor. Ancak bu yasaklar Asmalı Mescit Caddesi (ve Sofyalı Sokak) ile sınırlı değil. Neredeyse Istiklal`e çıkan ve etrafındaki bütün sokakları etkiliyor. Dolayısıyla, bazı kişilerin yazdığı veya ima ettiği şekilde, mesele “fahiş fiyatlarla enayi kazıklayan, gözü doymak bilmeyen Asmalı Mescit Eğlence Sermayesi`nin ve buraya gelen şımarık gençlerin” cezalandırılmasının çok ötesinde, genel olarak kenti, sokaklarını ve o sokaklardaki yaşantıyı etkileyen bir boyutta. Asmalı Mescit`te yaşayan insanların, burayı kullanan İstanbulluların ve burada yer alan işletmelerin sorun ve isteklerini birlikte çözmek için Belediyenin bir çaba göstermesi gerekiyordu. Zabıta yolla, masa topla ile bu sorunun çözülemeyeceği açık.

Peki sadece içki mi?

Sadece içki meselesi de değil. Farklı kesimlere hitap eden, farklı şekillerde hizmet sunan, farklı fiyatlarla yiyecek içecek satan yüzlerce işletme, bulundukları onlarca sokak bu yasaktan etkilendi. Dolayısıyla varsılı, öğrenciyi; rockçıyı, türkücüyü; yerliyi, turisti, yani bu sokak ve mekanları kullanan herkesi ilgilendirmektedir. Örnek olarak aşağıda ki fotoğrafa bakabilirsiniz, daha önce ucuza çay, kahve içebileceğiniz General Yazgan Sokak`ın köşesindeki masa ve sandalyelerin yerinde bir araba park etmiş vaziyette. Bu araba gibi park etmiş daha onlarcasını görmek mümkün. Bahsi geçen kentsel mekanda hangi kullanımın daha nitelikli olduğu açık olsa gerek.

Masaların yerine arabalar

Yayalar bazı sokakları kullanamaz hale mi gelmiştir?

Doğrudur, bazı sokaklarda aşırı bir yoğunluk yaşanıyor, buralardan transit geçişler özellikle haftasonları belli saatlerde son derece güçleşiyordu. Ama zaten birçok insan bu yoğunluk sebebiyle buralara geliyordu. Yani genel olarak alan memnun satan memnun bir haldeydi. Sokakları süistimal eden, geçişleri tamamen imkansız kılan işletmelere karşı önlem almak zaten belediyenin görevi değil mi? Bunun için birçok yerde beyaz noktalar ile sınırlar çizilmişken şimdi bu sınırların dahilinde bile masa sandalyelere izin verilmemesinin sebebi nedir? Belediye açıklamada belirttiği şekilde sokakların toptan kapatılıp pazarlanmasına bugüne kadar nasıl izin verebilmiştir? Kurunun yanında neden yaşın da yanması isteniyor?

Işgaliye sınırını gösteren beyaz noktalar

Peki bu yasaklar yaya güvenliği açısından ne ifade ediyor?

İstanbullular hazır olsun, belediyenin bu uygulamalarından sonra teker teker, özellikle ara sokaklardaki işletmeler kapanmaya, buralar ıssızlaşmaya başladığında, yayaların can ve mal güvenlikleri risk altına girecektir. Kapkaçlar, hırsızlıklar, kavgalar vs. artacaktır. Çünkü canlı bir sokak aynı zamanda güvenli bir sokak demektir. Düşünün, dünya kadar alkolün tüketildiği ve milyonların geldiği Beyoğlu Sokaklarında ciddi anlamda bir güvenlik zaafiyeti yoktur. Bunun temel sebeblerinden biri, sokaklarının gece gündüz kullanılıyor olmasıdır. Birçok Dünya kentinin isteyip de beceremediğini Belediye yıkmak için uğraşmaktadır. Konu ile ilgili Jane Jacobs`un Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı (Metis) Kitabı şiddetle tavsiye edilir.

Haksız rekabetin makası açılmış mıdır?

Aşağı yukarı sokağa açılan konumdaki bütün işletmeler işgaliye uygulamasını kullanıyorlardı. Özellikle sigara yasağı sonrası zaten bir zorunluluk olarak sokak yaşantısı canlanmıştı. Şimdi bu operasyon ile Belediye, terası olan işletmeler lehinde bir haksız rekabet yaratmış olmuyor mu? Bu yasak birçok işletmeye sigara yasağını delmesi yönünde bir motivasyon sağlamıyor mu? Peki bu durumda özellikle sigara kullananlar ne yapmalı? Haksız rekabetin önlenmesi için eğer o sokak konut alanı değilse, yaya, bebek ve engelli arabaları geçişlerinin sağlama alınmasından ve bu sokaklara yönelik diğer kamusal faaliyet taleplerini değerlendirdikten sonra bütün işletmelere izin verilmesi daha sağlıklı olmaz mı?

Bu operasyon gerçekten kamusal alanın kaybına karşı ve kamu yararını korumak için mi yapılmıştır?

Bana kalırsa asıl önemli soru budur. Belediyenin kamusal alana sahip çıkma gibi bir önceliğinin olmadığını ve birçok durumda da kamu yararının aksine uygulamalarda bulunduğunu düşünüyorum. Beş somut örnek ile açıklayayım:

1) İstanbul Shopping Fest Etkinliği ve tekil markaların reklam kampanyaları kapsamında gerçeklestirilen kamusal alan işgalleri

Bütün Istanbul sokakları işgal altında

Taksim, Galatasaray ve Tünel Meydanları da dahil, bütün İstiklal Caddesi sürekli belli firmaların dev boyutlarda reklam standları ile işgal altında değil midir? Bunlara izinleri kim veriyor? Sokaklar ve meydanlar en temel kamusal alanlar iken, buralar geçici olarak ama sürekli bir şekilde özelleştirilmektedir. Aşağıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün. İstiklal Caddesi boyunca yürürken farklı markaların reklam tacizlerinden kurtulmamız mümkün değildir. Cadde boyu uzanan yıl boyu asılı duran sponsorlu yılbaşı ışıklandırması; meydanlarda yer alan ürün standları ve markaların pazarlama elemanları; geceleri bina cephelerine yansıtılan reklamlar gibi uygulamalar ile İstiklal Caddesi`nde ciddi bir kamusal mekan kaybı yaşanmaktadır. Bu sene ilk defa gerçekleştirilen ve 40 gün boyunca devam eden İstanbul Shopping Fest etkinliği ile kamusal mekan işgalleri hat safhaya çıkmıştır. Adım başı kurulan dev boyutlardaki vitrin ve maketler yüzünden yayaların caddeyi kullanımı son derece zorlaşmıştır. Acaba belediye sokakların reklam panosuna dönüşmesinin önüne geçmeyi planlamakta mıdır?

     

2) Demirören İstiklal AVM Projesi`ne yönelik usulsüzlükler ve yol açtığı kentsel sorunlara karşı duyarsızlık

Demirören Istiklal AVM

Demirören AVM adeta kente karşı işlenmiş bir suç olarak İstiklal Caddesi`nin ortasında yükselmiştir. Ne kaçak boyu, ne kentsel site verdiği zararlar, ne de caddenin yoğunluğunu arttırması engellenebilmiştir. Etrafındaki yüzlerce esnaf ile haksız rekabete girmiş, onlarcasının kapanmasına yol açmıştır. AVM`nin patronu Yıldırım Demirören, Real Madrid`in yıldızı Cristiano Ronaldo ile balkondan yaptığı show ile koca bir caddenin trafiğini kilitlemekte bir sakınca görmemiştir. Bu süreçte kamu yararını korumak için Belediye ne yapmıştır?

3) 1/1000 ölçekli Beyoğlu İlçesi, Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar planı

Yurttaş katılımı es geçilerek onaylanan Koruma amaçlı imar planı, Beyoğlu`nda yaşayanların ve sivil toplumun büyük tepkisini çekmişti. Plana yapılan itirazların birçok gerekçesi  var. Yeşil kamusal alanların yapılaşmaya açılmasından, sivil mimari örneklerinin etrafında yapı yoğunluğunun arttırmasına, Tarlabaşı gibi planlama dışı alanların yaratılmasından, Emek Sineması`nın yıkımına kadar farklı sebeblerden insanlar bu plana itiraz ettiler. Örneğin Belediye, bana sormadan benim sokağımı turizm ve kültür alanı olarak bu plana işlemiş, çok kısa bir sürede kiracı olarak oturduğum ev ve binayı görmek için otel yatırımcılarının doluşmasına sebebiyet vermiştir. Beyoğlu Belediyesi, bana ve bu sokakta oturan yüzlerce komşuma, adeta “ben sizin yerinize düşündüm, burası otel, kafe, galeri olacak, sizler de nereye giderseniz gidin” demektedir. Peki bu plan hazırlanırken, Beyoğlu`nda hazır bu kadar organize sivil girişimler, meslek kuruluşları, akademisyenler de var iken, kamu yararını korumak için neden katılımcı bir yönetim gerçekleştirilmemiştir?

4) Tarlabaşı Yenileme Projesi ile konut hakları ihlal edilen binlerce ailenin kamu yararının özelleştirilmesi

Istanbul S.O.S Talabaşı Eylemi

500 milyon dolarlık dev proje ile Tarlabaşı’nı Paris’teki Champs Elysees’ye dönüştürmeyi hedefliyoruz” diyerek Beyoğlu Belediye Başkanı Tarlabaşı Yenileme Projesi`nin bir soylulaştırma projesi olduğunu açık açık söylemektedir. Tarlabaşında yaşayan ağırlıklı olarak dar gelirli insanların 500 milyon dolarlık rant amaçlı bir projede yaşama imkanları bulunmadıklarına göre, bu proje bir zorla tahliye, yani sürgün projesi değil midir? Zorla Tahliye insan hak ihlali değil midir? Beyoğluluların insan hakları ihlal edilerek nasıl kamu yararı korunacaktır? Uluslararası Af Örgütü Belediye`nin kamu yararını hiçe sayan uygulamalarını şu şekilde sıralamış:

“Bu insanlara danışılmamış, yasal hakları konusunda bilgilendirilmemiş veya uygun alternatif barınma imkanı ya da zararlarının tazmini teklif edilmemiştir. Söz konusu durum, bu insanların haklarının bir ihlalidir. Ayrıca taciz iddiaları ile ilgili olarak da kamu görevlileri hakkında bir soruşturma başlatılmalıdır” “Beyoğlu Belediyesi yetkilileri yürürlükteki zorla tahliyeleri derhal askıya almalı ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca korumalar sağlanana kadar tahliyeleri durdurmalıdırlar” Beyoğlu Belediyesi tahliyeleri durdurmayı düşünüyor mu?

5) Emek Sineması`nın yıkılıp AVM`leştirilmesi

Karikatür: Cem Dinlenmiş

Aslen Sosyal Güvenlik Kurumu`na, yani kamuya ait Cercle D’Orient binası (ve içindeki Emek Sineması) Beyoğlu Belediyesi ve diğer kamu aktörleri tarafından özelleştirilmek istenmektedir. Bu yapı adasınının içindeki işletmeleri zorla tahliye etme, burayı yıkıp, yerine tarihi görünümlü bir kaplama cephe ve yeni bir AVM inşa etme niyeti kamu yararı ilkesi ile nasıl bağdaşmaktadır? Emek Sineması gibi son derece önemli kentsel miras yapılarını yıkmak ve buradaki işletmeleri kapamak, Beyoğlu`na ne kazandıracaktır?

Vatandaş Başkan: Beyoğlu sen ne diyorsan o!

Bu örnekleri çoğaltmamız mümkün. Beyoğlu Belediyesi`nin yerel yönetime yurttaş katılımını öne çıkaran Vatandaş Başkan diye bir hizmeti var. Ancak İstanbul`da katılım vurgulu belediyecilik uygulamalarının, yukarıda sıraladığım beş örnekte görüldüğü üzere, reklamın ötesine geçemediğini görüyoruz. İşgaliye uygulaması özelinde de, ortada kamusal alanın kaybına yönelik bir şikayet durumu söz konusu ise çözüm için belediyenin bir uzlaşma zemini araması ve olayın farklı aktörlerini (işletmeler, mahalle sakinleri, dernekler vs.) bir araya getirmesi veya onlarla ayrı ayrı görüşmesi gerekirdi. Kent oldukça karmaşık bir süreç. Bu karmaşık süreci operasyonlar üzerinden yönetmeye kalkıştığınızda çözümden çok sıkıntı doğuruyorsunuz. Yıllar önce, Belediye nasıl bir Beyoğlu, nasıl bir Asmalı, nasıl bir Tarlabaşı istiyorsunuz sorularını oralarda yaşayanlara, çalışanlara, işletmelere sormalı, onlarla birlikte karar almalıydı. Imar planı bu şekilde hazırlanmalıydı. Hem yukarıda sıraladığımız bu örnekler, hem de son olaylar yukarıdan aşağıya, demokrasi noksanı yerel yönetim anlayışının yanlışlıkları ve gerilimleri değilse nedir?

Bu durumda Beyoğlu Belediyesi`ni kamu yararını koruması için göreve çağırmak bize yani “vatandaş başkanlara” düşüyor ve…

Beyoğlu Açık Hava Reklam Panosu Olmasın!

Beyoğlu Sokakları Ölmesin!

Tarlabaşı`nda Zorla Tahliyeler Dursun!

Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planı Vatandaşlarla Birlikte Yeniden Yapılsın!

Demirören İstiklal AVM`nin Kaçak Katları Yıkılsın! 

Emek Sineması Açılsın!

demek, belediyeden kamusal alanları ve kamu yararını korumasını talep etmek, ve daha nice istek ve şikayetleriniz için iletişim numaralarını veriyoruz:

Tıklayın!

Arayın: 4440160

Reklamlar

beyoğlu`nda bir sokak kavgası: nam-ı diğer asmalı mescit operasyonu” üzerine 14 yorum

  1. sıralama kosunda tamamen haklisin ancak ülkemizde hiçbir şey sırasında yurumedigi için bu da yurumeyecektir.

    yapılış masaların kaldırılma sekline gelirsek cok doğru olmamakla beraber esas sorun yeni sistemin hemen uygulamaya konamamasidir. bunu da sehir efsanesinin gercek olduğundan başka bir nedenle aciklayamayiz. başbakan emretmiş belediye hemen masaları toplatmistir. şimdi nasıl bir calışma yapacaklarina karar verecekler ama o da bir süre geçmesine (Ramazan gibi) bu da endişeli modernleri daha da endişeli bir hale sokacaktir.

    bir de sadece haberini okudum taksim meydanindaki tüm reklamlar kaldırılmış. darısı istiklalin basına.

  2. elinize sağlık. inşallah adeleti ıskalamayan yönetimlere kavuşuruz.
    benim aklıma takılan soruyu paylaşmak istiyorum. acaba yerel demokrasiyi işletecek, genişletecek ve şeffaflatacak ara kademeler mi eksik? mesela, bu tür anlaşmazlıkların danışılabileceği şehir ombudsmanlıkları kurulsa?

  3. Klasik tek taraflı yazılardan bir tanesi olmuş. Her maddede ayrı bir bilgi eksikliği var. Bir kaç konuya değinelim isterseniz.

    yazıdan alıntı.
    “Yayalar bazı sokakları kullanamaz hale mi gelmiştir?
    Doğrudur, bazı sokaklarda aşırı bir yoğunluk yaşanıyor, buralardan transit geçişler özellikle haftasonları belli saatlerde son derece güçleşiyordu. Ama zaten birçok insan bu yoğunluk sebebiyle buralara geliyordu. Yani genel olarak alan memnun satan memnun bir haldeydi. Sokakları süistimal eden, geçişleri tamamen imkansız kılan işletmelere karşı önlem almak zaten belediyenin görevi değil mi? Bunun için birçok yerde beyaz noktalar ile sınırlar çizilmişken şimdi bu sınırların dahilinde bile masa sandalyelere izin verilmemesinin sebebi nedir? Belediye açıklamada belirttiği şekilde sokakların toptan kapatılıp pazarlanmasına bugüne kadar nasıl izin verebilmiştir? Kurunun yanında neden yaşın da yanması isteniyor?”

    Buraya insanlar bunun için geliyor, alan memnun satan memnun gibi bir genelleme ile belediyecilik yapmak gülünç olmaz mı? Yıllardır burada mücadale veren semt sakinlerini ve dilekçelerini göz önünde bulundurursak, herkes memnun değil demek ki değil mi? Olaylara neden bir de memnun olmayanların açısından bakamıyoruz? Sokakları işgal edenlere önlem almak elbette belediyenin görevi. Kamuoyunda estirilen hava bir anda masaların ve sandalyelerin toplanıp götürüldüğü, hiç bir açıklama yapılmadığı şeklinde. Oysa olayın arka planına bir bakmak gerekli. Belediye bu mekanları ne zamandır uyarıyor biliyor musunuz? Her mekana gidip kurallar fotoğraflar ile anlatıldı mı? Anlatıldı. Zabıta ekipleri masaları kaldırması için gün aşırı mekanları uyardı mı? Uyardı. Mafyöz rantçı mekanlar 2 masa iznine sahipken sokaklara 10 sıra masa çektiler mi? Çektiler. Zabıta gelince masaları kaldırıp, gidince tekrar yerine koydular mı? Koydular. Evet, zabıtanın tutumu yanlıştır, katılıyorum, ancak karşı tarafta sütten çıkmış ak kaşık olmamakla birlikte, zabıtanın zor kullanmaktan başka bir yolu var mıdır ayrıca tartışalım. Sen cezaları ve uyarıları takmayacaksın, sokakları sahipleneceksin, sonra masaların alınca ortalığı velveleye vereceksin. E ayıp oluyor biraz. Bugüne kadar neden izin veriliyordu gak guk minvalindeki cümleyi direkt geçiyorum.

    yazıdan alıntı.
    “Peki bu yasaklar yaya güvenliği açısından ne ifade ediyor?
    İstanbullular hazır olsun, belediyenin bu uygulamalarından sonra teker teker, özellikle ara sokaklardaki işletmeler kapanmaya, buralar ıssızlaşmaya başladığında, yayaların can ve mal güvenlikleri risk altına girecektir. Kapkaçlar, hırsızlıklar, kavgalar vs. artacaktır. Çünkü canlı bir sokak aynı zamanda güvenli bir sokak demektir. Düşünün, dünya kadar alkolün tüketildiği ve milyonların geldiği Beyoğlu Sokaklarında ciddi anlamda bir güvenlik zaafiyeti yoktur. Bunun temel sebeblerinden biri, sokaklarının gece gündüz kullanılıyor olmasıdır. Birçok Dünya kentinin isteyip de beceremediğini Belediye yıkmak için uğraşmaktadır. Konu ile ilgili Jane Jacobs`un Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı (Metis) Kitabı şiddetle tavsiye edilir.”

    Estirilmek istenen bir diğer hava da, buraların bu mekanlar olmadan önce kapkaç, gasp, pezevenlik yuvası olduğu, doğru düzgün yürünemeyecek sokaklar olduğudur. Rahat olun efendim öncesinde böyle değildi, sonrasında da olmaz. Hiç bir tutarlılığı olmayan hırsızlık, kavga vb. artacak savlarını bir tarafa koyup, mafyöz mekanların estirdiği terör ile birlikte sahip oldukları organize suç altyapısından konuşalım mı? Bir de bir şey merak ediyorum, sokaklar gece gündüz dolu olduğu için Beyoğlu’nda güvenlik zaafiyeti olmuyormuymuş, böyle mi gerçekten, buna mı bağlıyoruz güvenliği? 🙂

    Devamında bahsettiğiniz tünelde de bunlar var, orada da şunlar var kısmına da hiç girmiyorum. Konunun dışına çıkıyor ne yazık ki. Ülke eğitim sisteminden kaynaklanan bir eksikliğimiz var. Bir konu ile ilgili konuşurken, “ama burda da şu böyle, e o da böyle, o zaman buna ne karışıyorsunuz” seviyesine düşüyoruz, gerek yok. Sorunları ile sevapları ve günahları ile Asmalı’yı konuşalım, İmam Adnan Sokağı vd. konuşalım. Ha eğer diğerlerini ısrarla konuşmak isterseniz ben size şunu sorarım, ne yaptınız? Bir kere bu rahatsız olduğunuz konular ile ilgili dilekçe verdiniz mi? 40 günlük organize bir etkinlik ile, 12 aylık yasadışı rantı karşılaştırmak doğru mu (Her ne kadar 40 günlük organizasyonun sıkıntıları olsa da)? Belli kurallarla belirlenmiş sokaküstü reklam panolarının (ki belki doğru belki yanlış bunların kullanılması ayrı bir konu yine) hayatı olumsuz etkilemesi ile Beyoğlu işletmelerinin yaptıklarını gerçekten bir mi tutuyorsunuz?

    Tek cümlelik özetim, kusura bakmayın ama bu yazı nerden tutarsanız elinizde kalır.

    1. Şimdiye kadar bu konularda söylenen sözlerin bolluğu ve bu blogda söylenmiş olanların birikimine güvenerek fazla ekstra parantezler açmadan yazdığımdan olsa gerek, yanlış anlaşılmaya açık kalmış olması itibariyle cevap vermeye değer gördüğüm tek nokta güvenlik mevzusu. Sulukule`de, Tarlabaşı`nda, Belediye ve TOKI`nin suç, fuhuş, hırsızlık temaları üzerinden insanları nasıl marjinalize etmeye çalıştığını, yoksulluklarını nasıl kriminalize ettiklerini, sonrasında da bunun üzerinden kamuoyunda, soylulaştırmayı, yıkımları ve rantsal dönüşüm projelerini meşru kılmaya çalıştıklarını gördük. Buraları “temizlenmesi gereken bir ur” olarak sunmak için ellerinden geleni yaptılar. Bunlara karşı da sesimizi yükselttik. Ayrıca bu blogda soylulaştırmayı kritik eden birçok yazı bulabilirsiniz.

      Dolayısıyla yaya güvenliği altbaşlığı ile böyle bir hava estirmek istemem söz konusu değil. Bunu yazıyor olmam bile abes geliyor. Son derece temel ve teknik bir kent güvenliği konusundan bahsediyorum. Sokağı izleyen gözler, sokağa dönük işletmeler ve binalar, kaldırımlarda hemen her zaman birileri olursa, o sokak ve kaldırımlar daha güvenli olur. Bu tespiti yapmak için benim gibi 10 senedir Beyoğlu`nda yaşıyor olmanız, sosyoloji, sosyal kalkınma ve şehircilik eğitimi almış olmanız ve üniversitede bu konularda ders veriyor olmanız da gerekmez.

      Bu şekilde güvenliği sağlamak, sadece güvenlik kameraları ve polisiye önlemlerle sağlamaktan ayrıca daha insanidir. Beyoğlu`nun göbeğindeki evimin önündeki ıssız sokakta hemen hemen her gece bir olay olurken, arkasındaki otopark ve cafenin bulunduğu canlı sokak daha güvenlidir. Bu da çok normal. Kentler, köy ve kasabaların aksine, tanımı itibariyle `tanımadığımız insanlarla` doludur. Yaşanabilir bir şehir merkezinin en temel özelliklerinden biri insanların onca `yabancının` içinde (ki kaçınılmaz olarak bu yabancıların içinde suça yatkın olanlar da olacaktır) kendilerini güvende hissetmeleridir. En baştan korku ile sokaklara ve insanlara yaklaşması, devamında birçok başka kent sorununa davetiye çıkartır. Elde de çok basit bir formül var, sokakları canlı tutmak. Bu öneriyi, `mesken alanlarını barlarla doldurup insanların hayatlarını çekilmez kılın` şeklinde yorumlamak için insanın niyetinin de başka olması gerekir.

  4. Ben 20 senedir beyoğlunda yaşıyorum ve soylulaştırmanın başlangıç tarihini biraz daha erken bir tarihe koymak gerekli ‘1990’, istiklal caddesinin trafiğe kapatılıp yaya yolu olması. Proje eski ve partiler üstü. Güvenlik konusuna gelince sizden ve güvenliği başka araçlara bırakanlardan biraz farklı düşünüyorum. beyoğlu, hortum süleymandan sonra ‘yerleşik’ ‘serserilerin’ gönderilmesiyle krizli bir dönem geçirdi bu beyoğlunun anonimleşmesi dönemiydi. Beyoğlu, gerçekten krimanilize oldu temizlik yaramamıştı, çantası cebi kalabalığın ortasında kesilmeyen çalınmayan kalmadı tarih ‘2000’. 5 sene sürdü cici beyoğlu çalışması için emniyet, gerekmediği kadar çalıştı. şimdi emniyeti kalabalığa bırakabiliriz çünkü ticaret var! Ama ‘yerli’ kimse yok! Neyse Ben asmalıda yaşarken sokakta sadece Refik vardı , o da yazın ve 4 masa. şimdi, olan başka bir şey ve ona da neyse. Ama beyoğlu neden ve nası çöktü sorusu bu yeniden doğuştan önce hemen önümüzde duruyor, cevapla ilgili şunu söyleyebilirim beyoğlu ‘rum’ idi tekstile verdik sonra merkez geri döndü şimdi avm’ler ve dükkanlar oldu ikinci ve büyük değersizleşme için işarettir bu dükkanlar giderse ne mi olacak? masalı ya da masasız onlar zaten yoklar, 5 seneden eski mekan yok koca sokaklarda. ne olacaktı? olmayan otto 20. geleneksel mohito günlerinini mi yapacak tı? gelecek geçmiş zamanın sorusu bu, inanmayan galata köprüsüne baksın. Ve son söz, haydi canım belediye başka yalan söyle ama iki kere eskimemiş olsun, bir de işletmeler var, şimdi çok acayip bi laf edeceğim bi zahmet örgütlensinler! yani vaad ne niyet ne? canım niye geldilerdiki oraya devrimci direniş için mi? off yahu.

  5. Beyoğlu için meraklısına, çok bilinen 6 – 7 eylülden sonra ve sekiz sene sonra ki 63 yılı oluyor asıl nüfus olan Rumlar neden ve nasıl gitti? sonra Bedrettin Dalan tarlabaşı denen ucube şehir içi otoyolu şehri ortasından yararak nasıl yapabildi? İstiklal caddesini yaya yolu yapayım derken çam diken hangi belediyeydi? Hortum Süleyman kimdir, beyoğlu güzelleştirme derneğinin kurucu üyeleri kimlerdir? Bu sorulara cevap vermek gerek sonra demirören AVM gelir sonra asmalı konuşuruz. Ha ona bakarsan buralar dutluktu diyecek olanlara ayrıca selam ederim. hızımı alamamış olabilirim ama ben başka yere gidemiyorum, buralıyım.

  6. pikap bar ‘ın gürültü ve rezilliğini anlat, anlat, şikayet bitmedi yahu adamlar bi de pikap teras diye terasa da gizlice bar yaptı başımız şişti kaçtık ordan ama durmuyacağız.beyoğlu belediyesi pikap bar’a gidin ve ne yapıypor bir görün adam sokağı titretiyor ordaki ses düzeni stadyumlarda anca olur.sabahın 5 ine kadar uyku yok.Kimseyi de dinlemiyor.Gelenlerin cebe 3-5 koyup yolluyor dediler duyduğum kadarıyla.Öğüt sokaktaki pikap bar ne halde görseniz adam içeri kat çıkmış yetmemiş terasa ek kat yapmış yetmemiş yan binanın terasını almış oraya da genişlemiş 2 binanın terasında bangırdıyor, binayı pikap tan sarsarken terası ile de sokağı titretiyor.yetkiller uyuyor.nasıl iş anlamadık….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s